| |
Acaba, Bursa Cezaevi dinlenirken, PKK sorumlusu Sabri Ok'un, bazı
temasları ortaya çıkmasaydı, gene de Orakoğlu ve Hanefi Avcı hedef
tahtası haline gelir miydi?
Genelkurmay'da bazı deliller Apo'ya tuzak kurmak için mi, onun
adamlarıyla temasa geçti?
Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı, Bursa Cezaevi'nde bulunan
PKK temsilcisi Sabri Ok'un telefonlarını dinlerken, bazı bilgilere
ulaşmıştı. O tarihte Bülent Orakoğlu İstihbarat Daire Başkanı, Hanefi
Avcı ise İstihbarat Dairesi Teknik İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı
idi.
Abdullah Öcalan yakalandıktan sonra, İmralı'daki mahkemeye bir
tutanak sundu. 2 Haziran 1999'da Star bu tutanaklara dayanarak,
Öcalan'ın bir aracıyla ateşkes için ilişkiye girdiğini iddia etti.
3 Haziran 1999'da Hürriyet "Kim bu esrarengiz aracı" sorusunu
ortaya attı. 4 Haziran 1999'da Enis Berberoğlu "İstihbarat
oyunu Apo'yu kandırdı" başlığı ile yayınladığı makalesinde,
askerlerin Apo ile yakın temasta bulunduğunu, ama bunun tuzak olduğunu
ileri sürüyordu. Berberoğlu, Apo'nun nasıl aldatıldığını makalesinde
şu satırlarla açıklıyordu:
"1997'de Nisan ayında, Hollanda'nın Arnheim kentinde, PKK'yı
temsil eden (muhtemelen) Kâni Yılmaz ile, Genelkurmay'ın iki yetkilisi
görüşmüştür. Bunun ardından 14 Mayıs 1997'de Kuzey Irak operasyonu
gerçekleşmiştir. Aynı şekilde, 30 Temmuz 1998'de, PKK'ya cezaevinden
ateşkes isteniyor haberi gelmiş, hatta Türk tarafının iyi niyetini
kanıtlamak için Süleyman Demirel'in Mehmet Ağar'ın düğününe gitmesine
izin verilmediği mesajı PKK liderine ulaştırılmıştır. Apo da buna
inanarak 1 Eylül 1998 günü ateşkes ilân etmiştir. Halbuki ateşkesin
akabinde, Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş, ondan hemen sonra
da, 1 Ekim'de, Süleyman Demirel, PKK'yı kovması için Suriye'yi tehdit
etmiştir."
Berberoğlu, "Bu bir tuzaktır, çünkü, Apo'nun istediğinin tam
aksine hareket edilmiştir" diyordu. Ama, ya, Apo ile temas
kuran ve aracı gönderen ekiple, Kuzey Irak'a operasyon yapan veyahut
Suriye'yi tehdit eden grup birbirinden farklıysa? O zaman, Berberoğlu'nun
iddiası da çöküyordu. Pekalâ, bir kanat uzlaşma peşindeyken, farklı
görüşte olanlar askerî operasyonları sürdürebilirlerdi. Eğer Apo'ya
tuzak kurulmuşsa, bu temas sonunda hangi istihbarî bilgiler alınmış,
Türkiye lehine ne gibi bir avantaj sağlanmıştı?
5 Temmuz 1998'de, 32'nci Gün haber programında Hanefi Avcı, Mehmet
Ali Birand'a "Devlet içinde bir grubun PKK ile işbirliği yaptığını,
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın söz konusu
o kişiyi tesbit ettiğini" söylemişti.
Öcalan yakalandıktan sonra, DGM savcılarına verdiği ifadelerde,
Hanefi Avcı'yı teyit ederek ateşkes konusunu şu şekilde dile getirmişti:
"Ateşkes önerisi bize Avrupa temsilcimiz Kâni Yılmaz ve Şahin
kod adlı Ferhat Abdi isimli arkadaş tarafından getirildi. Abdi Şahin
isimli arkadaşımıza da, Selim Okçuoğlu isimli ve avukatlık yapan
HADEP'te de faaliyet gösteren kişi getirmiş.
Bana getirilen ateşkes önerisi çok kapsamlıydı. Olağanüstü halin
ve geçici köy koruculuk sisteminin kaldırılacağı, Türkiye'nin üniter
yapısına halel gelmemek kaydıyla bir takım düzeltmelere girişileceği
belirtiliyordu. Bu belge sanırım şimdi Avrupa arşivimizdedir. Aynı
konuda, cezaevleri temsilcimiz Sabri Ok'la bir görüşme yapılmış.
