Medya, MGK ve özeleştiri

 

Radikal'in yayımladığı 'derin devlet' belgesi hakkında birkaç gazeteci dışında kimse kalem oynatmıyor. Çünkü basın mensupları bu yapının varlığını zaten biliyor ama sessiz kalıyordu

Radikal'in ortaya çıkarıp yayımladığı 'derin devlet' belgesini sanırım okudunuz. Muhtemelen İsmet Berkan başta olmak üzere bu konuya dikkat çeken yazarların makalelerinden ve Radikal dışındaki yayın organlarında yer alan yorumlardan da bihaber değilsiniz. Deniz Zeyrek'in kaleme aldığı haber üzerine söylenenleri uzun uzadıya tekrarlamanın manası yok. Özeti: Devletin, Genelkurmay dışındaki bütün kurumlarıyla MGK arasında bir ast-üst ilişkisinin kurulduğu ve bu müessesenin 'psikolojik savaş' adı altında mahiyeti meçhul operasyonlar yapmaya yetkili kılındığı...
Radikal'in Genel Yayın Yönetmeni, açıklanan belgenin içeriğine bakarak önemi ölçüsünde yansıma doğurmamasından şikâyetçi. İlke açısından bakıldığında bunda haklı da. Haber, birkaç köşe yazarı ve aydın dışında gazete yönetimlerinin, TV programcılarının ilgisini çekmedi. Açıkça "Kıskandım" diyen Ertuğrul Özkök bile kendi gazetesinde haberi sürdürme çabasına girmedi. Oysa, Susurluk kazası sonrası ucundan kenarından ortaya çıkan karanlık ilişkilerin yaslandığı gücü izahta önemli bir belgeydi. Ve bir başka ülkede herhalde bir dizi tahkikata, davaya konu olurdu.
Ancak dikkat edilirse İsmet Berkan dahil bu konuda kalem oynatanların hiç biri 'Şaşkınlık içindeyim, meğer Türkiye'de neler oluyormuş da bilmiyormuşuz' falan demedi. Ankara siyasetini uzun süre izlemiş bir gazeteci Berkan. İster yazılı ister yazısız, olan biten onca şeyin dayandığı bir yapının varlığından habersiz olduğunu düşünmek mümkün değil. Dolayısıyla mantıklı olan, onun sezdiği ve esasına vâkıf olduğu yapıyı şu ana kadar kâğıda dökülmüş haliyle görmemişliğinden söz ettiğini kabul etmek.
Özetle söylemek istediğim: Yayımlanan metnin 'malumun ilamı' olduğu!
Demokrasiyle idare edilen normal bir ülkede şok etkisi yaratması gereken belgenin, Türkiye'de siyasi sohbet mevzuu olmanın ötesine geçememesinin sebebi de sır değil. İfşa olunan yapılaşmanın varlığı, işlevi biliniyor ve bu durum özellikle de basın tarafından kabulleniliyordu. İşin gerçeği bu.

'Derin devlet' icraatları
Türk basını değil mi 'Üst düzey bir komutan dedi ki' diye haber yapan? Ya da sabahları maruf komutanları arayıp 'Bugün sizden bir şey gelecek mi' diye soran? Sincan'da tankların yürüyüşünü meşru bulan kim? 'Tansu Çiller'in kuracağı hükümete güven oyu vermeyi taahhüt ederim' diye belge imzalamış 280'i aşkın milletvekilinden 60'a yakınının birkaç gün içinde hangi sebeple imzalarını çektikleri bilinmiyor olamaz herhalde...
Berkan'ın ve diğer yazarların, basının sadece 28 Şubat'ta değil eskiden beri 'psikolojik savaş'ın parçası olduğundan, hatta bir kısım yayın organı ve gazetecilerin mevcudiyet sebeplerinin bu olduğundan habersiz olduklarını düşünmek dahi bence onların akıllarına hakaret.
1960 ihtilali öncesi yapılan yayınlar, ihtilalcileri bile inandıran 'İnsanların öldürülüp kıyma makinalarına atıldığı' hikâyeleri unutulmadı. Keza 12 Mart'ta devlet radyosunun haber bültenine 'Şu anda AP Genel İdare Kurulu Süleyman Demirel'i genel başkanlık görevinden azletmek için toplantı halinde' anonsuyla girerken hangi kaynağa dayandığı da meçhul değil.
Örnekleri daha da uzatabiliriz. TRT yönetim kurulunun seçim dönemleri dışında partilerin açık hava ve kapalı salon toplantılarının izlenmemesi yolunda aldığı karara rağmen 12 Eylül öncesi MSP'nin Konya mitingine üç kamera gönderilmesi talimatını kimin verdiğini ya da tinerciyi yakaladığında doğduğuna pişman eden, pek çok kişiden işlemediği suçlar için itiraflar alan polisin, karşısına Turgut Özal'a başbakanken suikast düzenleyen tetikçi getirildiğinde hangi sebeple elden ayaktan kesildiğini tahmin etmek zor olmamalı.
Ruhsal sorunların girdabına kapılmış ve gittiği her tekkenin şeyhiyle nikâhsız yaşamış bir kızcağızı tecavüz mağduru diye salya sümük ekranlara taşıyan; onun itiraflarıyla yapılmak istenen her neyse o sağlandıktan sonra kızın ailesiyle birlikte Almanya'ya gönderilip, yeni bir kimlik ve estetik ameliyat dahil türlü imkânlarla donatılmasının arkasındaki güce gözünü kapatan başkası değil bizim basınımız. Velhasıl kimse 'Vay canına' diyecek durumda değil.

