| |
Kemalist bürokrasiyi eleştiren Batılı karar
vericilerin asıl hedefi Türkiye'de asker-hükümet ilişkileri
Yetkililer kesin bir dille reddediyor ama, ABD yönetiminin Türkiye'ye
gösterdiği son tepkilerin altında, Avrupa'dan sıkça gelmeye başlayan
bir itirazla aynı saptamanın olduğu öne sürülüyor: Bu saptamaya
göre, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerindeki en büyük pürüzlerden
birisini Kemalist ideoloji ve kendisini bu ideolojinin koruyucusu
sayan bürokrasi oluşturuyor. Londra merkezli düşünce kulübü IISS'in
yıllık raporunda, 'AKP sistemle oynarsa ordu müdahale edebilir'
türünden bir uyarı yapmasının altında da aynı varsayım görülebiliyor.
Sedat Ergin'in 11 Mayıs Pazar günkü Hürriyet'te sorduğu 'Wolfowitz
neden (Ordunun sorumluluğunu ön plana çıkartıp) AKP'yi kolluyor?'
sorusuna "Sorunu Kemalist bürokraside görüyorlar" diye
başlayan yanıtlar, Ankara diplomatik kulisinde giderek yaygınlaşıyor.
Bu bakışa göre, Ankara'dan edindiği siyasi nabzı dikkate alan Washington,
AKP'yi bu Kemalist bürokrasinin bir tür 'panzehiri' (kullanılan
deyim, İngilizcesi ile 'antidote') olarak değerlendiriyor. Irak
krizi nedeniyle Türkiye ile ABD arasında gerilen ilişkilerin faturası,
bu nedenle 'kadim Türk dostu' olarak tanıtılan ABD Savunma Bakan
Yardımcısı Paul Wolfowitz ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc
Grossman tarafından siyasi sorumluluğu taşıyan AKP hükümetine değil,
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne çıkarılıyor. Adı verilmeden, Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, 28 Şubat'taki Milli Güvenlik Kurulu'nda
hükümete ABD koalisyonuna girmesi için yeterli destek vermediği
ve böylece asker tezkeresinin 1 Mart'taki TBMM oylamasında kabul
edilmemesine neden olduğu için hedefe yerleştiriliyor. Ama bu arada,
28 Şubat MGK'sı ve 1 Mart oylamasına dek olan süreç sanki yok sayılıyor.
Örneğin Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, yalnızca AKP Genel Başkanı sıfatıyla
3 Aralık 2002 akşamı ABD'nin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson'ın
konutunda Wolfowitz ve Grossman'la yediği yemek unutulmuş görünüyor.
Türkiye bu yemekte ABD'nin Türkiye üzerinden Irak'a yönelik hazırladığı
askeri takvimin konuşulduğunu birkaç gün sonra Ertuğrul Özkök'ün
yazısıyla öğrendi. Bilindiği kadarıyla o yemekte ne bir asker, ne
bir diplomat vardı. Ama Erdoğan'ın yakın çalışma arkadaşları vardı.
Keza, kapısında cumhurbaşkanlarının, başbakanlarının randevu için
sıra beklediği ABD Başkanı George Bush 10 Aralık günü, 'seçim kazanan
parti lideri' sıfatıyla Erdoğan'la görüştüğünde çok az kişinin aklına
bu teveccühün asıl nedenini sorgulamak geldi. Ya da o dönemin başbakanı,
şimdiki Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 'tezkere oylamasının 28 Şubat
MGK'sı ardından yapılacağını' açıkladığında, pek az kişi bu hamlenin
arkasında "Ne yapalım? ABD ile işbirliğini askerler istiyor"
niyeti olduğunu sorguladı.
Dilin altındaki bakla
Dolayısıyla Wolfowtiz'in TBMM'nin yüzde 66'sına sahip olan AKP hükümeti
dönemindeki siyasi bir tasarruftan yalnızca 'ordunun liderlik eksikliğini'
sorumlu tutması ikna edici değil. Tam bu tartışmalar sürerken, New
York Times'ın Soli Özel'in bildirdiğine göre Türk Yahudi Cemaati'nin
etkin isimlerinden İshak Alaton'un da gayretleriyle uzun bir Erdoğan
portresi yayınlaması rastlantı mı? Sosyal demokrat görüşüyle öne
çıkan Alaton'un Irak'ta iş almak için Amerikan şirketleriyle anlaşmak
üzere olması rastlantı mı? 3 Aralık yemek ekibinden Egemen Bağış
ve ABD Ankara Büyükelçiliği Siyasi Şubesi ile yakın temastaki AKP
Genel Başkan Yardımcısı
Murat Mercan'ın 'ilişkilerdeki gerginliği azaltmak amacıyla' ABD'ye
gitme kararı rastlantı mı?
Bu durum, Türk-ABD ilişkilerindeki Irak geriliminden Kemalist bürokrasinin
sorumlu tutulduğu iddiaları ile birleşince ilginç bir tablo çıkıyor.
Çünkü 'Kimdir bu Kemalist bürokrasi?' diye sorduğunuzda, Genelkurmay,
Dışişleri ve Yargı içindeki bazı çevreler türünden bir yanıt alıyorsunuz.
ABD yönetim çevrelerinde kapalı kapılar ardında yapılan bu tartışmalar,
AB'de şeffaflıkla yürütülüyor. Avrupa Parlamentosu 12 Mayıs'ta Hollandalı
Hristiyan Demokrat üye Arie Oostlander tarafından hazırlanan Türkiye
raporundaki 'Kemalizm Türkiye'nin AB üyeliği önünde engeldir' ifadesinin
rapordan çıkarılmasını onayladı. Ancak bu konunun Avrupa'da daha
tartışılacağı, Yunanistan Dışişleri Bakan Danışmanı Kalipso Nikolaydis
ve Oxford'lu araştırmacı Gilles Bertrand'ın 13 Mayıs günkü Radikal'de
yayımlanan değerlendirmesinden belli oluyor.
Kemalizm ve Kemalist bürokrasiyi eleştiren Batılı karar vericilerin
dilinin altındaki baklanın başka olduğu anlaşılıyor: Onların asıl
eleştirmek istedikleri Türkiye'deki asker-hükümet ilişkileri. Ama
Türkiye'nin tek laik Müslüman demokrasi olmasının arksında, özünde
Batılılaşmacı ordunun rolünü hesap ettikleri için doğrudan karşıya
almak istemiyorlar. AB uyumu çerçevesinde er geç gündeme gelecek
bu konunun, Kemalizm bahane edilmek yerine, adı konularak tartışılması
vaktinin geldiği anlaşılıyor.
Murat Yetkin, Radikal
15.05.2003
|