| |
Radikal'in ve özellikle İsmet Berkan'ın uzun bir süredir ordu,
MGK, devletin gizli planları konusunda sürdürdüğü yayın birçok yönden
dikkatle izlenmesi gereken bir yayın olduğu kadar birçok farklı
düzeyde ele alınacak ve değerlendirilecek boyutlar içeriyor. Bunların
içinde bir husus büsbütün dikkatimizi çekiyor ve onu olanca somutluğuyla
görmemize yol açıyor.
Bu, daha önce her dile getirildiğinde dudak bükülüp geçilen ve sadece
bir grup (son zamanlarda büsbütün küçültücü bir anlamda kullanılan)
entelektüelin kendi kendine 'icat' ettiği bir kavrammış gibi görülen
'resmi ideoloji' kavramı.
Radikal'in yaptığı yayından ve özellikle İsmet Berkan'ın ardını
bırakmadan yazdığı birçok yazıdan şunu görüyoruz: Ordu, bir ideolojinin,
bir anlayışın, bu devletin temeli olduğuna inanıyor. Bu, başka ülkelerde
görülmüş bir şey değil. Fakat, bizim için sonuna kadar geçerli olan
bir husus. Fakat bununla da yetinilmeyip daha ileri gidiliyor. 'Devlet'
bir bütün olarak bu ideolojinin topluma kabul ettirilmesi, benimsetilmesi
için tam anlamıyla bir sistem oluşturuyor. İşte üstünde durulan
o psikolojik savaş meselesi tam da bu. Devlet, toplumun kendi haline
bırakıldığında başıboş kalacağını düşünüyor ve halkı, toplumu gene
ona karşı koruyor.
Bugün ortaya çıkan gelişmeler, bize gene bugüne kadar hep küçümsenmiş
bir başka gerçeği daha çok somut olarak kanıtlıyor. O da, 'devlet'
denilen soyut şeyin ne olduğu.
Oysa o soyut şey aslında çok basit. Bu, benim 'tarihsel blok' dediğim
olgu. Eskiden aydınların da içinde olduğu fakat asıl askeriye ve
bürokrasi tarafından meydana getirilen şey devlet. Şimdi bu, bütün
berraklığıyla karşımızda duruyor. Ordu, resmi ideolojinin, dolayısıyla
da devletin sahibi olduğunu açıkça gösteriyor. Bürokrasi de bu yönlendirme
doğrultusunda ona katkıda bulunan bir kesim. Aydınlarla ise 1971'den
beri devletin, yani orduyla bürokrasinin bağı, ilişkisi kopuk. Onlar
istenmeyen çocuklar.
Bunun yeni bir şey olduğunu ne sanalım ne de düşünelim. Bu durum
başından beri böyle. Pozitivizmin, Kemalizm'in bize parça parça
kazandırdığı bir refleks bu. Ordu bugün ilk defa bu kadar açık bir
biçimde kamuoyunda tartışılan ve ilk kez bu kadar saydam bir şekilde
kendisini gösteren bu mantığı 1960, 1971, 1980, 1998 açık ve örtülü,
tam ve kısmi darbelerinde gösterdi. Haklı gerekçeleri de yanına
alarak bu toplumun 'sahibi' olduğunu daima öne sürdü, daima toplumun,
onun için çizilen sınırların dışına taştığını belirterek ona 'müdahale'
etti. Bir kısım aydın da hiç değilse genetik olarak bu kökten türediği
için yerine göre bu müdahaleleri desteklediler.
Bu resmi ideoloji Kemalizm'dir ve hiç kimse şaşırmasın Kemalizm
budur. Ne Attilâ İlhan'ın ona giydirmeye çalıştığı sosyalizm kisvesidir
Kemalizm, ne mazlum milletlerin uyanışını sağlayan antiemperyalist
mücadeledir. Onlar daha ziyade taktik nedenlerle ortaya çıkmış gelişmelerdir
ve Kemalizm'in iktidar arayışları o renkleri bu ideolojiye katmıştır.
(Tıpkı Kurtuluş Savaşında bir dönem Bolşevizm ile olan flörtün onu
Bolşevik yapmayacağı gibi...) Bunlardan esinler taşıması onun asli
işlev ve 'resmi ideoloji' olarak kendisine devleti sahiplenmesini,
ordunun o ideolojiyi sahiplenmek adına topluma müdahale etmesini
engellemez. Bunlar Kemalizm'in tarihsel gerçekliğini ve önemini
azaltmaz. Ama onun otoriter modernist bir hareket olarak devlet
bağlamında ifade ettiği anlamı da değiştirmez.
Türkiye'nin gerçek anlamda modernleşmesi ve demokratikleşmesi ancak
bu gerçeği serinkanlılıkla tartışırsa mümkündür.
H. Bülent Kahraman, Radikal
17.09.2003
|