|
Türkiye'nin
AB üyeliğine itirazların neredeyse tümü göstermeliktir. Hepsi örtüdür.
Tek engel var, o da şu:
"Sizdeki rejim, sivil idare değil. AB bir
demokrasi kulübüdür ve askerin bu kadar söz sahibi olduğu bir idareye
demokrasi denilemez."
Resmi zeminlerde Kopenhag kriterlerinden söz
eden Avrupalı liderlerin, özel sohbetlerde samimiyetle itiraf ettikleri
gerçek çekinceleri budur.
Yani Türkiye, afişe kriterleri yerine getirerek
Avrupa makyajı yapsa da Avrupalı olamayacaktır. Bu hedefe ulaşmanın
asıl gereği demokrasiye ruhunu kazandırmaktır.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kıvrıkoğlu, Tayyip
Erdoğan'ın orduya hakaret edip irticaya övgü düzdüğü konuşması nedeniyle
ne dedi?
"Boşuna demedik '28 Şubat bin yıl sürer'
diye. Düşüncelerinin değişmeyeceğine işaret ettik. Bin senedir değişmedi.
Normal bir insanın söyleyeceği sözler değildir.."
Vebali sivillerde..
Türkiye'de cumhuriyet değerlerinin en, hatta
tek güvenilir bekçisi ordudur. Sivil siyaset, cesaret ve samimiyet
eksiğinden, daha çok da oy hesabı ile, cumhuriyet ve demokrasi karşıtı
azgınlıklara tavır koyamıyor.
Yüzde yirmilik bir gücün Türkiye'yi 28 Şubat'a
tırmandıran gerici meydan okuyuşlarına siviller seyirci kaldığı
için askerler "dur" dediler.
Gidiş, birilerinin durdurması gereken bir çılgınlıktı.
Siviller durdursaydı, cumhuriyetle birlikte
demokrasi de korunacak ve kurtulacaktı. Askerler durdurduğu için
eşyanın tabiatı gereği demokrasiye gölge düşürmek pahasına cumhuriyet
kurtarıldı.
Bunun vebali ordunun değil, sivil siyasetindir.
Cumhuriyet giderse her şey gider. Ama cumhuriyet
korunursa, demokrasinin yükseleceği bir temel var demektir.
Türkiye bugünlere cumhuriyetin belli başlı değerlerini
koruyarak gelebildi. Ama siyasetçilerin, bilinç ve özveriden uzak
durmaları, askerleri "cumhuriyeti koruma ve kollama görevi"nin
mecburi hizmetine sevketti.
"Ne pahasına olursa olsun müdahale etmemeliydiler"
demek gerçekçi değildir.
Gerçekçi olan, gerekli olan, askerlerin müdahalesine
yol açan sebeplere geçit vermeyecek sivil siyaseti yaratacak gücü
kurmaktır.
İki turlu seçim..
Tecrübeler Türkiye'de bunun sistem sorunu olduğunu
gösteriyor.
Yürürlükteki Seçim ve Partiler sistemi demokrat
olmadığı için demokrasi üretmiyor ve demokrasiyi savunmuyor.
Demokrasi karşıtı cereyanlara karşı kendini
koruyamıyor.
Parçalanmış demokratik güçlerin, bölücü ve irticai
tehditler karşısında bütünleşmesine izin vermiyor.
Gelişmiş toplumlar, bu tür tehlikelere karşı
"sivil çareler" bulmuştur. Fransa aşırı sağcı Le Pen'in
yolunu, iki turlu seçim sistemi ile kesecektir.
Tansu Çiller'in dediği gibi Fransa seçimlerinin
bize dönük en çarpıcı dersi "Hiç bir ülkenin bir takım marjinal
akımlara kendini teslim etmediği"dir. Çiller iki turlu seçim
sisteminin artık Türkiye'nin gündemine getirilmesi çağrısı yapıyor.
Mesut Yılmaz da dün "İki turlu seçim sistemi,
Türkiye'nin siyasi gerçeğine en uygun seçim tarzıdır"dedi.
Demokrasi istiyorsak, AB'ye girmek istiyorsak,
sınırları asker, demokrasiyi sivil siyaset koruyacak.
Bunun çaresi, halka demokrasinin aletlerini
vermektir. İki turlu seçimden başlayalım..
Güngör Mengi
Sabah; 26.04.2002
|