| |
Devalüasyon iddialarını değerlendiren Şahenk, 'Türkiye'nin şu
anda devalüasyona ihtiyacı yoktur, zaten kur dalgalanıyor' dedi
2003'ün son çeyreğinde fiyatlar ve faizler düşüyor, ancak TL aşırı
değerleniyor. Ekonomi yanardağın üzerinde deniyor. Sıcak para alarmı
var.
Amerikan Merkez Bankası Başkanı'nın çok güzel bir benzetmesi var:
'Biz de sıcak paranın kısa vadeli girip, parayı kazanıp çıkan bir
para olduğunu düşünürüz. Fakat sonra farkına vardık ki, sıcak olan
para değil, paranın çıktığı yermiş.' Bu çok önemli. Yani, siz belli
bir yatırım yapma, yatırım yaptırabilme atmosferini ve platformunu
oluşturabildiğinizde o para daha da uzun kalır. Önemli olan zaten,
paranın burada kalabilmesini sağlayabilmek. Bunun için Türkiye'de
birçok enstrümanın oluşması lazım. Bunu oluşturmak için makro ekonomik
komutan lazım. Düne kadar ne yapıyordu, bu tip para? Geliyordu,
dövizini bozuyordu. Yüksek getirili bonosunu alıyordu. Ters bir
rüzgar esince de hemen bonosunu satıyor, dövize dönüyor, gidiyordu.
YATIRIMLAR ARTARSA...
2001 krizini tetikleyen de 10 milyar doların dışarı çıkması olmadı
mı?
Tabii ne oluyor o zaman? Bir zincirleme hareket, bir toplum psikolojisi.
Dikkat ederseniz, 2001 krizinde döviz çıkarken satıcısı yoktu. Son
aylarda da alıcısı yok. Çünkü, enflasyonun bu kadar indiği ortamda
dövize yatırım yapmak getiri olmaktan çıkıyor.
Önemli olan sermayeyi çekmek...
Saatlik de yatırım yapılır. Bir günlük de, haftalık da... Tabii,
kötü bir ortamı yarattığınız zaman bu otomatikman hep, kısa vadede
olur. Beraber giriyor ve çıkıyor. Ne zaman ki enflasyon belli yerlere
iner, yatırımlar artar, memleketin ekonomik göstergeleri düzelir.
Merkez Bankası dalgalı kura devamdan yana, devalüasyon söylentisi
nereden çıkıyor?
Son bir senedir, bankacılık sektöründeki döviz tevdiat hesaplarına
bakılırsa çözülme yok. Döviz TL'ye dönmemiş. Demek ki yeni döviz
girmiş.
'İHRACATÇI ZORLANIYOR'
8.5 milyar dolarlık ABD kredisi tek başına bu kadar olumlu yansır
mı?
Türkiye'de kayıt dışı ekonominin büyüklüğü, en azından kayıt altındaki
kadar. Döviz, bir yatırım aracı olarak görülüyor. Güven ortamı oluşmaya
başlayınca TL'ye karşı yeniden talep oluştu. 11 Eylül'den sonra
Amerika'da, Avrupa'da belli şekilde paralarını Ortadoğu'ya getiren
bir yatırımcı kütlesi olduğu da söyleniyor. Bunların da muhakkak
etkisi olabilir. Dövizin ve TL'nin bu dengesi, en çok Türkiye'yi
nerede acıtıyor? Tabii ki ihracatta.
Devalüasyonla yaşayan ihracat sektörü olamaz diye düşünüyorum. Rekabet
avantajını devalüasyon oluşturmamalı. Devletimizin, özellikle enerjide,
ihracatçısına getireceği kolaylıklarla bunların aşılacağına inanıyorum.
Bugün devalüasyona ihtiyaç yoktur. Kur zaten dalgalanıyor.
IMF, 2-3 yıla kadar hayatımızdan çıkar
2-3 yıl içinde yabancı yatırımların artacağını, birçok yapının
yeniden yerine oturacağını vurgulayan Şahenk, IMF'siz günlerin yakında
olduğu görüşünde
DERYA SAZAK: 2000 - 2001 krizinde türbülanstan geçerken, Doğuş Grubu,
kurucu başkanı Ayhan Bey'i kaybetti, aynı dönemde peş peşe bankalar
batıyordu, genç bir yönetici olarak grubu devralırken ciddi sorumluluk
ve risk yüklendiniz. Sanıyorum yaşadığınız süreç Harvard'da tez
konusu olmuş.
FERİT ŞAHENK: Önümüzde bir hedef vardı: Ayhan Bey'in, 35 - 40 senede
oluşturduğu, çalışma arkadaşlarıyla paylaştığı mantalitenin yaşaması
için çalışacaktık. Babamıza verdiğimiz sözün arkasında durmak, aynı
zamanda 18 bin kişinin çalıştığı gruba karşı sorumluluk gereğiydi.
Sonuçta acıları kalbimize gömdük, doğru kararlar aldık. Allah da
yardımcı oldu. Grubu yeniden yapılandırdık. Şimdi, son bir senedir
ektiğimiz ürünün meyvelerini topluyoruz.
'AHLAKLI OLMAK VAZİFEMİZ'
Bankalarınızı birleştirdiniz. Grubun amiral gemisi Garanti altında
finans sektöründeki iddianızı sürdürüyorsunuz.
Evet.
