geri dön
Globalleşme tarihi sınavda  

M uhalefetteki İsrail İşçi Partisi lideri Yossi Beylin, 30 Mart'ta The New York Times 'ta yayınlanan yazısında, "Sadece ve sadece Ortadoğu'da başka bir hayatın mümkün olabileceği umudu doğduğunda terörün kökü kazınabilir" diyor. Aslında sadece 50 yıldır kendi topraklarında mülteci hayatı yaşayan Filistinliler değil; hepimiz, on yıllardır bu umudu canlı tutmaya çalışmadık mı?

1948 yılından beri paylaşılamayan o topraklar, aslında herkese yeterdi. Hem "başlarını sokacak bir vatan" hasretiyle yanıp tutuşan Yahudileri, hem de orada doğup büyümüş Filistinlileri şefkatle bağrına basabilir, büyütüp besleyebilirdi o topraklar.

Ne tarih bilgisi, ne siyaset, ne diplomasi, ne ortaya sürülen stratejik çıkar hesapları; hiçbiri "amcaoğulları" arasında elli yıldır sürüp giden bu kan davasının absürdlüğünü gizlemeye yetmiyor. İki halkın neden bir arada, iç içe veya yan yana yaşamayı beceremediği sorusuna cevap oluşturmuyor. Evet, Ortadoğu'da başka bir hayat mümkün olabilirdi.Olmadıysa, bunun suçunu sadece ABD'deki ve İsrail'deki şahinlere atmakla kimi aldatıyoruz ki...

Eğer tarihi yapan halklarsa, bu kanlı tarihi yapan da halklardır. O kana susamış kasapları, sorumsuz kovboyları başlarına seçen, empati duygusunu kaybetmiş halklar...

Ve bugün koca bir halkın köküne kibrit suyu ekilmek üzere harekete geçilmişse, dünyadaki bütün halkların bu trajedinin sorumluluğunu üç beş şahinin üstüne atmadan önce, çuvaldızı kendilerine batırmalarının zamanıdır.

***

Globalleşme bugün Ramallah'ta tarihi bir sınav veriyor.

Bu sınav bize globalleşmenin "güçlülerin hukuku"ndan, haklıların hukukuna doğru evrilme istidadı olup olmadığını gösterecek.

Globalleşmenin kaçınılmaz ve geri döndürülmez bir süreç olduğu ne kadar gerçekse, bu sürecin ilelebet ABD'nin hegemonyası altında ilerleyemeyeceği de bir başka gerçek. Eğer teröre karşı bir dünya cephesi kurulacaksa, bu cephenin kendi içinde eşit ilişkiler kurması hayati önemde. O yüzden de şimdi, global demokrasiyi, ülkeler arası eşit ilişkileri, ortak kararı, konsensüsü, karşılıklı iknayı konuşmanın, bunlar için diretmenin tam zamanı. Ve eğer globalleşmenin asıl aktörleri halklarsa, işte şimdi sıra onlarda!

Eğer globalleşme daha adil, daha barışçı, daha müreffeh bir dünya yaratacaksa, şimdi asıl aktörlerin sahneye çıkması ve "duruma el koyması" gerekiyor.

Halkının yarıdan bir fazlasının desteğini alarak iktidara gelen Bush'a herkesten önce kendi vatandaşları, kasaplarla ortaklık ederek dünya lideri olunamayacağını anlatmak zorundalar.

İsrail halkı, seçmenlerin yalnızca yüzde 60'ının oy kullandığı bir seçimle iktidara gelen Şaron'a, bir halkın yokedilmesi yoluyla "sınır güvenliği" sağlanamayacağını yüksek sesle söylemek zorunda.

Ve Avrupa kamuoyu, bugün Ramallah'ta yaşananların dün Bosna'da, Kosova'da yaşananlardan farklı olmadığını görmek, ABD'deki ve İsrail'deki şahinlerin karşısına dikilip kendi globalleşme koşullarını dayatmak zorunda.

Hakkın hukukun, adaletin yerine askeri gücü koyanlar ve Ortadoğu'da belirleyici olanın bu güç olduğunu zannedenler "güç" dengesini bir kez daha gözden geçirseler iyi olacak.

Çünkü karşılarında asıl gücünü çaresizlikten, güçsüzlükten ve kaybedecek hiçbir şeyi olmamaktan alan koca bir halk var.

Bu halk ABD ve İsrail'in koca savaş makinesi karşısında duyduğu çaresizliği, kendini feda ederek kapamaya çalışıyor.

Canlı bomba olmak için kuyruğa girmiş binlerce Filistinli gerçeği, ABD ve İsrail'in kısa görüşlü güç dengesi hesaplarının iflasının resmi değilse nedir?

Gülay Göktürk
Sabah
; 03.04.2002