| |
Çelişki, çatışma, kan üstünden politika devri kapandı. Toplumu
sınıflara, cephelere bölerek kutuplaştırmak özellikle geçen yüzyılı
kana bulayan çok kötü bir siyaset anlayışıdır.
Bu yüzden insanlık çok çekti.
Türkiye de öyle.
Komünist - faşist dendi.
Ülkücü - devrimci dendi.
Yurtsever - işbirlikçi dendi.
Milli - gayri milli dendi.
Darbeler, ihtilaller yapıldı.
İç savaşlar çıktı.
Dünya savaşları patladı.
Oluk gibi kan aktı.
Sonra, kimsenin kimseyi tüketemeyeceği kafalara dank etmeye başladı.
Milliyeti, dini, mezhebi, inancı, inançsızlığı, rengi, etnik kökeni,
toplumsal yeri ne olursa olsun çatışmanın, savaşın çıkmaz yol olduğu
görüldü. Böylece farklılıkların bir arada, birbirine tahammül içinde,
hatta birbirine saygı ve hoşgörü içinde yaşatılabileceği anlaşıldı.
Çoğulcu demokrasi böyle geldi.
Çatışma değil uzlaşma böyle ağır bastı. Ama insanlık bunun için
çok ağır, çok acı bedel ödedi. Belki de insanlığın bir tür olgunlaşmasıydı
bu büyük kopuşlar...
Türkiye de yaşadı bunları.
Anımsayın kavgalarımızı:
Darbeleri... İdamları, işkenceleri... Yargısız infazları... Siyaset
yasaklarını... Hukuksuzluğu... Şiddet ve terörü... Sağda solda 'büyük
davalar' adına işlenen aşağılık cinayetleri...
Büyük acılar çekildi.
Yeter artık!
Bu satırları yazıyorum. Çünkü, dünyanın ve Türkiye'nin nereye gittiğini
anlamayan, yaşanan büyük değişimin boyutlarını algılamaktan uzak,
idrak yoksunu bazı çevreler yine kıpırdamış durumdalar.
Ne yazık ki öyle.
Demokrasiyi tehlike olarak görüyorlar. Bu yüzden ülkemizi yine cephelere
bölmenin, kutuplaştırmanın sinsi hesapları içindeler. Geçmişte "Komünistler
Moskova'ya!" diye, "Faşizm kapıda!" diye atılırdı
sloganlar.
Bu bitti.
Şimdi "Şeriat geliyor, ülke bölünüyor!" diyerek demokrasinin
köküne kibrit suyu ekmek isteyenler sağda, solda, uçlarda, daha
ilginci aynı saflarda toplanma gayreti içindeler.
En olmadık koalisyonları oluşturmak, en rezil provokasyonlara uygun
ortamları yaratmak için sahne alıyorlar. Siyasette 'düşmanlık kültürü'nün,
'siyah - beyaz' zihniyetinin en kötü örneklerini sergiliyorlar.
Toplumu yine 'dost - düşman', 'milli - gayri milli' diye bölmenin
peşindeler.
Bu amaçla, 'kuvvayı milliye' diyerek yeraltı dünyasıyla, mafyayla
işbirliği yapanlar bile var. 'Kuvvayı milliye' diyerek, 'Kızıl Elma
koalisyonu' diyerek, kökleri Cumhuriyet tarihinin en büyük soygununa
uzanan siyasal hareketi 'millici' ilan edenlere bile rastlanıyor.
Yazık!
Nereden nereye?..
Geçmişten hala ders almadılar. Geçen yüzyılı hala anlamadılar. Askerciliğin
çıkmaz yol olduğunu hala görmediler. Hala bir kibrit çakıp toplumu
tutuşturabileceklerini sanıyorlar.
Gayretleri nafile.
Başarı şansları yok.
Ama ortalığı karıştırabilirler.
Bu nedenle toplumu germek, cepheleştirmek isteyenlerin oyununa gelmeyelim.
Çünkü Türkiye doğru yolda; demokrasi oyununu öğreniyor; siyasal
ve ekonomik istikrarın temellerini atıyor.
Dip not:
Bu yazıyı yazarken, aklımda yarın Taksim Meydanı'nda toplanması
beklenen Kızıl Elma koalisyonu vardı. Türkiye'nin ihtiyacı çatışma
değil, sükunet, istikrar... Türkiye'yi provokasyonların tuzağına
çekmek isteyenlere geçit vermeyelim.
Hasan Cemal, Milliyet
29.08.2003
|