Batan bankaların Hazine'ye yükü, 43 milyar dolar. Tam güven ortamına
girilirken el konulan bir bankada 1 katrilyon olarak hesaplanan
mevduat 8.5 katrilyona çıktı. Bu hortumun yükü de halkın sırtına
biniyor.
Şöyle bir gerçek var ki, son iki senede bankacılık sektörüyle ilgili
büyük aşamalar kat edildi. Öncelikle risk açısından. Değişen bankacılık
yasaları ve denetleme mekanizmalarının oturmasıyla, sektörde emniyet
supapları arttı. Bankalar Türkiye'nin makro ekonomik resminin içerisine
konulmalı. Tabii ki ahlaklı olmak, halkın tasarrufunu korumak gerekiyor.
Bunlar zaten bizim insani vazifemiz.
'FAZLASIYLA DERS ALINDI'
Etik sorumluluk...
Bankalar yatırımlarından dolayı çok kriz geçirmiştir. O günkü ekonomik
konjonktürde bazen şunu da görmek lazım, bankalar bir ticarethanedir.
Sonunda mudilerinin yatırdığı paraları geri vermekle yükümlüdürler.
En doğru yatırımı yapmak zorundalar. Makroekonomik göstergeler iyiye
gittikçe, bankaların ekonomideki yararları daha değişik şekilde
ön plana çıkacak. Türkiye, çok büyük bir aşamadan geçti.
Yeterince ders çıkarıldı mı?
Gereğinden fazla...
Nasıl oluyor da BBDK, 'Sistemdeki çürükleri ayırdık' derken bankalar
hâlâ batabiliyor. İmarbank'ın Hazine'ye yükü 6 - 7 milyar dolar.
Siz bankalarını dürüst yöneten ve kriz döneminde Osmanlı Bankası
dahil hepsini tek çatı altında toplayan bir grup olarak bu haksızlığa
isyan etmiyor musunuz?
Buradaki en önemli şey, denetleme mekanizmalarının doğru çalışması.
Zaten doğru çalışmaya başladı ki, belli olaylar görülmeye başlandı.
Türkiye'de artık mevduat güvencesinin kaldırılmasında fayda var.
Mudimizin de müesseseler arasında bu ayırımı yapabilecek noktaya
gelmesi lazım. Bu sektörde olanlar, Türkiye'de son yirmi yılda yaşanan
birçok olayın, yaklaşımın aynasıdır.
'IMF KENDİ GELMEDİ Kİ'
Çarpık siyasi, ticari ilişkiler.
Girmek istemiyorum. Birçok şey. Onun için 2001 krizinden itibaren
alınan önlemler, birçok kurumunun yeniden yapılanması için de fırsat
oldu. Ne kadar eleştirsek de, IMF denilen bir kurum var. IMF, buraya
kendi kendine gelmedi. Biz çağırdık.
IMF'siz bir dönem yaşayacak mıyız?
Şahsen 2-3 sene içinde oraya geleceğimize inanıyorum. Çok iddialı
kaçabilir ama Türkiye'de 2 - 3 seneye kadar yepyeni bir platform
oluşacak. Dışarıdan Türkiye'ye gelecek yatırımlar çoğalacaktır.
Çünkü birçok yapıyı yeniden yerine oturtmuş olacağız.
Şahenk: 2004'ten umutluyum
Derya Sazak: 2003'ün sonuna yaklaşıyoruz, Irak savaşının ardından
ekonomide göstergeler hayli düzeldi, 2004'te nasıl bir Türkiye bekliyorsunuz?
Ferit Şahenk: 2004 yılı için iyimserim. Türkiye, 2001'den bu yana
zor ama gerçekçi bir istikrar programı uyguluyor. Son 15-20 senede
yaşanan siyasi sürecin sonunda dengeler bozuldu, enflasyon ve yüksek
faizin ağır makro ekonomik sonuçlarını yaşadık. Türkiye 2001'de
'yumuşak iniş' yapacak diye beklerken, uçak piste çarptı. Ağır bedel
ödedik. Önlemlerin sonuçları yavaş yavaş alınıyor.
Dış sorunlara bakınca aynı iyimserliği koruyor musunuz?
Grup olarak, Türkiye'nin dünya platformunda ekonomik sorunlarını
çözmüş bir ülke olarak parmak ısırtacak bir yere geleceğini düşünüyoruz.
Irak nedeniyle Ortadoğu'da oluşan yeni bir resim var. Türkiye'nin
AB'de çizdiği yol önemli. Bunlar dünya ligindeki ağırlığımızı artıran
gelişmeler.
Grup olarak 2003'ü nasıl kapatıyorsunuz?
Grubun birçok sektöründe yüzde 40, 50 arasında bir büyüme görülüyor.
Cirolarımızın reel anlamda arttığını görüyoruz. Tüketiciye güven
geldi.
İşler iyiye giderken Irak'a asker göndermek doğru mu?
Stratejik açıdan gelişmelere kapanma lüksümüz yok. Türkiye'nin hiçbir
ülkenin toprağında gözü olmamıştır. Irak'a da böyle bakmak gerekiyor.
Gelişmeler AB sürecini ne yönde etkileyecek?
Önemli olan AB standartlarını yakalamak. Şahsen AB'ye girmemizi
çok kolay görmüyorum. Ama AB hedefine yürüyen Türkiye'nin güzel
yerlere gideceğine inanıyorum.
Sohbet Odası - Derya Sazak, Milliyet
20.10.2003
|