| |
Aylık düşünce dergisi 'Yarın' Mart sayısında
'Pax Ottomana Mirası'nı dosya olarak işledi. 'Pax Ottomana' yani
'Osmanlı Barışı'... Burada kastedilen Osmanlı yönetiminin birbirinden
çok farklı dini ve etnik grupları çatıştırmadan, uzun süre bir arada
tutabilmesi...
Dergi, tarihçi İlber Ortaylı ile de bir söyleşi yapmış. Ortaylı
özetle, "Batı ve Doğu (Bizans) Roma'dan sonra Osmanlı III.
Roma İmparatorluğu'ydu... O Müslüman Roma'ydı..." diyor.
Bu cümleleri hatırlamama Derya Sazak'ın Bilgi Üniversitesi Uluslararası
İlişkiler Bölümü'nden Doç. Deniz Ülke Arıboğan ile yaptığı söyleşi
neden oldu. (Milliyet, 24 Mart)
Bakın Arıboğan ne diyor
"ABD'nin Irak'ı yenmesi taktik galibiyettir. Petrolü kontrol
edip Avrupa'ya üstünlük sağlaması ise stratejik bir kazanımdır.
Ama asıl büyük strateji ABD hegemonyasının devam ettirilmesini sağlayacak
üst yapının hazırlanmasıdır. ABD ancak bunu yaparak bir imparatorluk
olabilir. Bunun için de imparatorluğun felsefi, hukuki temellerini
oluşturması gerekiyor. Ne var ki şu anda sadece güce dayalı bir
politika izliyor. ABD'yi Roma'ya benzetiyorlar ama Roma askerden
ibaret değildi. Normları vardı, Romalılık diye bir şey vardı."
Bunun üzerine Sazak soruyor
"Yani Bush'tan Sezar olamaz."
Cevap "Sezar olur da Aurelius olamaz. Bütün savaşları kazanabilirsiniz
ama bütün barışları kazanamayabilirsiniz."
Ortaylı ile Arıboğan'ın söylediklerini bir potada eritirsek ABD'nin
yeni dünya düzenini tasarlarken; Roma ya da Osmanlı gibi sağlam
bir üst yapı kuramadığını görüyoruz. Eğer, "Ee peki üst yapısı
hazırlanmamış bu düzenin alt yapısı nasıl oluyor" derseniz;
işte o da fotoğrafta gördüğünüz gibi bir şey...
Kemalistler şaşkın
Solcular, sağcılar, İslamcılar, AB'ciler, ABD'ciler, milliyetçiler,
vs... Parti olarak örgütlenmiş olsun olmasın, bugün bütün siyasi
fikir kümeleri zor durumda. Bunlar içinde kendini en çok boşlukta
hissedeni ise galiba Kemalistler ('Cumhuriyetçiler' de denebilir.)
Niye? Çünkü altlarındaki zemin kaymış ya da tepelerindeki çatı uçmuş
durumda.
****
Şöyle oldu...
Önce AKP iktidara geldi. Bunu gören Kemalistler hemen yeni bir 28
Şubat sürecinin başlayacağını umdular. Ancak ordudan olumlu sinyaller
gelmedi. Biraz 'protokolde ve kamusal mekanda türban' tartışması
oldu, geçti.
Ardından 'tezkere' meselesi başgösterdi. Hükümet başka telden, AKP
grubu başka telden çaldı. Kemalistler hangi birine laf edeceklerini
şaşırdılar. Çünkü onlar da tezkereye karşıydı. Tam Erdoğan'a bindirecekler...
Ordu 'Hükümeti destekliyoruz; tezkere çıksaydı daha iyi olurdu'
deyiverdi.
Derken hükümetin zikzaklı görüntüsünü eleştirmeye başladılar. Eh
haksız da değillerdi. İşte bundan beslenmeye başladılar. Yani bitleri
kanlandı.
Ama o da ne Bu kez de askerler, muhalefet ve hükümet turuna çıktılar.
Bir tür 'milli mutabakat' durumu belirdi... Kemalistler yine hüsrana
uğradı!
Halbuki şunu görmeleri gerekiyordu
'İslamcılık' bizde bir muhalefet ve iktidara gelme taktiğidir. Hükümet
oldun mu idealizm biter, iç ve dış politikanın acımasız gerçekliği
adamın önüne dikiliverir. Üstelik İslami değer ve simgeler bir kampın
tekelinde değildir. Yeri geldiğinde, 12 Eylül döneminde Kenan Evren'in
söylevlerinde ayetler okuması gibi, 'herkes' tarafından kullanılır.
Ayrıca bizim ordu da böyle bir kriz döneminde Türkiye'yi hükümetsiz
bırakacak kadar deneyimsiz değildir.
Bugün hükümetin performansından memnun olan pek az kesim var. Ben
de hiç mutlu değilim. Kartların yeniden dağıtımı gerekebilir. Ama
şimdi değil İşlerin az çok 'normalleştiği' bir döneme kadar herkesin
dişini sıkması gerekiyor.
Texas aydını
Geçenlerde burada Rumeli aydını ve Anadolu aydını diye bir tanım
yaptık. Çok genel, çok kaba bir biçimde özetlersek; Anadolu aydını
(ya da entelektüeli) fikri gücünü bu ülkenin tarihinden, geleneklerinden,
dininden alıyordu. Rumeli aydını ise daha çok devlete dayanan, fikri
gücünü Avrupa'dan alan bir tipti.
Bunları düşünürken canımı sıkan bir durum vardı. Rumeli aydınının
içinden, yuvarlak hesap 1950'lerden itibaren bir kol yavaş yavaş
ayrılmaya başlamıştı. Bu tip 1980'lerde belirginleşti. 1990'larda
ise basının medyalaşması ve pop kültürün serpilmesiyle iyice etkin
hale geldi.
Sadece iki sepet getirip bir aydını ona, diğerini buna koymak yetmiyor.
Çünkü ikisine de dahil olmayan bir kesim var. Peki bunlara ne isim
vermeli?
Dün burada 'Coni-Türkler'den, 'Johnnie aydınlar'dan söz ettik. 'Rumeli'
ve 'Anadolu' neticede 'mekansal' bir mecaz, 'coğrafi' bir anlatım.
'Coni-Türkler'e sorsak, "Eh madem bizi ayrı sepete atacaksın,
bari bu 'New York' olsun" diyeceklerdir. Ama yağma yok! 'Bagel'
ve 'suşi' yemekle olmuyor bu işler. Bush'un kalemşoru gibi davranan
o kesime, sevgili başkanlarının memleketine istinaden 'Texas aydını'
mı desek acaba?
KOPYA VEREN ANNELER
Robert Lisesi öğrencisi Eren Yanık, 'Sınavcı' adlı kitap yazdı (Bulut
Yay.) Benim ilginç bulduğum bölümlerden biri velilerle ilgili olanı.
Özetle "Özel ders veren Erkan beyin derslerine anneler de bizimle
birlikte derslere girebiliyordu. Benim annem birkaç ayın ardından
bunun lüzumsuz olduğunu söyledi. Ama sonraları benim ricalarımla
o da dersleri izlemeye başladı... Kimi anneler çocukları gibi not
tutardı. Kimileri de dersi çocuğundan daha iyi dinler, sorulara
ondan önce yanıt verirdi. Hatta bazıları kopya bile verirdi."
Emre Aköz, Sabah
26.03.2003
|