|
Mazoşist bir toplum görüntüsüyle, huzurumuzu kaçıracak, bize acı
verecek konuları ortaya çıkarmakta olağanüstü bir başarı sergiliyoruz.
Tartıştığımız konuların hiç biri sahici bir tartışma konusu olmamasına
rağmen 'kriz'e dönüşüyor.
80 yıllık cumhuriyetin büyük bölümünde hamasetle kandırılan toplumun,
uyanışına karşı tedbir almak isteyenler, yaşamsal konularla uğraşmak
isteyen siyaseti sığ tutma çabasındalar.
'İktidarın 'gerçek sahibinin' kim olduğuna vurgu mu yapılıyor bu
tartışmalar üzerinden?
Devlet yasama, yürütme, yargıdan ibarettir. Devleti kimin yöneteceğine
demokrasilerde halk karar verir. 3 Kasım'da halk bu görevi AKP'ye
verdi. Şu an demokrasi içinde devleti yöneten meşru güç AKP'dir.
"AKP meşru değildir, çoğunluk ona oy vermedi" demek, ciddiyetten
uzak bir tutumdur. Demokrat olmak, ilkeli ve tutarlı olmayı gerektirir.
AKP yola nasıl başladı?
Türkiye'deki tartışmaların fay hattını AB'de görüyorum. AKP'yi
AB politikalarıyla izliyorum. AB konusunda önemli bir mesafe alındı.
Çok ciddi yasalar çıkarıldı. Şimdi yapılması gereken, siyassi iradeye
sahip çıkıp bunların uygulamalarını sağlamaktır. Bunun dışında bazı
konularda AKP'de irade eksikliği var. Mesela Irak, Kıbrıs, YÖK...
Neye bağlıyorsunuz bu irade eksikliğini?
Hazırlıklı değiller. İktidara gelecekleri belli olmasına rağmen
dosyalarını iyi çalışmamışlar. İktidarda olduklarını bir şekilde
kendilerine hatırlatmamak gibi eksiklikler görüyorum.
Başlarken varolan söylem ve irade, şimdi biraz esnedi. Bu, iktidar
olduğunu fark edince mi, iktidar olamadığını fark edince mi değişti?
Ankara'nın etkisi var. Ankara iktidarları esir alıyor. AKP esir
alındı demiyorum, ama çok fazla Ankara'nın yapısından etkileniyorlar.
Bu da içselleştirilmiş, teknik olarak tasarlanmış demokratik çözüm
önerilerini hazır bulundurmamalarından kaynaklanıyor. Böyle olunca
sürekli mevzi kaybediyorlar.
AKP'nin Kıbrıs için ne yapması gerekiyordu?
Annan Planı'nı tartışılabilir bir metin olduğunu kabul ettikten
sonra bunun önünde hiçbir engel duramaz. Çünkü iktidarın bu yaklaşımının
arkasında KKTC halkı da var. Hukuksal açından da bu tez güçlü. BM
kararı bu süreci engelleyen tek kişinin Denktaş olduğunu resmi kayıt
altına aldı. Ayriyeten de KKTC'nin bütün paralarını Türkiye veriyor.
Türkye'nin KKTC'de sözünü dinletememesi söz konusu değil.
YÖK için ne yapmalı?
YÖK'ten herkes şikayetçi. Anıtkabir yürüyüşü ile konu laiklik-şeriatçılık
zeminine çekilmek isteniyor. Üniversitelerin temel sorunu 12 Eylül
rejiminin ürünü olan baskıcı düzenlemelerden kaynaklanıyor. YÖK
düpedüz bir anayasa sorunu. Üniversiteler tamamıyla YÖK'ün ve cumhurbaşkanının
iradesine devredilmiş.Oluşum zihniyeti de askeri darbenin mantığına
göre şekillenmiş. Şimdi gelinen noktada konunun çözümü için 'çerçeve
bir yasa' gerekiyor. Anayasa'da YÖK'ü oluşturan iki madde 130 ve
131 ve bunlara endeksli çıkarılan 2547 aldırılmalı. Bir önceki,
1750 sayılı yasa zemininde uzlaşma sağlamak daha çabuk ve kolay
olabilir.
AB'nin Bologna ve Berlin Deklarasyonları, OECD'nin üniversitelerin
özerkliğini tayin eden sekiz kriteri, 1750 sayılı yasayı zenginleştirecek,
daha demokratikleştirecek ve günümüze uygun hale getirecek değişikliklere
yol gösterebilir. Sorun, askeri darbelerin özgürlüksüzleştirdiği
Türkiye'de demokrasi arayışıdır. AKP, konuların demokrasi dışı alanlara
çekilmesine izin vermemeli. AKP, rövanşçı bir tutum içine de girmemeli.
Öyle mi?
