| |
Oostlander'ın Türkiye hakkındaki raporu üstüne bir-iki kere yazdım
şimdiye kadar. Bu rapor Avrupa Birliği'nin kendi içsel mekanizmalarında
değişime uğradı. Resmi ve bağlayıcı bir özelliği yok. Gene de, bu
raporun sayfalarında karşımıza çıkan eleştiri veya çekinceler, herhangi
bir Avrupalı'nın Türkiye hakkında söyleyeceklerinden farklı değil.
Onun için buradaki sözlere bakmakta yarar var.
'1982'de askeri bir rejim altında kabul edilen Anayasa hukuk devletini
ve temel özgürlükleri teminat altına almaya uygun olmamakla birlikte...'
diye bir cümlecik geçiyor, örneğin. 'Hayır, öyle değil, çok iyi,
çok demokratik bir Anayasa'dır' diyecek bir Avrupalı düşünebiliyor
musunuz?
Ya da yüzde 10 seçim barajı konusu...
Raporda, bunun 'parlamentonun temsili özelliğini' zedelediği söyleniyor:
toplam seçmenin yüzde 55'ini temsil ettiği. Buna katılmayacak bir
Avrupalı olabilir mi? Katılacak olsalar onlar da böyle baraj koyardı.
Ama Avrupa'da kimse, beğendiğini büyük çoğunlukla iktidara getirmek
üzere seçim kanunu yapmayı akıl edememiştir, epeyden beri.
Oostlander HADEP'in kapatılması ve DEHAP'ın da aynı şekilde mahkemelik
olmasını, 'temel demokratik hakların pratikte teminat altına alınması
konusunda irade eksikliği' olarak yorumluyor (abç). Hangi Avrupalı
başka türlü düşünür?
Ama bu gibi 'perakende' denebilecek eleştirileri, Oostlander, raporun
'G' maddesinde genelleştirmiş. Daha önce yazdığım yazıda alıntısını
yaptığım 'Kemalizm' faslında da bu 'G' maddesine gönderme yapıyor.
Orada söylenenler de şunlar:
"Türk devletinin temel felsefesi Avrupa Birliği'ni oluşturan
değerlerle uzlaştırılması zor olan milliyetçilik, orduya verilen
önemli rol ve din karşısında katı bir tavır gibi öğeler içermektedir
ve daha az katı,
daha açık fikirli bir kültürel ve bölgesel çeşitliliğe, aynı zamanda,
ulus-devletin daha modern ve hoşgörülü anlayışına imkân verecek
şekilde..."
Bunların böyle olduğunu ve bu yönde değişmesi gerektiğini söylemeyecek
Avrupalı kim olabilir? Ama şu 'Avrupalı'yı da bırakalım. Duruma
demokrasi açısından bakan herhangi bir yerli, herhangi bir kişinin
bundan farklı tespitlerde bulunması mümkün mü?
Türkiye'de bütün bunlara bayılanlar var. Bunları ve ötesini savunmaya
hazır olanlar... Sözgelişi, 'dış baskı' karşısında, onursuzca, siyasi
hayatta ordunun tuttuğu yeri sınırlandırmaya bile razı olanlar karşısında
esip savuracak kadar gözü dönmüş kişiler var. Bir toplumun askeri
diktatörlük altında yaşamayı kabul etmesi onur kırıcı değil de,
askerini denetim altına alması onur kırıcı (ve 'yabancı kökenli
ideoloji') olabiliyor, böylelerinin hastalıklı zihninde.
Ama zaten bu hastalıklı zihin bu derece olağan olduğu için Türkiye'de
sorun var ve Türkiye'de normalleşmeye, demokratikleşmeye karşı bu
kadar güçlü bir direnç var.
Oostlander'ın raporunda saydığı, birkaçını burada alıntıladığım
bu özellikler mi, 'Cumhuriyet'in temel nitelikleri'? Bunları başka
kelimelerle anlattığınızda durum değişiyor mu veya zaten bunları
başka kelimelerle anlatmak mümkün mü?
'Cumhuriyet'in nitelikleri' gibi ibareleri yayımlanan bildirilere
eklemekle 'vatanı korumuş' olduğuna inananlar, bana göre, Cumhuriyet'in
özünde faşist olduğunu ve başka bir şey olmaması gerektiğini iddia
ederek, savunarak, Cumhuriyet'e herkesten fazla zarar veriyorlar.
Cumhuriyet'in kendisi, bütün zaaflarına, eksiklerine rağmen, böylelerinin
babasının malı olmayı hak etmiyor.
Murat
Belge, Radikal
1.07.2003
|