|
Tarih 18 Ocak 1997. Demirel'e Genelkurmay'da irtica brifingi veriliyor.
Cumhurbaşkanı kanıtları yeterli bulmadığını bu sözlerle ifade ediyor
Cumhurbaşkanı Demirel, TSK'daki huzursuzluğun ve hareketliliğin
dorukta olduğunu seziyor. Rejim krizinin kapıda olduğunu görebiliyor.
Genelkurmay Başkanı Karadayı ile yaptığı haftalık görüşmede konuyu
kendisi açıyor. Karadayı, tarikat şeyhleri için Başbakanlık Konutu'nda
düzenlenen iftar yemeği ve diğer gelişmelerin TSK içinde yarattığı
tepkiyi anlatıyor. "Çok rahatsızız, endişe içindeyiz Sayın
Cumhurbaşkanım" diyor. Demirel, "İsterseniz önümüzdeki
günlerde ben size geleyim de durumu etraflıca bir anlatın, birlikte
değerlendirme yapalım" diyor. Karadayı Karargah'a döner dönmez
Cumhurbaşkanı ile aralarında geçen bu konuşmayı 2. Başkan Çevik
Bir ve kuvvet komutanlarına aktarıyor; "Cumhurbaşkanı'na bir
brifing hazırlayalım" diyor. Çevik Bir'in ilk tepkisi özetle
şu oluyor: "Emredersiniz komutanım. Brifingi hazırlayalım hazırlamasına
ama tahminim Sayın Cumhurbaşkanı bizi oyalıyor. Bu arada Erbakan
ve takımı da adım adım ilerliyor..." Güven Erkaya'dan da benzer
bir yorum geliyor...
Demirel'e 18 Ocak brifingi
Cumhurbaşkanının isteği üzerine Refahyol'un sonunu hazırlayan brifingler
dizisinin ilki 18 Ocak günü Genelkurmay Karargahı'nda Demirel'e
veriliyor. Bu brifing daha sonra basına ve yargı mensuplarına verilen
brifinglerin bir anlamda özeti niteliğinde. Örnek belge, fotoğraf
ve video bantlarla irtica tehlikesinin nasıl büyüdüğü, hükümetin
bu hareketleri önlemek bir yana cesaretlendirdiği uzun uzun anlatılıyor
Cumhurbaşkanı'na. Sonuç bölümünde de özetle şu değerlendirme yapılıyor:
"İrtica bugün Türkiye için birinci derecede tehdit haline gelmiş
bulunmaktadır. Bu nedenle TSK da tehdit önceliklerini buna göre
değiştirmiş, birinci öncelikli iç tehdit olarak bölücülüğün yanısıra
ilticayı da almış ve buna yönelik bir harekat planı oluşturmuş bulunmaktadır..."
Demirel: Abartıyorsunuz...
Cumhurbaşkanı kısa bir iki soru soruyor, net bir tepki vermiyor
brifing salonunda. Ancak brifingin sonunda Karadayı'ya dönerek diğer
komutanların da duyacağı biçimde şunları söylüyor: "Kaygılarınızı
ve hassasiyetinizi elbette anlıyorum. Ama tehlikenin bu boyuta geldiğini
zannetmiyorum, bazı konular biraz abartılı gibi geldi bana... Söylediğiniz
bazı şeyler doğru olmayabilir. Bunları tahkik etmem gerekir. Doğru
olanlarla ilgili muamele yapacağım... Sizden ricam soğukkanlılığınızı
korumanızdır. Demokratik sistemi işleterek bu sorunları aşarız,
dile getirdiğiniz bu tehdidi de demokrasi içinde bertaraf ederiz..."
'Demirel bizi oyalıyor'
Demirel'in bu sözleri, Genelkurmay Karargahı'ndaki "Cumhurbaşkanı
bizi oyalıyor" kanısını iyice pekiştiriyor. Generaller, kendi
aralarında yaptıkları değerlendirmede, "Demirel kurt politikacı,
bizim planlarımızı biliyor ve bizi oyalıyor. İyi niyetle bunu yapıyor,
ama Erbakan takımı bundan iyice cesaret alıyor" diye konuşuyorlar.
