|
Türkiye insanı yoran ve sürekli hayal kırıklığına uğratan bir
ülke. Aslında bu hissi tattıran ülkenin kendisi değil, insanları.
Şu sırada el birliğiyle tartıştığımız 'imam hatip okulları' konusu
hem yorucu bir biçimde sürüyor, hem de pek çoğumuza hayal kırıklığı
yaşatıyor...
Ortada bir sorun olduğu açık. Pek çok aile, çocuklarını, alternatif
eğitim verdiğini düşündükleri imam hatip okullarına gönderiyorlar;
ancak imam veya hatip olmalarını da istemiyorlar. Nitekim, bu okul
mezunlarından çoğu, geçmişte ve bugün, bir yolunu bulup değişik
fakültelere ve mesleklere kapağı attılar, atıyorlar... Önemli sayıda
imam hatip mezunu da, kendilerine karşı uygulanan 'ayrımcılık' yüzünden,
yüksek eğitim imkânından mahrum kaldılar, kalıyorlar...
Hükümetin bu soruna bulduğu çözüm, 28 Şubat ürünü 'ayrımcı' uygulamaya
son vermek... İmam hatipler için konulmuş engel bütün meslek okulları
öğrenci ve mezunlarını olumsuz etkiliyordu; hükümet, ayrımcılığı
kaldırdığında imam hatiplerle birlikte diğer meslek okulları da
rahatlayacaklar. Ancak, toplumda etkili bazı kesimler, hükümetin
bulduğu çözümdense sorunun devam etmesinden yanalar...
Hayal kırıklığı ve yorgunluk da bu noktada başlıyor işte.
Sayıları az olsa bile hükmettikleri ekonomik güç kendilerini dinlenir
kılan TÜSİAD'ın 'sorun' ile ilgili son açıklaması, kendilerinden
akılcı tavır beklenen zenginlerin ne denli 'ideolojik' saplantı
içinde bulunduklarını dışa vuruyor. Ancak, zengin sınıftan beklenebilecek
'burjuva' bir saplantı değil bu; tersine, toplumdaki en bağnaz kesimlerin
çizgisinde bir tavır alıyor TÜSİAD ve "İmam hatip okullarının
sayısı imam ve hatip ihtiyacını karşılamaya yetecek sayıya indirilmeli"
açıklamasını yapıyor.
28 Şubat da bu görüşteydi; imam hatiplerin sayısını azaltma ve
kurumları işlevsizleştirmeyle sonuçlanan bugünkü 'sorunu' ülkenin
önüne o bağnazlık getirip koydu zaten... Benzer bir sorun bir Batı
ülkesinde yaşansaydı, TÜSİAD'la aynı sınıfsal tabana dayalı bir
örgüt acaba nasıl bir tavır alırdı?
Aslında bu sorunun cevabını herhangi bir Batı ülkesindeki duruma
bakarak almak mümkün. ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve İtalya
gibi ülkelerde, eğitim, ilkokuldan başlayıp üniversiteyi de içine
alacak biçimde, ikili bir seyir izler. Lâik okullar yanında kilise
okullarının da kurulmasına izin vermiştir o ülkeler... O ülkelerin
herhangi birinde, dindar ailelerin çocukları, kilisenin yakın gözetimi
altındaki okullarda okur ve isterlerse kiliseyle irtibatlı üniversitelere
giderler. Lâik okullardan mezun olup da kiliseye ait üniversiteye
kayıt yaptıranlar çıktığı gibi, kilise okulları mezunları da lâik
üniversitelerde okuyabilirler... Her okul ve üniversitenin diploması
denktir çünkü...
Hıristiyanlık-dışı dinlerin cemaat mensuplarının da kendi okullarını
açmalarına izin verilir Batı ülkelerinde; New York'un merkezinde
çok geniş bir yer işgal eden itibarlı 'Yeshiva Üniversitesi' Musevi
vakıfları tarafından kurulmuştur sözgelimi; Amerika'nın dört bir
tarafında, Musevi cemaati çocuklarına eğitim veren binlerce okul
bulunur. Geçen ay, Fransa'da, Müslümanların açtığı 'İbn Haldun Lisesi'
bizim gazetelere de haber olmuştu; herhalde hatırlıyorsunuz...
TÜSİAD'a yakışan, pek çok üyesinin eğitim gördüğü o ülkelerden
hareketle, Türkiye için de benzer bir model teklif etmek olabilirdi.
Ancak, öyle bir model, ülkemizde 'kutsallık' atfedilen 'Tevhid-i
Tedrisat Yasası'nın öngördüğü 'eğitimde birlik' ilkesine aykırı
düşecektir. Bizdeki burjuvazi, nedense, 'kutsal' sorgulamasında
fazla istekli değil. Oysa, bütün dünyada, tarihsel keskin dönemeçler,
burjuvazi sınıfının yönlendirmesiyle aşılabilmiştir.
Dünyaya at gözlüğünden bakan 28 Şubatçıların mantığı ile 'dünya
insanı' olması gereken burjuvazisi arasında pek nitelik farkı bulunmayan
bir ülke Türkiye. Burjuvazisinin cesareti yok, hayal gücü de kıt...
Bu yüzden insanı çok yoruyor Türkiye ve her gün yeni bir hayal kırıklığına
uğratıyor...
Fehmi Koru, Yeni Şafak
14.10.2003
|