|
Türkiye, İsrail ile yürüttüğü tank projesinden
vazgeçmiyor. Büyük katliama rağmen, 668 milyon dolar tutarındaki
tank modernizasyonunu, Filistin halkına soykırım uygulayan İsrail
devletine yaptıracak.
* * *
Star'dan Umur Talu'nun tanka ait bazı soruları
var.
Tank ihalesine itirazı olan Modernizasyon Daire
Başkanı Sadık Yamaç görevden alınıyor. Yerine getirilen Sezai Öztürk
de, İsrail ile anlaşmanın tam öncesinde istifa ediyor.
Umur Talu, bu iki kişinin niçin istifa ettiğini
veya ettirildiğini öğrenmek istiyor.
İsrail'in İMİ şirketine -İsrail harp sanayiine-
beher tankın modernizasyonu için 3.9 milyon dolar ödeyeceğiz. Buna
mukabil General Dynamics tank başına 3.5 milyon dolar teklif etmiş.
General Dynamics'in daha ucuz fiyat verdiği
doğru mu? Doğruysa niçin İsrail tercih edildi?
Yukarıdaki hususların, özellikle bugünkü ortamda
iyice aydınlatılmasına gerek var!
Kürt kozu
Türkiye, İsrail'in Kürt meselesini kurcalamasından
çekiniyor. Zaten, İsrailli yetkililerin el altından yolladıkları
haberler var: "Filistin sorunu hal'edilmeden, Kürt meselesinin
hal'edilmesine izin vermeyiz."
Çünkü Ortadoğu'da Arap ülkelerini ve Türkiye'yi
yakından ilgilendiren ikinci bir ihtilâf noktası bulunsun istiyorlar.
Türkiye, bu yüzden İsrail'in stratejik ortağı
haline geldi. Bir zamanlar ilişkilerimizi en alt düzeye indirdiğimiz
İsrail ile sıkı müttefik olduk. Tank modernizasyonunu İsrail'e vermek
suretiyle, harp sanayiine dolaylı destek oluyoruz. Böylece -İsmail
Cem'in sert çıkışına rağmen- cinayetlerine ortak olmağa hazırlanıyoruz...
Unutmayalım Türk tanklarını modernize edecek şirket İsrail Military
Industries, (İsrail Askerî Sanayii) adını taşıyan devlete ait bir
kuruluş.
* * *
ABD, açıkça İsrail'e sahip çıkıyor; Bush, "savunma
refleksinden" söz ediyor. Zaten CNN İnternational'ı izlerseniz,
Amerika'nın resmi görüşünü anlarsınız. Spiker, Hamas sözcüsü ile
konuşurken "İslamî terörü" ve suçsuz sivillerin niçin
katledildiklerini sorguluyor.
Filistinliler'i köşeye sıkıştırmışsanız, gençlerin
hem bugünlerini, hem yarınlarını, hem de hayallerini çalmışsanız,
onlara, "canlı bomba" olmaktan başka, bir alternatif bırakmamışsınız
demektir.
Sivillerin katledilmesini hiçbir şartta hoş
göremezsiniz ama İsrail'in devlet terörü uygaladığını unutmamak
lâzım.
Perşembenin gelişi
Filistin-İsrail arasındaki çatışmanın bu noktaya
gelmesi kimseyi şaşırtmamalı. Yandaşlarının "Buldozer"
muhaliflerinin ise "Beyrut Kasabı" dedikleri Sharon, başbakan
seçilmesinin üzerinden henüz 13 ay geçmişken ülkesini kan gölüne
dönüştürdü.
Prof. Hasan Köni: "Barış, ya toprak vererek
sağlanır, ya güç kullanarak. Sharon ikincisini seçti" diyor.
1982'de Beyrut'ta, Filistinliler'in kaldığı
Sabra ve Şatilla mülteci kamplarını basarak katliam yapan Şaron'dan
başka ne beklenebilirdi?
İkinci intifada, Ariel Sharon'un -Hazreti Muhammed'in
Miraç'a çıktığı mekan olduğu için- Müslümanlar'ca kutsal ad'edilen
Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya girmesiyle başladı. O sırada Sharon
başbakan değildi ve aşırı sağcı Likud Partisi'nin lideri sıfatını
taşıyordu. Yani perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Sharon'un,
geçmişi, parti lideri olarak konuşmaları ve tavırları bugünleri
hazırladı. İkinci intifadanın başladığı Eylül 2000'den bu yana 340'dan
fazla İsrailli, 1000'den fazla Filistinli öldü. Ama şiddet bu kadarla
sınırlı kalmayacak. İsrail'de Filistin'i tatmin edecek bir barış
sağlanamazsa, katliam terör eylemleri biçiminde dünyaya yansıyacaktır.
