|
Ak Parti lideri Tayyip Erdoğan, dün, hareketli
bir gün geçirdi. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) savcısı
Nuh Mete Yüksel, "1992 Mayıs" tarihli Rize konuşmasıyla
ilgili ifadesini aldı Erdoğan'ın ve kendisini tutuklama istemiyle
mahkemeye sevketti. Sevk edildiği mahkeme tutuksuz yargılanmasını
uygun görüp serbest bırakmasaydı, bu yazı, bir liderin demir parmaklıklar
arkasına gönderilmesiyle ilgili olacaktı.
Siyasi kimliğe sahip kişiler yargılanmaz, cezaevine
konulmazlar mı? Elbette yargılanır, suçlu bulunurlarsa elbette cezaevini
boylarlar. Geçmişte, Meclis kulisinde bir başka milletvekilini öldüren
bir milletvekili yargılandı, cezasını çekti. Siyaset dışı eylemleri
yüzünden muhakeme edilen çok siyasetçi tanıyoruz.
Siyasetin yargı konusu yapılması her kültürde
netameli bir konudur. Demokrasiler, çareyi, siyasi sorumluluğu savaş
veya casusluk gibi istisnai durumlarla sınırlamada bulmuşlardır.
Milletvekili yemini edenin kazandığı 'dokunulmazlık' bunu sağlama
amaçlıdır; 'dokunulmazlık' ile amaçlanan ise, siyasiyi siyasi kişiliğine
yönelik tehditlerden korumaktır. Türkiye'nin özendiği Batı ülkelerinde
de kendisinin de utanç duyacağı aykırı sözler sarfeden, yanlış yapan
siyasiler vardır; ancak oralarda, görüşleri sebebiyle cezalandırılan,
cezaevine konulan siyasetçilere pek rastlanmaz.
Türkiye'de durum farklı. 'Dokunulmazlık' siyasi
olmayan âdi suçları koruyan bir mekanizma bizde. Buna karşılık,
DEP'lilerin başına geldiği gibi, 'farklı' davranmak Meclis'ten kovulmayı
ve cezaevine konulmayı gerektirebiliyor. Sadece partiler kapatılıp
kapatılan partilerin yetkilileri siyasi yasaklı hale getirilmiyor,
sözleri ve eylemleri sebebiyle yargılanıp hapse de atılabiliyor
siyasiler... Kapatılan Refah Partisi'nden epeyce belediye başkanı
ve eski milletvekili cezaevine gönderildi.
Türkiye'de siyasilerin fazla seveni olmaz; bu
sebeple "Siyasi kimliğe sahip insanların söz ve eylemleri yüzünden
yargılanıp cezaevlerine konulması yanlıştır" türü bir yaklaşımı,
eleştirileri göğüslemek kolay kolay göze alınamayacağı için, savunan
pek çıkmaz. Ayrıca Türk Ceza Yasası'ndaki fikri suç sayan maddeler,
meslek ayrımı gözetmeksizin, herkese uygulanır bizde.
Buna rağmen, eleştirilmekten çekinmeden, bu
sütunda, herkes için mümkün olduğu kadar en geniş anlamda fikir
özgürlüğünü savunduğumuz gibi parti kapatma dâvâlarında milletvekillerinin
kürsü masuniyetinin dar biçimde yorumlanmasını yanlış bulduğumuzu
da belirttik... DEP milletvekillerine yapılana da, kapatılan partilerin
bazı üyelerinin cezaevine gönderilmesine de karşı çıktık. Tayyip
Erdoğan'ın şu sıralarda mâruz kaldığı muamele de onlardan farklı
değil.
Milletvekili olmadığı için 'dokunulmazlığı'
bulunmayan bir siyasetçi Erdoğan; bu sebeple hakkındaki hukuki süreç
her an tutuklanma getirebilir. Yayımlanan kaset, Ak Parti liderinin,
açıkça, "Çoktan terk ettiğim eski görüşlerim" dediği bugün
kulağa hiç hoş gelmeyen sözleri içeriyor. Hukukta, 'zamanaşımı'
uygulaması böyle durumlar öngörüldüğü için vardır. İnsanlar değişir
ve olgunlaşırlar; toplum da aynı yerde kalmaz, o da yıllar içinde
evrilip farklılaşır. Her söz ve eylem belli bir dönemin şartları
içerisinde değerlendirildiğinde bir anlam, başka bir dönemde değerlendirildiğinde
daha farklı bir anlam taşıyabilir. Bir siyaset adamını on yıl önce
sarf edip bugün üstlenmediği görüşleri sebebiyle yargılamaya kalkan
Türkiye, derdini kimselere anlatamaz.
Sözün suç olması için onu söyleyen kişinin neyi
kast ettiğinin de bilinmesi gerekir. Tayyip Erdoğan, 2002 yılında
karşısına çıkartılan 1992 tarihli kasette söylediklerine sahip çıkmıyor;
peki bu durumda onu neden dolayı yargılayacağız? Bir aydını serd
ettiği görüşleri sebebiyle yargılayıp hapse mahkum etmek bugünün
dünyasında garip karşılanırken, bugün paylaşmadığını ifade ettiği
on yıl önceki sözleri yüzünden bir siyasetçiyi yargılamaya kalkmanın
mâkul bir izahı bulunacağını sanmıyoruz.
Adalet kurumunun saygınlığını korumak herkesten
önce yargı mensuplarının görevidir. Siyasetçiyi, siyasi sözleri
yüzünden, gerektiğinde, halk cezalandırıyor; görmüyor musunuz?
Fehmi Koru
Yeni Şafak; 26.04.2002
|