| |
"Türkiye 1920'lerin Türkiyesi değil"
diyen Prof. Eric Zurcher, laik Kemalist elitin, bugünkü dinamik
çoğulcu Türkiye'ye güvenmediğine dikkat çekiyor
Osmanlı ve Cumhuriyet tahihi uzmanı
Prof. Dr. Erik Jan Zurcher, Hollanda'da Leiden ve Amsterdam Üniversitesi'nde
Ortadoğu ve Türkiye tarihi üzerine ders veriyor. Amsterdam'da Uluslararası
Sosyal Tarih Enstitüsü Türkiye Bölümü Başkanı. Zurcher, türban dosyasına
sorularımızı yanıtlayarak katkıda bulundu.
Türkiye'deki türban yasağına sadece özgürlük konusu olarak bakılabilir
mi?
Başka seçenek var mı ki? Türban meselesine
siyasi bir konu olarak bakarsak, siyasal bir sorun yaratırız. Önemli
olan insanların kafalarının içine laikliğin yerleşmesidir. Başörtüsünün
de bununla bir ilgisi yok.
Türkiye'nin şartları türbanda örneğin Hollanda'daki geniş özgürlükçü
tavırdan daha farklı bir yaklaşımı gerektirmez mi?
Bu tür simgesel olaylara aşırı önem
verilirse gerginlik artar. Özgürlükçü tavır tüm problemleri çözmez
ama uzun vadede gerginliği azaltır. Yine de tam serbestlik söz konusu
olamaz. Mesela, Hollanda'da tamamen kapalı, Afganistan stili giymiş
Arap öğrencilerin okula girmesi engelleniyor.
LAİK TEPKİNİN KÖKLERİ
Resmi yerlerde bir sınırlama getirilebilir mi?
Bence tüm millet ve devlet adına örneğin
hâkimler, askerler gibi görev yapanların türban gibi dini ya da
etnik kimliğini gösteren giysilerle çalışması yasaklanmalı. Ancak
bu yasak başka dini ve siyasal simgeler için de geçerli olmalıdır.
Türban konusundaki laik direncin sizce tarihi kökleri yok mu? Laik
tepkileri "paranoya" olarak görmek konuyu hafife almak
değil mi?
Hiç şüphesiz tarihsel kökleri var.
İttihatçıların ve Cumhuriyet kurucularının Fransa'nın güçlü "pozitivizm"
akımından etkilenmesi, onların durumlarında ve dönemlerinde çok
doğaldı. Savaşta harap olmuş Türkiye için başka bir çağdaşlaşma
modeli düşünmek zordu. Yalnız artık bugünkü Türkiye 1920'li ve 30'lu
yılların Türkiyesi değil. Maalesef laik Kemalist elit, bazen Kemalizmin
getirdiği başarılara ve bugünkü dinamik çoğulcu Türkiye'ye yeterince
güvenmiyor ve topluma çağdışı kalmış bir gözlükle bakıyor.
'TÜRK İSLAMI FARKLI'
Radikal İslamcı hareketlerin terörizme kayması, kadını çarşafa sokması
göz önüne alınırsa, laik tepkiyi de anlamak gerekmez mi?
Bunu anlamak zor değil. Benim gibi
dışarıdan bakan birisinin, bu korkuları ihmal etmesi, hem kolay
hem de bir sorumsuzluk olurdu. Fakat radikal İslamcı terör örgütleri
ile AKP'yi de karıştırmamak lazım. Türkiye'de bir radikalleşme söz
konusu değil. Ayrıca, Türkiye İslamı bazı tarihsel gelişmelerden
dolayı Arap İslamından çok farklı. Arap ülkelerinde terörün altında
bir umutsuzluk ve öfke var ki, bu da doğrudan doğruya Filistin meselesine
ve Arapların kendi ülkelerinde gördükleri haksızlığa ve sömürgeciliğe
bağlı. Türkiye'de ise Filistin'le dayanışma duygusu çok derin değil.
Ve tüm toplumsal sorunlara rağmen insanları teröre yönelten umutsuzluk
duyguları çok yaygın değil.