Şaşırana şaşırmak
Hiç şüphe yok ki Türkiye bir değişim sürecinden geçiyor. Son bir senede yoğunlaşan orduya ilişkin eleştirel yorumlar, Radikal'in yaptığı yayın, Vatan gazetesinde 28 Şubat sürecini konu alan yazı dizisi bunun kanıtı(*). 3-5 sene önce Radikal'in ya da Vatan'ın yayınının bir benzerinin yapılabileceği söylense kim inanırdı?
Ulusal basında TSK'nın iç dünyası ve 'devlet çekirdeğimiz' hakkında bunlardan daha ağır bir yayın şimdiye kadar yapılmadı. 27 Mayıs'ı yaşayan Ankaralı eski gazeteciler Talat Aydemir'in büyük boy resminin bulunduğu
yedek 1. sayfaların' son ana kadar kalıpta tutulduğunu bilir.
Kuşkusuz böyle bir belgenin elde edilip yayımlanması gazetecilik açısından mesleki başarı ama tablonun ilginç yanı bu değil. İlginç olan, Radikal'in haberi ve muhtemelen İsmet Berkan'ın yazıları üzerine MGK'dan yapılan
'Maksadını aşan abartılı yorumlar' eleştirisi dışında ordudan resmi bir tepki gelmemesi. Bu 'Acaba yeni süreçte bazı şeylerin ortaya dökülmesi mi isteniyor' diye düşündüren bir sessizlik. Bildiğim kadarıyla şu ana kadar ne haberi yazan Radikal Ankara istihbarat şefi arkadaşımız Deniz Zeyrek'le ilgili 'Devletin gizli evrakını ifşa etmekten' dava açıldı ne de Vatan Ankara Temsilcisi Bilal Çetin hakkında 'Ordunun manevi şahsiyetine hakaret, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni halkın gözünde küçük düşürmek' vs. suçlamasıyla soruşturma.

Çiçek açmadan bahar olmaz
Bütün bunlar demokratikleşme, sivilleşme adına sevinç duymamızı gerektiren gelişmeler. Bir çiçekle bahar olmuyor ama bir çiçek açmadan da bahar olmuyor... Ancak gelin görün ki böyle bir heyecan ne medyada var ne toplumda. Yıllar yılı evhamlarımız öylesine kamçılandı ve zaman zaman paranoya derecesine vardı ki, ondan dolayı olumlu gelişmelerin psikolojik savaşın girilen dönemin koşullarına ve hedeflerine uydurulmuş 'yeni versiyonunu' olup olmadığına karar vermekte zorlanıyoruz. Gerilim/aksiyon sineması karakterlerinin rol aldığı duygusal film seyretmeye benzer türden bir his bu.
(*) Bilal Çetin TGRT konusunu kaleme alırken bu kuruluşun patronuna çalıştırması istenen gazetecilerin isim listesinin verildiğini, bunlardan birinin patronun çaresizliğinden yararlanarak 15 bin dolar maaş ve Boğaz'da bir villa alması üzerine, dönemin tanınmış bir generalinin 'Yahu ne güzelmiş bu medya işi, emekli olunca biz de böyle bir kapı bulalım' dediğini de yazmış olsaydı...

Avni Özgürel, Radikal
16.09.2003