|
Türkiye'nin, ihaleye bile çıkmadan 170 tankının
modernizasyonunu 668 milyon dolar bedelle İsrail'in batık IMI firmasına
vermesinin 'asıl nedeni'ni merak eden dünkü yazının ana fikri şuydu:
Ankara, bu yolla, şu anda namlularını Arafat'a
çevirmiş olan, Ortadoğu'daki kan gölüne tank sıkan İsrail devletini
finanse ediyor.
Yani, son yıllarda zarar eden, kapatılması,
özelleştirilmesi, parçalanması, işçi çıkarması hep gündemde olan,
İsrail hazinesinin 100 milyon dolar daha enjekte edip etmemesi tartışılan
IMI'nın İsrail devletine yük olmasını artık Türkiye önlüyor...
İhalesiz, apar topar, bu projeden sorumlu ama
bu işten kuşkulu iki sivil yöneticiden birinin görevden alınması,
diğerinin istifası pahasına.
Üstelik, İsrail'in bu proje karşılığında neredeyse
söz verdiği 350 milyon dolarlık su ithalatından vazgeçmesine rağmen.
Yerli yan sanayinin dışlanmasına rağmen.
Başbakan'ın vaatleri ve bazı generallerin ısrarıyla.
Bir Türk subayın Filistin polisi kıyafetini
giymiş biri tarafından öldürülmesinin hemen ardından imza atarak.
Neden acaba?
* * *
Hükümet ve askerler, IMI'ın zırhlı araçtaki
tüm deneyimlerine rağmen, İsrail basınında çıkmış haberleri dahi
okusaydılar tereddüt ederlerdi...
Ya da bütün bunları bilmelerine rağmen, o kararı,
ekonomik ve askeri kuşkulara meydan okurcasına ve Filistin'i 'meşru
müdafaa, terörü önleme ve misilleme' gerekçesiyle kana bulayan İsrail
tanklarıyla 'kanka' olmayı göze aldılar!
* * *
Şimdi 'teröre karşı' Filistin'i ezen İsrail
tanklarının da arkasında olan IMI'ın öyküsü de terörle başlıyor.
Daha İsrail devleti resmen kurulmadan, 1931-33
arasında, IMI'ın temeli, 'yeraltında' atılıyor. Yahudi Savunması
Yeraltı Örgütü 'Hagana' tarafından.
1933'den itibaren de, IMI, su pompalama istasyonları,
çamaşırhane, fırın, özel ev ve çiftlikler maskesi altında, üretime
geçiyor. 1947'de İsrail devletinin kurucu babası (o zamanki faaliyetleri
'terörist'!) Ben Gurion'un ABD'ye yolladığı IMI yöneticileri, kendi
deyişleriyle, 'İngilizlerin burnunun dibinden', silah sanayii makinelerini
içeri sokuyor... 1948'de İsrail devleti, bugün işgalle çoğalttığı
toprakların yarısı kadarında resmen kurulana ya da kurdurulana kadar.
Şimdi ortak olduğumuz miras bu.
O haliyle belki 'haklı bir dava', ama şimdi?
IMI sadece İsrail ordusunun silah ve teçhizat
gövdesini oluşturmakla kalmıyor, 1998'den beri bünyesi içinde bir
'Akademi' var: Güvenlik ve Anti-Terör Eğitimi Akademisi. Tel-Aviv
ile işgal edilmiş Kudüs arasında.
Karşı-terör, suçla mücadele, keskin nişancılık,
kent savaşı, istihbarat ve karşı-istihbarat eğitimi veren akademinin
başında, gizli servis Shin Bet'in eski yöneticilerinden Yigal Levin
bulunuyor ve İsrail hükümeti kadar, yabancı devletlere, hatta özel
şirketlere de hizmet veriyor.
Ruslar'ın, Latin Amerikalılar'ın, Afrikalılar'ın
da eğitim gördüklerine dair kayıtlar arasında Türkler'e rastlamadım
ama, kim bilir?
Ne olursa olsun, zor durumdaki, bataktaki IMI'ya
verilen ihale ve 668 milyon dolar ile şimdi resmen bu akademinin
faaliyetlerini de finanse etmiş oluyoruz. Kimlere karşı? Belki 'teröristler'e.
Ama tüm Filistinliler terörist mi? Şaron ve avanesine göre öyle!
İsrail ordusuna ucuz üretim yaptığı için görev
zararı on milyonlarca doları bulan ve İsrail Maliyesi'nin dahi yükünden
kurtulmak istediği IMI'ın kendisini, dolayısıyla İsrail saldırılarını,
dolayısıyla İsrail tanklarını finanse etmeye karar verişimiz gibi.
Bizim karar vericilerimiz ya şaşkın olmalı ya
da...
* * *
Ekim 2001'de, yani bazı İsrailliler Türk tanklarını
zaten çantada keklik gördüğü sırada, İsrail Maliye Bakanlığı'nın
kilit isimlerinden Nir Gilad, Savunma Bakanlığı Müsteşarı Amos Yaron'la
kapışıyor.
Yaron, Türkiye ile tank işini bağlayanlardan
biri.
Gilad ve çevresine göre, IMI'dan kurtulmak gerek.
Ürünlerinin çoğu dış piyasalarda bulunuyor ve kapanması Hazine'yi
rahatlatır: 'Savunma Bakanlığı IMI'ın yaşamasını istiyor çünkü ürünlerini
çok ucuza kapatıyor.'
Kasım 2001'de, Savunma Bakanlığı Ekonomi Danışmanı
David Vaish'in başkanlığındaki komitenin IMI Raporu ortaya çıkıyor.
Vaish de IMI'ın bu haliyle yaşamasının manasız
olduğu kanısında. Kısa vadede bir çok tesisinin kapatılmasını, alt
şirketlerden Ashot Ashkelon'un hemen özelleştirilmesini, ileride
IMI'ın tamamen satılmasını, Uzi gibi silahlar üreten ünitesinden
de hemen kurtulmayı öneriyor.
İşte Türkiye bu noktada can simidi atıveriyor.
Defedilmesi istenen Ashot Ashkelon'u da içine
alacak şekilde, IMI'ya büyük ikramiye çıkartarak.
Üstelik çekilişsiz!
* * *
Aynı sorularla bitirelim bugünlük:
Bu ihalenin iki sivil yöneticisinin itirazı
neydi ve neden dikkate alınmadı?
Hükümet ve askerler bu kararı nasıl bir iç huzuruyla
verdi?
Hem ekonomik, hem askeri açıdan... Ama Filistin
sımsıcak, kapkara, kıpkızıl olmuşken, hangi vicdanla?
Vicdanı da, cüzdanı da sormak hepimizin sorumluluğu.
Yarın da!
Umur Talu
Star; 02.04.2002
|