|
"Demokrasiyi unutun. Boşuna heveslenmeyin.
Demokrasi sandığınız şey bir illüzyondur. Totaliter bir ülkede yaşıyorsunuz.
Parlamento filan da hikaye. Parlamentonun üzerinde daha güçlü, olağanüstü
yetkilerle donatılmış daha fonksiyonel kurumlar var."
Böyle diyordu...
Kim?
İsmi lazım değil, Başbakanlık yapmış bir zat.
Biz söylesek mutlaka "adli takibata"
alırlar.
Ama, onun dokunulmazlığı yoksa da, en azından
hatırı var.
Yine de belli olmaz; bir gün bakmışsınız "kaset
yayın" olarak çıkarmışlar karşısına.
Gerçi "malumu ilam" söyledikleri,
ama, "görünen"in demokrasiyle alakası bulunmadığını bilmek,
herşeyin gerçekten bir illüzyondan ibaret olduğunu fehmetmek, bir
şey kazandırmıyorsa da, en azından bir görüş açısı kazandırıyor
insana.
Demokrasi sandığınız şey bir illüzyondur...
Doğru.
Çünkü gerçek bir demokrasi için öncelikle milliyetçilerin
milliyetçi, liberallerin liberal, sosyal demokratların sosyal demokrat,
parlamenterlerin parlamenter, askerlerin asker, sivillerin sivil
gibi davranmaları gerekiyor.
* * *
Bir milletvekili, bundan 10 yıl kadar önce,
İzmir Suikasti hakkında bir Meclis araştırması istemişti.
İktidarda güya "liberal" bir parti
vardı.
Bu araştırmayı, öncelikle liberal Başbakan'la
liberal milletvekillerinin gündeme getirmesi gerekiyordu ama, kıyamet
koptu.
Araştırma istemiyle Meclis'e başvuran milletvekiline
ilk taş liberal partiden geldi. (Bu partinin Liberal Demokrat Parti'yle
ilgisi yok.)
İzmir Suikasti bahanesiyle darağacına gönderilenler
"liberaller"di oysa.
Ali mektebi öğrencisine de sorsanız, bunun böyle
olduğunu söyleyecektir. Oysa liberal Başbakan bunun farkında bile
değildi.
Farkında olmaması bir ayıptı, ama onca yıl sonra
liberallere iade-i itibar arayan milletvekiline reva gördüğü ikinci
ayıp...
Aynı şekilde, Mustafa Suphi cinayetini sorgulaması
gerekenler, Mustafa Suphi'nin kanlılarınca kurulmuş partinin mirası
üzerinde sosyal demokratçılık oynadılar.
"Milliyetçi" umdelerle kurulmuş partiyle,
"demokrat" ve "sol" partinin devr-i iktidarında
yaşananları ise anlatmaya gerek yok.
* * *
Bu ülke tek partiyi, çok partiyi gördü; liberallerle
sosyalistlerin, milliyetçilerle solcuların koalisyonunu yaşadı;
"ekonomik özgürlüklerin garantörü" olan partiyle "siyasi
özgürlüklerin garantörü" olan partinin izdivacına tanık oldu;
"siyasi istikrar" adına çoklu koalisyonlara, yapıştırma
konsensuslara, icazetli hükümetlere razı oldu.
Arada darbeler, ihtilaller, muhtıralar...
Ama, anayasanın amir hükmü bir türlü hayata
geçirilemedi.
Biz, parlamentonun üzerindeki militer görünürlük
kaldırılsın, demokrasi tüm kurumlarıyla egemen kılınsın, "özgürlükler"
temin edilsin diye beklerken, birileri kalkmış sürecin bin yıl daha
devam edeceğini söylüyor.
Madem demokrasi bir illüzyon...
Madem, "hukuk"u ve "kuvvetler
ayrılığı" ilkesini rafa kaldıran süreç bin yıl daha devam edecek,
neden 12 Eylül'den sonra bir "Kurucu Meclis" ihdas ettiniz,
neden siyasî partilerin yeniden açılmasına icazet verdiniz ve neden
seçim yaptırdınız?
Kapatın parlamentoyu, seçimleri de iskat edin,
olsun bitsin!
Mehmet E. Yavuz
Yeni Şafak; 26.04.2002
|