|
Bir işadamları derneği... Kendi kendine gelin güvey bir örgüt.
Benzerlerinden farklı olarak, kendinde olağanüstü bir güç vehmediyor
ve bunu kullanacak alanlar (fırsatlar) yaratıyor."Sivil toplum
ihtiyacı"na göre kurulmadığı için de, son derece manipülatif.
Sonradan CIA marifeti olduğu anlaşılan bir tertiple (basın ilanlarıyla)
TBMM'den çıkan meşru hükümeti düşürmüşlerdi, hatırlayacaksınız.
Başka marifetleri de var ama, bunları sıralamaya yerimiz kifayet
etmeyecek.
Örneğin, parlamento dengeleri üzerinde oynamak, Kemal Derviş'i
DSP Genel başkanlığı'na hazırlamak, ikinci tezkere oylaması öncesinde
Amerikan Büyükelçiliği'nin patronajında, Boğaz'da bir villada biraraya
gelip, tezkere konusunda hükümete baskı uygulama kararı almak gibi...
Örgüt, şimdi de, "eğitim-öğretim meseleleri"ni dert edinmiş
görünüyor.
Bir ara, 28 Şubat yaptırımlarına mehaz teşkil edecek bir "eğitim
raporu" hazırlamış, bazı "meslek liseleri"nin ülke
güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu öne sürmüşlerdi.
O raporun hazırlanması emrini veren zatın sonradan politikaya heveslendiğini,
parti kurduğunu, etrafına topladığı iyi niyetli saf aydınların desteğine
rağmen daha seçimlere girmeden boyunun ölçüsünü aldığını elbette
hatırlatmaya gerek yok...
Örgütün yeni başkanı, üniversite giriş sınavlarındaki ayrıcalığı
ortadan kaldıran tek maddelik yasa tasarısını "kabul edilemez"
bulmuş. Tasarı yasalaşırsa, orta öğrenim başarı puanı katsayısı
0.2'den 0.5'e çıkarılacak ve meslek lisesi mezunları da dört yıllık
fakültelere girebilecek.
Başkan bir haksızlığın telafisini "kabul edilemez" buluyor.
Neden?
Tasarıdan İmam Hatip mezunları da yararlanıyormuş.
Gülay Göktürk'ün de altını çizdiği gibi, "YÖK'ün tamamen politik
nedenlerle, İmam Hatip mezunlarının önünü kesmek için yaptığı değişiklikle
(1998 yılında, Kemal Gürüz tarafından yapılan yönetmelik değişikliği)
binlerce meslek okulu mezununu ağızlarıyla kuş tutsalar dört yıllık
bir fakülteye gidemez hale getirmek, hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği
kadar büyük bir haksızlıktı."
Daha da büyük haksızlık, bu değişikliğin, "geriye doğru"
işletilmesiydi.
Hukukta basit bir kuraldır oysa:
Hiçbir yasa ve yönetmelik "makabline şamil" değildir.
Hiçbir yasa ve yönetmelik geriye doğru işletilmez.
İmam Hatip'ler konusundaki hassasiyeti anlıyoruz; birçoğu bu okulların
"müfredat dışı" eğitim yaptığını ve belli bir din düşüncesine
"mensup" yetiştirdiğini sanıyor. Bir haksızlığın telafisini
"kabul edilemez" bulan mahut örgüt de öyle sanıyor. Daha
doğrusu, öyle görmek istiyor.
Bakalım, kendileri hangi "din düşüncesi"nin okullarında
yetişmişler:
Örgütün başındaki zat, Fransız Saint Josef Lisesi mezunu.
Yardımcısı Tarsus Amerikan Koleji'ni, bir diğer yardımcısı Özel
Saint George Avusturya Koleji'ni bitirmiş.
Tabii aralarında, eğitimini İsviçre, Amerika, İngiltere ve Fransa'daki
"din okulları"nda tamamlayanlar da var. Hepsi "yabancı
dille eğitim" tezgahından geçmiş...
"Yabancı dille eğitim, ancak bir sömürgenin katlanabileceği
bir hacalettir" diyordu Attila İlhan, "Bu okullar, kültür
emperyalizminin canlı organlarıdır; harıl harıl özyurduna ve halkına
yabancılaşmış, ecnebiye hayran, onunla işbirliğine teşne aydınlar
üretirler..."
Yanlış anlaşılmasın, kimseyi itham etmiyorum.
Meslek liseleri sözkonusu olunca "Tevhid-i Tedrisat"
diye tutturanların, niçin "yabancı okullar" konusunda
aynı hassasiyeti göstermediklerini soruyorum!
Ahmet Kekeç, Yeni Şafak
15.10.2003
|