|
Tankların Sincan'a yürüdüğü gün Genelkurmay Başkanı Karadayı,
2'nci Başkan Çevik Bir'i çağırıp "Bu emri kim verdi, niye haberim
yok" diye çıkıştı. Ve kıyamet koptu
1996 yılının son günleriydi... Refahyol Hükümeti devam ettiği sürece
ülkedeki gerilimi düşürebilmenin olanağı kalmadığını artık herkes
görüyor ve "Bu işin sonunun nereye varacağını" merak ediyordu.
Askeri müdahale olasılığı Ankara kulislerinin en heyecanlı sohbet
konusu haline gelmişti. "Bu iş bitti" dedirten gelişme
yine Ankara yakınlarındaki Sincan'da yaşandı. Yılbaşında hindi ve
içki satışlarını yasaklamasıyla Genelkurmay'ın yakın takibi altına
giren Sincan'ın RP'li Belediye Başkanı Bekir Yıldız, ikinci bombayı
patlatmakta gecikmedi. Bekir Yıldız, 1997 Ocak ayı sonunda ilçe
meydanına Kudüs'teki Kubbetüs-Sahra Camii'ne benzeyen bir çadır
kurdu. 1 Şubat Cumartesi günü de Belediye'ye ait bir salonda "Kudüs
Gecesi" düzenledi. Bu gecenin görüntüleri ve burada yapılan
konuşmalar televizyonlarda yayınlanınca Türkiye'de kıyamet koptu.
Hizbullah ve İslami Cihad gibi radikal dinci örgütlerin liderlerinin
posterlerinin asıldığı salonda, bir de sözde tiyatro gösterisi düzenleniyor
ki, adeta köktendinci bir ayaklanma provası gibi...
Baghari: Şeriatçılar en akil insanlardır
Bekir Yıldız kürsüye çıkıyor ve "Başörtüsü bizim için şeref
sancağıdır. Biz kimliğimizi Kur'an'dan almak mecburiyetindeyiz"
türünden şeriat özlemleriyle dolu bir nutuk çekiyor. Ardından iran'ın
Ankara Büyükelçisi Muhammed Rıza Baghari kürsüye çıkıyor ve "Bize
köktendinci denmesinden korkmayalım. Köktendinci, şeriatçı, Hizbullahçı
insanlar en akil insanlardır. Zafer Müslümanlar'ın olacaktır"
diyor. Sincan'la ilgili haber ve fotoğrafların ertesi günkü gazetelere
ve TV ekranlarına yansıması ülke çapında infiale neden oluyor. Ertesi
sabah Sincan'da yaşananlar, konuşmalar en ince ayrıntısına kadar
Batı Çalışma Grubu'nun çekirdeğini oluşturan ekibin önüne gelmişti
bile...
Müdahale etmemiz kaçınılmaz olabilir
Orgeneral Çevik Bir, 3 Şubat Pazartesi günü Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Karadayı'ya olayla ilgili kısa bir sunum ve değerlendirme
yaptıktan sonra bazı J Başkanı Korgeneraller ile Kara Kuvvetleri
Kurmay Başkam Orgeneral Doğu Aktulga ve Genelkurmay Genel Sekreteri
Tümgeneral Erol Özkasnak ile dar kapsamlı bir toplantı yapıyor.
Toplantıda konuşulanların özeti şu: "İlk günlerdeki tahminlerimiz
bir bir çıkıyor. Siyasal islamcı hareket iyice gemi azıya almış
durumda. Adım adım hedefe gidiyorlar. Bütün toplum gelişmelerden
rahatsız ve millet bizim bir şeyler yapmamızı yani müdahale etmemizi
istiyor ve bekliyor. Gerekirse iş işten geçmeden o da yapılır...
Müdahale kaçınılmaz hale gelebilir..." Evet ilk defa o gün
o toplantıda "müdahale" gündeme geliyor. Dar toplantıda
konuşan bir korgeneral, Çevik Bir'e "Komutanım bırakın bugüne
kadar olup bitenleri, sarıklı cüppeli iftar gösterilerini, sırf
bu Sincan olayı bile ihtilal gerekçesidir. Bunlara bugün dur demezsek
yarın çok geç kalabiliriz" diyor. "Komutanla konuşacağım"
demekle yetiniyor Çevik Bir...
