geri dön
Bizim İsrail politikası  

SEDAT Ergin ve Mehmet Ali Birand dün şu soruyu soruyorlardı: ‘‘İsrail tanklarının Ramallah'ta Arafat'ın karargahını bombaladığı cuma günü, Türkiye'nin aynı İsrail'le kendi M-60 tanklarının modernizasyonu için 668 milyon dolarlık anlaşma imzalaması doğru oldu mu? Ertelemeye gitmemiz gerekmez miydi?’’

Birand ayrıca, ‘‘yahu, Dışişleri Bakanlığı'ndan bir Allah'ın kulu çıkıp da hükümete, ‘aman etmeyin, eylemeyin' uyarısında bulunmadı mı’’ diye ekliyordu.

* * *

DIŞİŞLERİ’nin uyarıda bulunup bulunmadığını bilemiyorum ama, anlaşmanın tam ana baba günlerinde imzalanması Türkiye için koca bir diplomatik gaf oluşturuyor

Ötesi, ahlaki ve insani açıdan da affedilecek yanı yok.

Kimse bahane uydurmaya kalkışmasın, ‘‘uzun vadeli stratejik işbirliği’’ teorileri veya ‘‘ucuza yeni teknoloji’’ gerekçeleri böyle bir gafı bağışlatamaz.

ABD hariç herkes Şaron'a ateş püskürürken; üyeliğini hedeflediğimiz AB başkentleri İsrail elçilerine ‘‘fırçalama notaları’’ verirken; aidiyetini taşıdığımız İslam alemi fokur fokur kaynarken, sen tut Davudi yıldızlı devletle silah sözleşmesi parafe et!

Üstelik o silah da, ekranın en güncel imajlarında namlularından Filistinlilere ölüm püskürttüğü için dünya kamuoyundaki sembolizmi berbatlaşmış tank olsun.

Eh, ‘‘Tshal’’ rumuzlu ordu şu an mülteci kamplarını helikopterle de bombalıyor.

O halde hiç durmayalım ve açmış olduğumuz muharebe helikopterleri ihalesini de hemen, İsrail'in bize pas atmak için ‘‘Ka-54 Erdoğan’’ diye vaftiz etmiş olduğu ve Ruslarla ortak satmak istediği ‘‘Kamov’’lar lehine sonuçlandıralım...

Onlar ersin muradına, biz çıkalım kerevetine, Filistinliler gitsin cehennemine!

* * *

TAMAM anladık ‘‘özel ilişkiler’’ falan filan ama, bırakın böylesine netameli bir dönemde silah modernizasyonu anlaşması imzalamak gibi gafletini, Türkiye, Ariel Şaron'un vahşi ve maceraperest politikalarına karşı çok net tutum almak zorundadır.

Hadi mümkün mertebe ‘‘reelpolitik’’ yaklaşayım ve Filistin halkının yaşadığı korkunç tragedyadaki insani ve ahlaki boyutu istemeye istemeye kenara bırakayım.

Fakat, zaten bizatihi o ‘‘reelpolitik’’ İsrail'e mesafe koymamızı gerektiriyor!

Çünkü, melun günde bile Tel Aviv'le al takke ver külah olmamız, ortak coğrafya ve kimlik paylaştığımız Arap - İslam dünyasını ‘‘küstürmek’’ rizikosunu getiriyor.

Bu riziko ise ülke çıkarlarımızla çelişiyor. Çelişir. Çelişecek de...

Böyle konjonktürlerde, tank zırhında üç paralık tasarruf ve elektronik alette iki dalgalık teknoloji hevesi, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmaya yol açar.

Ayrıca da, daha stratejik açıdan bakıldığında, Washington - Tel Aviv - Ankara eksenli genel bir dış politikanın Türkiye'nin esas hedefiyle uyuşması mümkün değildir.

* * *

DEĞİLDİR, zira rotamızın ve ütopyamızın Avrupa olduğunu söylüyoruz.

Oysa, hem siyasi etik değerlerde ABD'den çok daha dürüst davrandığı için, hem de geniş boyuttaki Akdeniz çıkarları aynı ABD'ninkilerinden farklılık arzettiği için, o Avrupa İsrail hotzotluğuna soğuk, Filistin mazlumiyetine ise sıcak bakmaktadır.

Unutmayalım, Bush, Ariel Şaron'un sırtını sıvazlarken, AB ‘‘Beyrut Kasabı’’nın Brüksel mahkemesinde savaş suçlusu olarak yargılanması ilkesini bile onaylamıştır.

Şimdi bu durumda, o AB zaten Türkiye'den ‘‘Amerika'nın Truva atı mı’’ diye şüphelenirken, Ankara'nın bir yandan Brüksel üyeliğini talep etmesi; diğer yandan o Brüksel'le zıtlaşan Washington - Tel Aviv eksenli rayda gitmesi hangi mantığa sığar?

Ve, İsrail'in özel tepki yaratmadığı bir dönemde kraldan fazla kralcı davranarak oraya büyükelçi göndermemek ve ilişkiyi maslahatgüzar seviyesinde tutmak yanılgısına düşmüş olan Türkiye şimdi nasıl olur da, tam tersine, Şaron'lu aynı İsrail'in milletler camiasında tecride sürüklendiği bugün, bırakın ‘‘istişare’’ için Tel Aviv elçimizi Ankara'ya çağırmayı, söz konusu başkentle tank modernizasyonu anlaşması imzalar?

Anlayan beri gelsin...

Hadi Uluengin
Hürriyet
; 03.04.2002