Sabri Ok, kendisi ile de görüşüldüğünü ve aynı önerilerin kendisine
de yapıldığını söyledi. Yine sanırım Genelkurmay'ın Toplumsal İlişkiler
Başkanlığı'nda çalışan bir Albay, Brüksel'deki temsilciliğimize
kadar gelmiş ve aynı önerileri getirmiş. Ben önerilerin ciddiyetine
inandım."
Dikkat ederseniz Abdullah Öcalan, MGK gizli yönetmeliğin meydana
çıkmasından sonra, gündeme giren Toplumsal İlişkiler Başkanlığı'ndan
söz ediyor. Bu başkanlık, psikolojik harekâtı yürütüyor. Gerçekten
Apo'ya tuzak mı kurulmuştu, yoksa, farklı ve tamamen bağımsız hareket
eden bir kanat mı böyle bir işe soyunmuştu? Orasını anlamak zor.
Bülent Orakoğlu, Selim Okçuoğlu'nun Apo ile İmralı'da görüşme yaptığını,
sonradan yurt dışına çıkıp kaybolmasına izin verildiğini hatırlatıyor.
İster istemez insanın zihninde bazı soru işaretleri beliriyor. Bülent
Orakoğlu'na yönelik tehditler... Orakoğlu'nun alelacele Türkiye'den
uzaklaştırılması... Sonradan hem onun, hem de dinlemeleri yapan
Hanefi Avcı'nın yargılanmaları... Muhtemelen siyasilerden de gizli
tutulan Toplumsal İlişkiler Başkanlığı'nın Brüksel'deki temasları...
Apo yakalanınca avukat olarak ortaya çıkan Selim Okçuoğlu'nun, birden
bire yurt dışına gidip, ortadan kaybolması.
Eğer, 28 Şubat olayı olmasaydı ve Türkiye'de asker siyaset ilişkileri
doğal dengesi içinde yürüseydi, kimse, "Ne dolaplar döndü?"
diye şüphelenmezdi. Ama şimdi kuşku duyuyoruz: Acaba, 28 Şubat'ın
temelinde sadece irtica değil de, PKK ile bazı ilişkileri gizleme
çabaları da mı yatıyor?
Kupür altı 1: Kıyamet Koparan Belge: Batı Çalışma Grubu belgesi
10 Temmuz 1997'de Sabah gazetesinde yayınlandı. Belgeyi Deniz Kuvvetleri
Komutanı adına Koramiral Aydan Erol imzalamıştı. Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı, her alt birimden, kendi bölgelerindeki, dernekler,
vakıflar, meslek kuruluşları, işçi ve işveren sendikaları, konfederasyonlar,
yüksek öğretim kurumları, yurtlar, üst düzey yöneticiler (vali,
kaymakam, belediye başkanları ve daire başkanlarına ait biyografiler
ve bu kişilerin siyasi görüşleri) il genel meclisi üyeleri, siyasi
partiler, partilerin il ve ilçe teşkilâtı yönetim kadroları, yerel
tv, radyo, gazete vs. hakkında bilgi toplanmasını, bilgilerin derlenmesinde
gizliliğe azami dikkat gösterilmesini talep ediyordu.
Kupür altı 2: 28 Şubat'ta işbirliği: 3 Temmuz 1997'de, Hürriyet
gazetesi, "Müthiş İtiraf" başlığıyla yayınlandı. "Casus
onbaşı" Kadir Sarmusak'ın itirafları ele geçirilmişti! Sarmusak,
"Emri İstihbarat Başkanı Orakoğlu'ndan aldım" diyordu.
Bugünkü bilgiler ışığında olayları değerlendirirsek, medya-asker
arasındaki dayanışmayı daha iyi anlayabiliriz. Sarmusak, Batı Çalışma
Grubu belgesi Genelkurmay'a ulaşınca, tutuklanmış, işkence altında
Orakoğlu'nu suçlamıştı.
Ama bu suçlamalar, ilk başta basına yansıtılmadı. Sarmusak'a sadece
35 günlük oda hapsi cezası verildi. Orakoğlu da, hayatı tehdit altında
denilerek, Amerika'ya gönderildi. Hükûmet değiştikten sonra, Milli
Savunma Bakanlığı konuyu ele aldı ve vatana ihanetten dolayı Kadir
Sarmusak Mamak Askerî Cezaevi'ne konuldu. Hürriyet gazetesinin yukarıdaki
haberi de, Orakoğlu'nun tutuklanmasının zeminini teşkil oluşturacaktı.
Ordu+Medya= 28 Şubat.
Nazlı Ilıcak, Tercüman
10.09.2003
|