Acaba, 21'inci yüzyılı da sadece tartışarak mı bitireceğiz?
 

Kadere bak!. 21'inci yüzyılda, Türk toplumu olarak, "İslam mı, yoksa Kemalizm mi demokrasinin engeli?" tartışmasının girdabına kapıldık..

Aslında bu tartışmanın kaynağında, tartışmasızlıklar var..

Mustafa Kemal Atatürk, hem bir kurucu devlet adamı, hem de pragmatist bir politikacıydı..

Atatürk'ün aktif siyaset hayatının (1923-1938) her dönemi, yurt ve dünya koşullarına uyumu amaçlayan, değişik tutumları içerir..

Nitekim O, bazan anti-emperyalist, bazan kökten-Batıcı, bazan devletçi, bazan özel sektörcü değil midir?

Ancak Atatürk'ten sonra, birileri (veya statüko), "Kemalizm"i icad etti..

Şimdi dondurulmuş Kemalizm, "Cumhuriyet"i, demokrasinin anti-tezi biçiminde sunuyor..

Yurt ve dünya gerçeklerine, "Değişim"e karşı Kemalizm, sanki bir duvar..

Bu duvarın arkasında da, statüko ve üretilmiş tabular var..

Örneğin, Batı ile entegrasyonun nimetlerine ilk sahip olup, modernleşen ve NATO üyeliği ile sıçrama yapan Türk Silahlı Kuvvetleri, şimdi "Kemalizm gerekçesi ile", sivil toplumun Batı ile entegrasyonunu (kaynaşmasını) sağlayacak Avrupa Birliği'ni, sanki engellemek istermiş gibi gösteriliyor..

İslam dini de, eğer bir inanç olmaktan öteye bir siyasal ideoloji gibi alınırsa, tıpkı Kemalizm gibi, "Duvar"larla çevrili..

İkinci Abbasi Halifesi El Mansur (754-75), Bağdat'ı kurarken, kentin merkezini daire biçiminde duvarlarla çevirmiş.. "Pazar"ı, yani arz ve talebin yönlendirdiği toplumsal yaşamı, duvarın dışında bırakmış..

"Siyaset" ise, tartışılmazların dünyası olarak, duvarın (Hicap) arkasında tutulmuş..

Toplumsal gelişme, dünya gerçekleri ve değişim, duvarları zorluyor..

"Berlin Duvarı" da böyle yıkılmadı mı 1989 Aralığı'nda?

Eğer toplumun demokrasi yoluyla duvarı aşması ve statükoyu değişime zorlaması engellenirse, bu defa dünya konjonktürü zorla yıkıyor duvarları..

El Mansur'dan 300 yıl sonra, Saddam'ın duvarlarını, Amerika'nın Tomahawk füzeleri yıkmadı mı?

Müslüman toplumlarda, "İslam demokrasinin engeli" mi, sorusuna cevap bulmak zor..

Çünkü bu ülkelerde, yönetime hakim olan demokrasi düşmanı otoriter rejimler (Mısır, Suriye, Tunus vb.), genellikle "Siyasal İslam tehdidi"ni, rejimlerinin varlık sebebi kılıyorlar..

Bunlara demokrasi ve özgürlük istemi ile direnen Siyasal İslam ise, iktidar olunca (mesela İran), daha katı, totaliter bir rejim getiriyor.

Acaba Türkiye'de de, hem Kemalizm, hem Siyasal İslam mı, demokrasiye karşılar?

Veya "Modernleşmek" ile, "Demokrasi" aynı şeyler ise, "Kemalist modernite"nin içeriğindeki kadın-erkek eşitliğinin, başörtüsü olayını algılaması, neden demokrasiyi zorluyor?

İşin özünde, dünyevi yaşama ait tabuların, tartışılmazların bulunmaması var..

Kadınlar inançları gereği, başlarını örtebilirler..

Ama özgür bir demokraside, kadınların başlarını örtmeleri de tartışılabilir.. Sadece, yasaklanamaz.. Başı örtülü olanlar cezalandırılamaz..

Bunun gibi "Rejimi korumak" gerekçesi ile bir ideolojiyi (örneğin Baasçılık) topluma zorla bastıranlar da, askeri gücün her şeye yetmediğini bilmek zorundalar..

Marksizm-Leninizm'i de, Sovyet Kızıl Ordusu ve nükleer silahları koruyamazdı nitekim..

Kadere bak!.

Fransızların, İngilizlerin de 21'inci yüzyılı yaşadıklarını düşünürsek, biz Türklerin takılıp kaldığı konular, biraz zaman-ötesi gibi durmuyor mu?

Mehmet Barlas, Sabah
20.05.2003