|
"
B iz niye korkmuyoruz" diyordu Ertuğrul Özkök .. Ben sandım
ki, "Niye korkmadığımızı, niye korkmamamız gerektiğini"
anlatıyor..
Hayır..
Meğer "Korkmamız gerek.. Onlar korkuyor,
biz de korkmalıyız. Onlar paranoyak, biz de olmalıyız. Onlar panikliyor,
biz de paniklemeliyiz" demek istermiş..
Deli mi Ertuğrul .. Tam tersine sağlıklı..
"Korkalım, panikleyelim, paranoyak olalım
ki, tedbir almayı düşünmeye başlayalım ve alalım " demek istermiş..
Konu, tahmin ettiniz, Fransa seçimleri..
Sistem bizdeki gibi olsaydı eğer, Le Pen denen
adam, "Demokrasi" gereği, az daha başkan olacaktı.. Seçimi
birinci bitiren Chirac ile arasındaki fark kıl payına inmiş. Gelecek
seçimde geçeceği nerdeyse kesin.. Çünkü Chirac iniyor, o çıkıyor..
Ama hayal.. Le Pen ancak ensesinin kökünü görürse,
başkanlık koltuğunu görür. Çünkü Fransız demokrasisi, önlemini almış.
Öyle yüzde 20 oy alanlar, yani halkın yüzde
80'inin istemediği kişiler, o ülkede başkan, başkente, büyük kentlere
belediye başkanı falan olamazlar.
Sistem birinci turda, seçmene tüm demokratik
özgürlüğü tanır. İkinci tur sağ duyulu vatandaşa "Aklını başına
toplama" fırsatı verir. Bu yüzden, ırkçılar, faşistler, radikal
dinciler, ayrılıkçılar, maceraperestler asla iktidar olamazlar..
Demokratik birer unsur olarak kalırlar, ama
yönetime gelemezler. Bu demokrasinin kendisini koruma refleksidir.
Özkök bunu anlatıyor işte.. "Fransızlar
korkuyor, panikliyor, paranoyak oluyor ve bu sayede, aşırı uçlara
temsil imkanı veren ama onları asla iktidara getirmeyen bir sistem
kuruyorlar" diyor..
"Biz Fransızlara bakıp ders alacak, ayni
önlemleri getirecek bir millet değiliz. Bu işlerin bizde de düzelmesi
için korkmamız, paniklememiz, paranoyak olmamız gerek" diyor
ve işte tam onu soruyor.. Sormuyor da, hüküm veriyor aslında..
"Biz niye korkmuyoruz" deyişi "Biz
de korkmalıyız" anlamına..
Yazısını "Fransa korktuğu için kurtardı.
Korkmayan İran örneği de önümüzde.." diye bitiriyor ve işte
tam orada yanılıyor..
Sevgili Ertuğrul ,
Bak ben hiç korkmam.. Hiç korkmadığımı da hep
söyledim. Her gece başımı yastığa, güven içinde koyduğumu ve hemen
mışıl mışıl uyuduğumu anlattım.
Çünkü, sistemin kilidi, demokrasinin refleksi
bizde var.. Hem de kapı gibi var..
Cumhuriyet Ordusu..
Bu ordu orada görevde iken, hiçbir aşırı uç,
demokrasiyi, demokrasiyi yıkmak için araç (Mesela Tramvay) diye
kullanmak isteyen hiçbir düşünce, bu ülkede iktidara gelemez..
Ge-le-mez!..
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu 'nun
23 nisanda, Meclis'teki resepsiyonda, "Demokrasiyi yok etmek
isteyen aşırı uçların Türkiye'de iktidar olması tehlikesi var mı"
sorusuna verdiği iki cümlelik yanıtı tüm TV'ler canlı yayınladılar:
"Vaktiyle oldu işte ve 28 şubat oldu ardından.."
Kıvrıkoğlu , bir laf daha etti, o resepsiyonda..
"28 şubat bin yıl devam eder!.."
İşte asıl demokrasi refleksi bu..
Siyasetçiler ders alır mı?.. Almaz.. Alsalar,
28 şubata sebeb olanlar, Ankara ve İstanbul'da yüzde 80 karşı oya
rağmen, Belediyeleri, hem de ard arda iki seçimde ele geçirebilirler
miydi?. Birinciden ders alınıp, arada yasa değiştirilmez miydi?.
Siyasetçi, yarını değil, kendisini düşünür sadece..
Bu yüzden demokrasiyi koruyacak önlemleri ben onlardan hiç beklemedim.
Beklesem, başımı yastığa koyunca uyuyamazdım.
Fransa Le Pen 'e, Avusturya Heider 'a yol vermez..
Ama bizim siyasetçi, kendi kısa vadeli menfaat hesapları yüzünden
herkes iktidar verebilir. Tüm seçim kampanyasını Refah tehlikesi
üzerine kuran ve bununla oy toplayan lider (!) seçim sonunda Refah'ın
kucağında iktidar olma uğruna, ona başbakanlığı bırakabilir.. Ve
de bu lider, hala siyasette, hala o partinin başında kalıp, yalanlarına
devam edebilir.
Ben siyasetçiye güvenmem..
Ben Atatürk 'ün, Cumhuriyet'in ordusuna güvenirim..
Demokrasinin, özgürlüklerin her tehlikeye düştüğünde, "Ben
buradayım" diyen ve her defasında da kalıcı olmadığını bir
kez daha göstererek, yönetimi yeni bir şans için sivillere terkedip
kışlasına dönen Ordu'ya..
İran'da bu ordu yoktu Ertuğrul .. Şahın paralı
askerleri vardı, farkımız o..
Korkmamız için hiçbir sebeb yok..
Tabii Kıvrıkoğlu paşam haklı.. Sivil sistem
kendi içinde önlemleri alsa, Avrupa'da olduğu gibi, çok daha iyi..
Ama almaz.. Bu ülkenin en demokrat (!) kalemleri Refah ve Tayyip
Erdoğan düşüncesinin ardında saf tutar, bu yüzden Le Pen olayını
da "Aşağı sakal, yukarı bıyık olayı" hiç yazmamayı tercih
ederken, demokratik refleksi, sadece kendi kişisel hırsları ile
siyaset yapan sivillerden daha bir süre beklemek hayal, Ertuğrul
..
Ama sen de korkma.. Sen de rahat uyu..
Ordu demokrasi için 24 saat nöbette!..
Hıncal Uluç
Sabah; 26.04.2002
|