|
İSRAİL'i severiz veya sevmeyiz. Filistin'i,
Arap ülkelerini severiz veya sevmeyiz. Karşılıklı terör ve katliam
olaylarında şu haklıdır, bu haklıdır diye düşünürüz. Ancak duygusal
yaklaşımı bir yana bırakıp, biraz da gerçeklere bakmamız gerekir.
İsrail, nüfusu sadece 6 milyon 300 bin kişiden
oluşan bir ülke. Nüfusun yüzde 82'si Yahudilerden oluşuyor. Ayrıca,
İsrail küçücük bir yer. Bizim Konya ili kadar ya var, ya da yok!
Size bir bilgi daha vereyim: Dünyada toplam Yahudi nüfusu sadece
l3 milyon!
* * *
Şimdi bir an için düşünelim. Böylesine küçücük bir ülke!.. Dört
bir yanından, düşman Arap ülkeleriyle çevrili. Mısır, Ürdün, Suriye
ve Lübnan. Nefes alabildiği tek yer, Akdeniz sahili. Onların hemen
ardında, doğrudan sınır komşusu olmamakla birlikte Irak, Suudi Arabistan
ve diğer Arap ülkeleri var.
Çevredeki ‘‘düşman’’ Arap ülkelerinin toplam nüfusu, İsrail'in neredeyse
20 katı. Bütün Arap ülkeleri (buna İran'ı da ekleyin) İsrail'in
amansız düşmanı! Daha doğrusu hepsi o havayı atıyor.
Normal koşullarda bakarsanız, bu ülkelerin, İsrail'i bir kaşık suda
boğması gerekiyor.
Bir araya gelip İsrail'in üzerine kazma kürekle koşarak gitseler,
bu küçük ülkeyi duman etmeleri neredeyse işten bile değil! Hepsi
İsrail'e düşmanlık nutukları atıyor. Araplarda palavra bol. Ama
İsrail'e karşı hepsi de suspus olmuş, oturuyor...
Çünkü onlar, İsrail'den çok birbirlerinin düşmanı!
İsrail, Araplarla oynuyor. Savaş çıkınca Arapları perişan ediyor.
Koskoca Araplar, küçük İsrail'in karşısında hiçbir alanda duramıyor.
Buradan bazı dersler çıkarmak gerekiyor:
Örgütlü olmak ve teknolojiyi iyi kullanmak, bir ülkeye yeterli gücü
veriyor. Hantal Araplar bu nedenle eziliyor.
Şimdi diyeceksiniz ki ‘‘İsrail'in arkasında Amerika var’’. İyi de,
İsrail'in baş düşmanı (!) geçinen Suudi Arabistan'ın arkasında da
Amerika var.
* * *
Ortadoğu, dünyanın en karışık, karanlık ve entrikalarla dolu bölgesi.
İran-Irak savaşında molla İran rejimi, İsrail'den peşin parayla
silah satın alıyordu. Irak da aynı yola başvurmuştu.
İsrail'e karşı sadece nutuk atan Arap ülkeleri, bu küçücük ülkenin
karşısında elpençe divan duruyor. Saddam'ın gücü İsrail'e değil,
Kuveyt'e yetiyor. Suriye öyle, Ürdün kendi krallığını, Suudiler
dine dayandırdıkları vurgun rejimini koruma derdinde, Mısır topraklarını
kaptırmış, üzerine bir bardak soğuk su içmiş.
İsrail bunlarla baş ediyor; çünkü Arap ülkelerinin ciğerinin içini
biliyor. Oralardan satın aldığı en üst düzey adamlarla, her türlü
gizli bilgiye anında ulaşıyor. Arapların zayıf noktalarından sonuna
kadar yararlanıyor ve onların kendisine karşı hiçbir şey yapamayacağını
iyi biliyor.
* * *
Şimdi işin bir başka yanına değinelim. Arafat artık İsrail'in elinde
yarı esir konumunda. Dünyanın baskısı olmasa, İsrail Arafat'ı birkaç
saniye içerisinde yok edecek.
İşte bu aşamada Türkiye, Filistin ve Arafat'tan yana çıkıyor. Araplarla
aynı çizgiye girip İsrail'i resmen ve çok ağır bir dille kınıyor.
Açıkça soralım, Türkiye acaba bu söylemlerinde samimi mi? Bence
değil.
Yakın geçmişe bir bakalım, birkaç soru soralım:
- Türkiye'de binlerce insanın kanına giren PKK dahil nice terör
örgütünün militanları, ilk terör eğitimini resmi Filistin kamplarında
almadı mı?
- Kıbrıs'ta Müslüman Türkler, Hıristiyan Rumların kıyımına uğrarken,
bu Arap ülkeleriyle Filistin'den bir gün olsun onlara destek geldi
mi?
- PKK Irak, Suriye ve İran'da barınırken, 35 bin Müslüman'ın kanına
girerken, on binlercesini sakat bırakırken, bu dindaşlarımız bir
tepki verdiler mi?
- Geçmişte ve günümüzde hepsi de Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile
el ele, iç içe olmadı mı?
- Bugün de Kıbrıs Rum tarafının en büyük dostu Filistin değil mi?
* * *
Bu yazıyı İsrail'i savunmak için değil, madalyonun öbür yüzünü biraz
olsun göstermek için yazıyorum. Filistin terör kampları, bizim nice
insanımızın can vermesine neden olan ilk eğitim merkezleridir.
Araplardan ve Filistin'den, geçmişte veya günümüzde, sadece kendileri
zora düşünce ‘‘Haydi din kardeşim, dostum Türkiye, uzat bana elini’’
palavrası dışında bir destek gördük mü?.. Soruyorum, bunların hangisi
Türkiye'yi bir ‘‘dost’’ olarak gördü veya günümüzde görmektedir?
Hangisi, hangisi?
Acaba diyorum, Birinci Dünya Savaşı'nda çil çil İngiliz altınlarıyla
satın alınan Arapların arkadan vurduğu on binlerce Türk evladı Mehmetçiğin
‘‘ah’’ları mı, şimdi Ortadoğu'dan arşa, Allah'ın katına yükseliyor!
Bugünü iyi değerlendirmek istiyorsak, geçmişi unutmayalım. Elimizi
verelim ama kolumuzu kaptırmayalım.
Emin Çölaşan
Hürriyet; 03.04.2002
|