Bumerangı fırlatırsanız geri döner. İsrail'in şiddeti, onu ve destekçisi
olan ülkeleri vuracaktır.
11 Eylül'den ders
ABD, 11 Eylül'den doğru bir ders çıkarsaydı,
İsrail'e kol kanat germekten vazgeçerdi. Oysa, aksine, kendisi Taliban'ın
üzerine giderken, İsrail'in de "içindeki düşmanı" yok
etme hakkı olduğunu savunuyor.
Oysa Hamas başka, Filistin Kurtuluş Örgütü başka.
Lübnan'ın güneyine hâkim olan ve şiddet eylemleriyle İsrail'in Lübnan'daki
işgalinin kalkmasını sağlayan Hizbullah örgütü de başka.
İsrail, Güney Lübnan'dan çıktıktan sonra, Hizbullah
ülke halkının iradesini temsil eden bir parti hüviyetini taşımaya
başlamış, şiddet ile ilgisini kesmişti. Ama, gelişmeler yüzünden
gene İsrail'in sınırdaki topraklarına saldırdı. Bu olaydan sonra
Lübnan Devleti üzerinde hakimiyeti bilinen Suriye, İsrail tarafından
uyarıldı.
Zaten ABD de, İran ve Irak ile birlikte Suriye'yi
de terörist devlet olarak gördüğünü açıklıyor.
Ortadoğu'da işler çok karışık. Türkiye tam bir
ateş çemberinin içinde. Ama iradesine hâkim değil.
Onur meselesi
ABD'den yayın yapan Fox News'in program spikeri,
bu ülkenin bize bakış açısını da ortaya koydu: "Irak operasyonunda
Araplar destek vermese de olur. Nasıl olsa, IMF, Türkiye'yi satın
aldı."
Sıradan bir yorumcu bile olsa, gene de cümleler
yenilir yutulur cinsten değil.
ABD Büyükelçisi, İMF'den gelen paranın yarısını
ABD'nin vergi mükelleflerince ödendiğini bir konuşmasında açıklamadı
mı?
Zaten Soros da, "Türkiye'nin en değerli
ihraç malı ordusu" derken aynı hakikatin altını çiziyordu.
Bunlar onur kırıcı sözler.
Afganistan'daki Çok Uluslu Güç'ün komutasının
Türkiye'ye verilmesi acaba bir lütuf mu yoksa muazzam bir külfet
mi? Afganistan'da gerilla savaşının başlayacağı haberleri giderek
yoğunluk kazanıyor. Bu durumda Türk askerini hedef haline getirmek
doğru mu? Üstelik ABD'nin, bu hizmetine karşı Türkiye'ye 238 milyon
dolar vereceğinden söz ediliyor.
Soros'un açıklamaları, Fox News'un haberi, Afganistan'daki
gücün komutasının Türkiye'ye bırakılması, oraya gönderdiğimiz asker
sayısının daha da artacağından söz edilmesi gibi eylem ve söylemler
biraraya gelince, onur kırıcı bir noktada bulunduğumuz ortaya çıkıyor.
Bir de Avrupa Birliği müzakereleri için, "onurlu
ortaklık" demiyorlar mı!!!
Ya askerlerimiz şehit edilmeğe başlarsa?..
* * *
Geçenlerde bir Rus yetkili, bir Türk yetkiliye
soruyordu: Filistin'de ölen subayınız için bu kadar büyük törenler
yaptınız. Afganistan'a asker gönderirken, hiç şehit olacakların
sayısının artabileceği hatırınıza gelmiyor mu? Yüzlerce şehit vermeye
hazır mısınız?
Rusya, ABD'nin Gürcistan'a Türkmenistan'a, Özbekistan'a,
Kırgızistan'a yerleşmesinden rahatsız. Bu ülkenin Afganistan'daki
mevcudiyetinden de memnun görünmüyor.
Tahmin ediyoruz Türkiye'yi inceden inceye uyarıyor.
Türkiye ise gitgide ABD'nin jandarması rolüne
soyunuyor. Üstelik İsrail'in, stratejik ortağı. Her iki ülke Müslümanlar'ı
hedef almışken Türkiye'nin aynı saflarda bulunması, acaba hangi
onurlu duruş ile izah edilebilir?
Nazlı Ilıcak
Yeni Şafak; 03.04.2002
|