|
Hani "Bir yaşıma daha girdim" denir
ya, bu da öyle bir şey. Bazı generallerin Korkut Eken'e destek çıkmak
için yaptıkları açıklamada aracı olarak medya kullanıldı; ancak
açıklamaya yer veren medya organları, aynı açıklama kendilerine
gelmediği için "Bu nasıl oldu?" sorusunu yönelten başka
medya organları karşısında sus pus olmuş durumdalar.
Generallerin açıklaması kelimesi kelimesine
aynı biçimde üç gazetede yer aldı: Hürriyet, Sabah ve Gözcü... Bunlardan
Hürriyet ve Gözcü'nün sahipleri Aydın Doğan; Sabah aynı grupta değil,
ama Economist dergisinde çıkan mülâkattan, ülkemizin en büyük medya patronunun, zor duruma düşen
Sabah'a maddi destek sağladığını biliyoruz...
Generallerin açıklamasının yalnızca bu üç gazeteye
gönderilmesini ilk ele alan Milliyet oldu. "Masama böyle bir
haber düşse, hiç durmaz ben de yayınlardım" dedi gazetenin
yönetmeni. Yine de bir rahatsızlık duyuyor olmalı ki, açıklama sahiplerinin
'hangi gazeteden hangi gazeteci' ile görüştüklerini hatırlayamamaları
garabetini gündeme getirip, haberi yayımlayan gazete yöneticilerinden,
"Metin size nasıl geldi?" sorusuna cevap vermelerini istedi.
Dün de, Radikal gazetesi yönetmeni, olayı irdeleyen bir yazıyla
tartışmaya katıldı. Generaller bazı gazetelerde
yayımlanan açıklamalarına sonradan da sahip çıktıkları için, Radikal
yönetmenine göre, ortada söylendiği gibi 'şâibe' yoktu. 'Andıç'
benzetmesini de 'yersiz' buluyordu Radikal yönetmeni. Sadece, Hürriyet
ve Sabah iyi gazetecilik yapamamış (Hürriyet daha az, Sabah daha
çok suçlu) ve ellerine geçen haberi geliştirememişlerdi.
Bu tartışmanın en ilginç yönü, medyamızın 2002
yılındaki gerçek fotoğrafını çekmesi. Tartışmanın taraflarına baktığınızda
hemen anlıyorsunuz: Artık iki tarafında da aynı gruptan medya organlarının
yer aldığı tartışmalar dönemi başladı. Grup gazetelerinden biri
veya birkaçının verdiği bir haberi, yine aynı grubun bir veya birkaç
gazetesi eleştiriyor. Eleştirinin ne kadar sudan olduğunu da fark
etmiş olmalısınız: Birbirlerini görüp konuşmak için vesile aramaları
gerekmeyen, aynı çatıyı paylaşan, günlerinin büyük bölümü beraber
geçen gazete yöneticileri, kolayca öğrenebilecekleri (muhtemelen
öğrendikleri) gerçeği, kamuoyu önünde tartışıyorlar... Bizler de,
"Vay canına" diyoruz, "Ne kadar demokrat gazeteler,
ne cesur yazarlar var!"
Bizimkisi 'hâriçten gazel okumak', daha doğrusu
kardeş-kardeşe yazışan meslektaşların tartışmasına limon sıkmak
gibi olacak, ama ne yapalım? Onlar, ülkede gazete okuyan her 100
kişiden 80'nin tercih ettiği grup gazeteleri dışından gelen aykırı
görüşlere gözlerini zaten kapalı tutuyorlar. Bu bakımdan, yazacaklarımın
kafa konforlarını bozacağını sanmıyorum.
Korkut Eken'e destek vermek üzere hazırlanmış
ve üç gazetede tek sözcüğü değiştirilmeden aynen yayımlanmış haberin
'hangi gazetenin hangi muhabirine' verildiğini merak ediyorlar,
değil mi? Onları meraktan kurtarayım: O açıklama hiçbir gazetenin
hiçbir muhabirine verilmedi. Onların da bildiği gibi, Hürriyet,
Sabah ve Gözcü'ye aynı anda servis yapan bir 'muhabir' türü ülkemizde
bulunmuyor... Böylesine önemli bir haberi kendi çabalarıyla elde
eden bir muhabir ve gazetesi, başarısını, başkalarıyla neden paylaşsın
ki? Açıklamada adları kullanılan generallerin ilk anda sergilediği
söylenen şaşkınlık ise, metinden kendilerinin de yayınlandıktan
sonra haberdar olduklarının işareti.
Buraya kadar yazdıklarımda 'anlaşmış' isek,
günlerdir tartışılan olayın nasıl meydana geldiğini de keşfetmişiz
demektir. Yakın zamanlarda birçok vesileyle gündeme gelmiş, hiç
de yabancımız olmayan bir yöntem bu. Haberin gelişme biçimi de 'bildik'.
Hatta, sonrasında patlayan 'hangi gazeteci' tartışması bile, kuşkunuz
olmasın, tartışanlar farkında olmasalar dahi, önceden planlı...
Bugünlerde herkes bir şeylere şaşıyor ya, ben
de Mehmet Yılmaz ve İsmet Berkan gibi gazetecilerin 'tecâhül-i ârifâne'
(anlamını bilmeyenler bir sözlüğe bakıversinler) sergilemelerine,
hatta iz şaşırtmaya kalkışmalarına şaşıyorum.
Fehmi Koru
Yeni Şafak; 20.03.2002
|