| |
Bir süre önce sözünü ettiğim Oostlander Raporu elime geçti. Okuyunca,
o yazıda tahmin ettiklerimin tahmin ettiğim gibi olduğunu gördüm.
Hollandalı Hıristiyan Demokrat bir noktada şöyle diyor: "Bu
değerlerin açıkça Yudeo-Hıristiyan ve hümanist bir toplumda ortaya
çıktığı bilinmektedir. Gelgelelim, kimse bu değerler üzerinde tekel
sahibi olamaz. Bir Müslüman toplumun da bunları pekâlâ paylaşabileceğinin
ve uyarlayabileceğinin bilinmesi gerekir.
Bu sözler, 'kültür farkı' gibi bulanık kavramlar kullanarak, Avrupa
Birliği içinde Türkiye'nin yeri olmayacağını ima edenlere verilmiş
bir cevap. Zaten bu cümlenin biraz öncesinde Oostlander bazı 'AB
yurttaşlarının' da 'Türkiye'nin normal bir üye devlet olabileceği'
konusunda ikna edilmeleri gereğine değiniyor.
Önemli olanın, 'Yudeo-Hıristiyan' değerlerin kendilerinden çok,
onlarla ve hümanizmle Batı dünyasında oluşmuş çağdaş demokratik
değerler olduğunu vurguluyor. Din farkının (Müslüman olmanın) bu
çağdaş demokratik değerlere ulaşmanın önünde engel olmadığını söylüyor.
Batı'daki sosyal demokratlardan, Oostlander'ın raporunu üstünkörü
okudukları için bu 'Yudeo-Hıristiyan' vurgulamasına kızanlar olmuş.
Oysa belli ki Oostlander o vurgulama temelinden yapılacak dışlama
girişimlerine karşı tedbir alıyor.
Din bir engel değil ama Türkiye'nin başka özellikleri engel olabilir.
Ne, örneğin?
Oostlander görüşünü şöyle açıklamış:
"Kemalist fikirler üzerinde temellenmiş bir devletin, Birlik
içinde bu kadar önem verilen değerleri kabul eden ve paylaşan bir
AB üyesi devlet haline gelmesi uzun zaman alacaktır. Bu bakımdan,
genişleme stratejisi öteki aday ülkelerde olduğundan daha farklı
yürümek zorundadır. Türkiye'nin devlete ilişkin reformların önceliği
konusunda ikna olması gerekiyor."
Dikkat ederseniz burada da kalıcı bir engelden veya bir imkânsızlıktan
söz etmiyor Oostlander. 'Uzun sürecek', 'zaman alacak' bir süreçten
söz ediyor. Neyin uzun süreceğini de ima etmiş: Türkiye'nin ikna
olması! Yani bu 'ikna olma' durumu uzun sürmez ve öncelikli 'devlete
ilişkin reformlar' bir an önce yapılırsa, söz konusu süreç de fazla
zaman almaz.
Bu noktada, dünkü yazımda değindiğim konuya dönmem gerekiyor: MGK
bildirisinde geçen 'Cumhuriyet'in nitelikleri' konusu...
O bildiride, 'Avrupa'ya uyum'un o 'nitelik'lere uygun bir anlayışla
gerçekleşeceği söylenmişti. Demek ki, en azından bu bildiriyi kaleme
alanlar açısından, 'ikna olmak' süreci zaman alıyor, daha da alacağa
benziyor.
Aramızdan birileri, şu söylenenlerden çıkan sonuca çok şaşabilir,
şaşmaktan öte bir güzel öfkelenebilirler de. Çünkü şöyle bir düşününce,
ne demiş oluyor Oostlander? Türkiye'yi 'çağdaşlık'tan ayırdığını
kabul ettiğimiz dinin, aslında bizi Avrupa'dan ayırması gerekmediğini
söylüyor. Öte yandan, bizi 'çağdaşlık' yoluna taşıdığına imanla
inandığımız milli ideolojimizin, Kemalizm'in, Avrupa ile aramızda
kolay kolay aşılamayan engeller diktiğini ileri sürmüş oluyor.
Dün, Kemalizm'in kendisinin ancak bu şekilde anlaşılması gerekmediğini
yazmıştım. Oostlander bir parlamenter; 'düşünce tarihçisi' değil
-olması da gerekmiyor. Biz ona 'Kemalizm budur' diyoruz. O da, 'Peki;
öyleyse bu dediğiniz Avrupa'ya pek uymuyor' diyor.
Dediği de doğru. Siz Kemalizm'i ve 'Cumhuriyet'in niteliklerini'
böyle anlıyor, böyle uyguluyorsanız, demokrat olmamakta siz ısrar
ediyorsunuz. Avrupalı parlamenter sadece durumu tespit eder, 'böyle
böyle' der. Ne istiyoruz, nasıl bir ülke olmak istiyoruz, olmak
istediğimiz şeyi olmak için neler yapmamız gerekiyor? Bu sorulara
cevap bulması gereken biziz.
Murat
Belge, Radikal
29.06.2003
|