Melikoff kimdir
Fransız Türkolog Prof. İrene Melikoff,
1917'de Rusya'da doğdu. 1968'de Strasbourg Türk Etütleri Enstitüsü
Başkanı oldu. Önemli bir Türkoloji dergisi olan TURCİCA'nın da kurucusuydu.
Türkçe'de "Türk Sufiliğinin İzleri", "Uyur İdik Uyardılar",
"Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe" adlı kitapları yayımlandı.
'Türbanın aslında dinle alakası yok'
Anadolu tasavvufu üzerine çalışan Prof. Melikoff, "Kimsenin
dinini ilan etmesine gerek yok. Gösterişe önem veren bunu yapar"
diyor
Sizle türban konusunu konuşmak istediğimi söyleyince, 2. Dünya Savaşı
sırasında Paris'te kadınların boyunlarına haç takmasını hatırladınız.
Neden?
Sorunuz, bende kötü tesir bırakan
bir olayı hatırlattı. Kadınlar, 1940 yılında Almanlar Paris'e girdiğinde
boyunlarında haçla sokağa çıkmaya başladı. Onlar Almanlara, "Bizim
Yahudi olduğumuzu düşünmeyin" mesajını vermek istedi. Bu olaydan
sonra bütün dini işaretlerden nefret ettim. Sonradan Müslüman olan
bir arkadaş, soğuk bir günde üzerinde beyaz bir Derviş entarisiyle
"Nerede ibadet edebilirim?" diye soruyordu. Aynı yerde
birçok Türk vardı ve hepsinin giyimleri ve davranışları normaldi.
Bu gibi tuhaf davranışları yeni bir dine girenler ya da dinini özellikle
vurgulamak isteyenler yapıyor. Onlar gösterişe önem veriyor.
Artan türbanlı görüntülere ne diyorsunuz?
1941 yılında Türkiye'ye geldiğimde
türbanlılar yoktu. Hatta o zamanlar camiler de boştu. Ama bu demek
değildi ki, Türkiye'de Müslümanlar yoktu. İstanbul'da, Ankara'da,
Mersin'de kadınların sade ve modern giyinişleri beni açıkça şaşırtmıştı.
Kitaplardan okumuş olduğum Osmanlı kıyafetlerinden izler hemen hemen
kalmamıştı. Yeni tip insan yaratılmıştı. Kemalist Türkiye devrimlerini
yapmıştı. 2000'li yıllarda sokaklarda gördüğüm çarşaflara bürünmüş
kadın kalabalığı, sanki 1940'lı yılların modern giysili kadınlarıyla
yer değiştirmişti. Giysilerin sembollere dönüştürülmesi, politik
bir faaliyet, gösterişe dayalı biçimsel bir duruşun ifadesidir.
Atatürk dünyaya yeniden gelse, herhalde bu görüntülerden rahatsız
olurdu. Ben her zaman Atatürk'e bayıldım. Umarım Türkiye'de hala
Atatürkçüler vardır.
Tasavvufta örtünme yok mu?
Sufiliği, Mevleviliği çok seviyorum.
Ancak sufilik başka, gösteriş başka. Mevlana ve Hacı Bektaş şimdi
yaşıyor olsalar tesettürden rahatsız olurlardı.
Aleviler nasıl giyiniyor?
Alevilikte türban da, gösteriş de
yok. Türbanın aslında dinle alakası yok. Dindarın dinini ilan etmesi
gereksiz. Din her kişinin özelidir, sokağa çıkarmamak lazım. Dinimi
sokakta göstermiyorsam, bu demek değil ki, ben dinsizim.
Bu sorun nasıl çözülür?
Bence bu bir moda ve geçer. Türban
takanlara zor kullanmamak lazım, isterlerse taksınlar. Kimse dikkat
etmezse bu konu sorun olmaktan çıkar. Özellikle Türkiye'de sakin
davranmak lazım. Çünkü Türkler toleranslı insanlar.
Türban Dosyası, Milliyet
05.06.2003
|