Gerçekten de Cumhurbaşkanı Demirel, hem kendi deneyim ve sezgileriyle,
hem Genelkurmay Başkanı ile yaptığı görüşmelerden aldığı izlenimlerle
bazı sonuçlar çıkarıyor. Genelkurmay'daki hareketliliğin hayra alamet
olmadığını anlıyor. Ayrıca, Başyaveri Albay Reha Taşkesen aracılığıyla
da bazı bilgiler geliyor Demirel'e. Gidişatın iyi yönde olmadığının
çok iyi farkına varıyor. O yüzden zaman kazanmaya, krizi demokratik
yollarla, hükümeti düşürerek ve ülkeyi seçime götürerek çözmeyi
planlıyor.
Geç kalırsak irtica sokak ihtilaliyle gelir
Sincan olayı ile birlikte Türkiye artık çok kritik bir sürece giriyor.
İrticai örgütler, büyük kentlerden birinde hemen her gün bir olay
yaratıyorlar. Yeşil bayraklı türban gösterileri giderek şeriatçı
bir başkaldırı görüntüsü almaya başlıyor. Bu durum, TSK'nın hemen
her kademesinde tansiyonun iyice yükselmesine neden oluyor. Ordu'nun
alt kademelerinde yaşanan tepki ve huzursuzluklar doğal olarak komuta
katma da yansıyor. Yaşanan kritik günler nedeniyle zaten sık sık
bir araya gelip durum değerlendirmesi yapan komutanlar, Sincan olayının
ardından son derece kritik bir toplantı için biraraya geliyorlar.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı'nın makamında
yapılan bu kritik toplantıya kuvvet komutanları, Jandarma Genel
Komutanı ile Genelkurmay 2'nci Başkam Orgeneral Çevik Bir katılıyor.
Gündem yine değişmiyor; hükümetin tutumu ve bu hükümet döneminde
cesaret alarak yaygınlık ve yükselme trendine giren irtica...
Toplantının "Ne yapmak gerekiyor" bölümünde ise ilk kez
"müdahale" fikri resmen ön plana çıkıyor. Genelkurmay
Başkanı'nın eğilimi "biraz daha sabredilmesi ve soğukkanlı
olunması" yönünde belirince Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral
Güven Erkaya söz alıyor: "İhtilal için ortam tam olarak hazır
oluncaya kadar beklenmesi isteniyorsa, o 'zaman' nasıl tayin edilecek?
Yani durumun ihtilali gerektirecek safhaya geldiğine neye göre karar
vereceğiz? Evet, erken teşebbüs edilirse iç ve dış kamuoyundan tepki
gelebilir... Ama geç kalırsak bu sefer de ihtilal yapılamayacak
bir duruma düşmüş olunabilir..."
Karadayı ise "Biz yasal ortamda kalalım. Kamuoyunun önüne
'Bizim yasal yerimiz Milli Güvenlik Kurulu'dur' diye çıkalım ve
oradaki kararlı tutumumuzla hadisenin üstesinden gelmeye çalışalım"
karşılığını veriyor. Erkaya, "Haklısınız ama MGK'nın yaptırım
gücü yok. MGK'daki tüm gayretlerimize rağmen sonuç alınamaz ve işler
daha kötüye giderse, irticanın sokak ihtilaliyle gelmesi olasılığına
karşı ne yapacağız? En azından onun için hazırlıklı olunmalı, bir
plan yapılmalı ve çalışmalar onun üstüne bina edilerek yoğunlaştırılmalı"
diyor.
Özetle o toplantıda şimdilik müdahale gündemden çıkıyor. Ağırlık
28 Şubat MGK'sına veriliyor...
Bilal Çetin, Vatan
10.09.2003
|