Karargahta Sincan'a cevap için hazırlık
Çevik Bir, Karadayı ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya ile
ayrı ayrı konuşuyor. Erkaya'da da müdahale eğilimi ağır basıyor.
Ancak Karadayı, "Milli Güvenlik Kurulu'nda bütün bunları son
kez konuşuruz sonra da gereğine bakarız" diyor. Sincan'daki
olaya bir cevap verilmesine ise onay veriyor Karadayı. Ama nasıl
bir cevap? Genelkurmay Karargahı'nda hummalı bir çalışma başlıyor.
Günün ilerleyen saatlerinde Çevik Bir'in, Kara Kuvvetleri Kurmay
Başkanı Orgeneral Doğu Aktulga ile yaptığı görüşmede Sincan'a verilecek
yanıt netleşiyor: Tankları yürütelim...
Aktulga: En seçkin birliği hazırlayın
Bu görüşmenin hemen ardından Orgeneral Bir, Genel Sekreter Erol
Özkasnak ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral Doğu Aktulga
ile yeniden bir araya geliyor. Ve tankların Sincan'dan yürütülmesi
kararına varıyorlar. Etimesgut'taki Zırhlı Birlikler Tümen Komutanlığı'na
bir emir yazılıyor. Etimesgut'tan Sincan ilçe merkezi ve Akıncı
Ana Jet Üssü olarak belirlenen güzergahta motorlu yürüyüş tatbikatı
yapılması emri, "Çok Gizli" damgasıyla sarı zarf içinde
akşam saatlerinde Zırhlı Birlikler Tümen Komutanı Tümgeneral Erdal
Ceylanoğlu'na ulaşıyor. Tümgeneral Ceylanoğlu'nu telefonla arayan
Doğu Aktulga, yazılı emri detaylandırıyor: "En seçkin birliği
hazırla! Sincan'dan geçerken o malum çadırı da bir şekilde yıkın.
İki tanka arızalanmış süsü vererek başına nöbetçi koyun ve akşam
konvoy dönüşüne kadar ilçe merkezinde bekletin..."
"Çevik paşam bu sabah tamamdır"
Tümgeneral Ceylanoğlu'nun "Emredersiniz komutanım" karşılığından
hemen sonra da Çevik Bir'in telefonunu çeviriyor Aktulga:
- Paşam konuştuğumuz gibi, Ceylanoğlu'na yürüyün emrini verdim.
Tanklar yarın sabah gün ışırken Sincan'da...
- Çok iyi yapmışsın. Haydi hayırlısı olsun bakalım...
4 Şubat sabahı Sincanlılar müthiş bir palet gürültüsüyle uyanıyorlar.
15 tank, 20 zırhlı kariyer, cip ve REO'lardan oluşan konvoy ağır
ağır Sincan'ın ana caddesinden ilerliyor.. İlçe merkezine gelindiğinde
birlik komutanı yüzbaşı çadırı arıyor, ama çadır çoktan kaldırılmış.
Çünkü kamuoyundan yükselen sert tepki RP'lileri de endişelendirmiş
ve o gün akşam saatlerinde RP Genel Merkezi, Belediye Başkanı Yıldız'a
"o çadırı kaldır" talimatı vermişti. Aktulga'nın emrettiği
gibi iki tank ve nöbetçiler kent merkezinde bırakıldıktan sonra
konvoy ağır ağır Sincan'ı baştan sona geçerek Akıncı Ana Jet Üssü'ne
doğru yol alıyor... Palet gürültülerinin Sincan caddelerinde duyulduğu
sabahın erken saatlerinden itibaren Ankara'da müthiş bir panik yaşanmaya
başlıyor. Bazı bakan ve milletvekilleri, "Eyvah darbe oldu.
Ama bizi niye tutuklamadılar, ne zaman gelecekler?" diye bir
yandan sokak kapısına yanaşacak cipi gözlemeye diğer yandan da telefonla
liderlerine ulaşmaya çalışıyorlar telaş ve korku içinde.. Darbe
oldu mu, oluyor mu konuşmaları sürerken Genelkurmay'dan kısa bir
açıklama geliyor: "Motorlu yürüyüş tatbikatı yapılıyor."
Haberi duyan Cumhurbaşkanı Demirel, önce Başyaver Reha Taşkesen'e,
"Öğren bakalım neymiş bu işin aslı" diyerek Genelkurmay'dan
gayri resmi bilgi almaya çalışırken, diğer yandan da Genelkurmay
Başkanı Karadayı'ya telefon ediyor. Karadayı, Cumhurbaşkanı Demirel
ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından 2. Başkan Çevik Bir'i
makamına çağırıyor. Çevik Bir makama girdiğinde, Karadayı'yı oldukça
gergin biçimde odanın ortasında ayakta görüyor. Selam verip, "Emredin
komutanım" diyor. Karadayı oldukça sert bir ifadeyle "Tank
emrini kim verdi?" diye soruyor. "Ben verdim komutanım"
oluyor Bir'in yanıtı. Bir an susuyor Karadayı ve şunları söylüyor:
"Keşke yapmasaydın. Durum nazik bir noktada. Cumhurbaşkanı
ile konuşuyoruz. Bu ayki MGK toplantısında her şeyi halledeceğiz..."
Çevik Bir kıpkırmızı oluyor, adeta kendini kaybediyor, Karadayı'nın
üstüne yürüyor ve iki eliyle yakasına yapışıp çok sert bir ses tonuyla
şunları söylüyor: "Komutanım Türkiye elden gidiyor, siz ne
diyorsunuz. Demirel de bizi uyutuyor. Çıkın bakın birlik komutanları
neler söylüyor, bugün Türk Silahlı Kuvvetleri'nin alt personeline
bile sorsanız hâlâ 'Bunları niye seyrediyoruz' diyorlar, İrticanın
Atatürk Cumhuriyeti'ni ele geçirişini seyredecek miyiz? Bunun sorumluluğunu
nasıl taşırız?"
Çevik Bir: Ben artık bittim çocuklar...
Bu sert konuşmadan sonra odadan çıkıyor Çevik Bir... O da, Genelkurmay
Başkanı Karadayı da, yaşanan bu tatsız olayla adeta şoka giriyorlar.
Çevik Bir, odasında bekleyen Genelkurmay İstihbarat Başkanı Çetin
Saner, Genelkurmay Harekat Başkanı Çetin Doğan, İstihbarata Karşı
Koyma ve İç Güvenlik Daire Başkanı Fevzi Türkeri, Genelkurmay Genel
Sekreteri Erol Özkasnak ve Adli Müşavir Erdal Şenel'in yanına geçiyor.
Kendini kolduğa bırakıyor ve "Çocuklar çok kötü bir şey oldu.
Ben bittim, bittim..." diyor. Hatta Adli Müşavir Erdal Şenel'e
dönüp, "Herhalde beni tutuklatırsınız artık" diye takılıyor.
Ve Genelkurmay Başkanı ile arasında olup bitenleri anlatıyor. Bütün
generaller şaşkın... Özkasnak konuşuyor: "Komutanım, gidin
yanına özür dileyin. Heyecanınızı anlayışla karşılayacaktır..."
Bir süre durum değerlendirmesi yapıyorlar ve Çevik Bir, Karadayı'nın
emir subayını arayıp "Uygunsa gelmek istiyorum" diyor.
Çevik Bir içeri girdiğinde beklentisinin aksine Karadayı, gülümseyerek
karşılıyor kendisini:
- Gel, otur...
- Komutanım çok özür dilerim, hemen istifa edebilirim...
- Hayır hayır, ben senin heyecanını anlıyorum. Bunu hiç olmamış
kabul ederiz. Ama tank emrini verdiğinde keşke benim haberim olsaydı...
İki komutan kucaklaşıyor... İkisi de az önceki tatsız olayı unutmaya
karar veriyorlar.
Bilal Çetin, Vatan
08.09.2003
|