28 Şubat halkın büyük çoğunluğunu, demokrasi isteyen aydınları
mağdur etti. 28 Şubat gibi olayların yaşanmasını engelleyecek tek
güç demokrasidir. AKP'nin kendi kendine ürettiği bir meşruiyet sorunu
var. Bu kadar meşru olmasına rağmen, kendi meşruiyetini kendi içine
sindiren, bunu yüksek sesle söyleyen bir tavra ihtiyacı var AKP'nin.
AKP Kıbrıs'da Denktaş'ı, YÖK'te Gürüz'ü ya ikna etmeli yada devre
dışı mı bırakmalı?
İktidar olmak demek, parlamento kararlarının hayata geçmesi demektir.
Tek başına hükümetsiniz, parlamentoda da büyük bir gücünüz var ve
siz hala bir şey yapamıyorsunuz, bu mümkün değildir. Mevcut durumda
Parlamentonun üstünde bir güç varmış gibi bir durum ortaya çıkıyorsa,
AKP iktidar sayılamaz. AKP Türkiye'yi demokratikleştirme kararlılığında
ise, bunu yapabilecek gücü var.
Fakat ürküyor, korkuyor. Ülkeyi demokratikleştireceğim diyen insan
kimden korkar?
Özal, büyük değişim ve dönüşümler getirdi. Partisi gün geçtikçe
eridi.
Cumhurbaşkanlığı'nda da soru işaretleriyle birlikte öldü. AKP'nin
ürkekliğinin arkasında Özal örneğini olumsuz okuma olabilir mi?
Öyle olsa bile insan niye iktidar olmak istesin ki? Özal'ın bütün
dönemi değişimci, devrimci bir süreç değildir. Özal'ın en önemli
dönemi ilk altı aydır. I. Anap ile II. Anap dönemi aynı değildir.
AKP'nin bundan, bilinç altında olumsuz etkilendiğini zannetmiyorum.
Bence yeterli hazırlık yok, kadrolar da yeterli değil. Bunlar olmayınca
cesaret kırılıyor.
Toplum, "bizi kimin yönettiğinden ziyade nasıl yönetildiğimiz
önemli" demeye başladı mı?
Türkiye'de 16 milyon aile var. Bunun yüzde 10'u, 1.6 milyon insan
yeni fakir. Hiçbir şekilde iş bulma olanağı yok. 2.8 milyon insan
1 milyonla geçiniyor. Bu insanlar, artık hamaset dinlemiyorlar.
'Nasıl yönetiliyorum' sorusunu insanlar tenlerinde hissediyorlar.
28 Şubat'ta gördüğümüz askeri figürler, geçen süre içerisinde iktidardan
bir figür olmaktan çekildiler mi?
Kaybolup gittiler. Meğer bunlar mahkemelerde sanık durumunda gördüğümüz
bankacılarmış. 28 Şubat darbecilerinin büyük bir kesimi bankacılıkla
ilgilendiler ve o bankaların hepsi de battı. Şimdi yargılanıyorlar,
sanık durumundalar. Kimse hatırlamıyor 28 Şubat'ın figürlerini.
Medya ve banka işi içi içe olduğu için, orada sanık durumunda olan
darbeci generallerin adı hiçbir yerde anılmıyor.
28 Şubat sizde ne tür bir iz bıraktı?
Finalini bildiğim bir filmi izledim. Bunun rahatsızlıklarını da
çektim. Sansürlere uğradım, baskıya uğradım, andıçlandım, marjinalize
edilmeye yönelik arzuların hedefi oldum. Ben, 70'i de yaşadım, 80'i
de yaşadım. Hepsi kaybolur gider. Doğruyu söyleyen, haklı olan kalır.
Darbeci askeri bürokratlardan kim kaldı bugüne. Faik Türün, 71 darbesinin
I.Ordu komutanıydı. Aydınlara işkence yaptı, inanılmaz eziyetler
çektirdi. Demirel sayesinde siyasete girdi, 'İşkenceci paşa Türün,
sen sürün' diye halk protesto etti, İstanbul'dan seçilemedi. Demirel
onu Manisa'dan meclise soktu. Türün, 30 yılını 'öldü' diyerek yaydı,
gölge gibi yaşadı. Darbecilerin hiçbirisi bu hayat hikayesinin dışında
yaşayamaz. Yazar, çizer aydın olmak, bilim adamı olmak, çıkarı olmadan
doğrular peşinde gitmektir. 28 Şubat'ta vatan millet diyenleri sonra
gördük ki, çoğu büyük bir soygunun kılıfını hazırlıyorlarmış.
Bu yapı kendisini medya üzerinden inşa edip yaygınlaştırıyor. Medya'ya
bu sürecin etkisi ne oldu?
70 milyonluk Türkiye'de toplam gazete tirajı 4 milyonu geçemiyor.
Gazetecilerin inanırlılığı, saygınlığı azaldı. Bu meslek zenginleşme
aracı olarak görülen bir meslek haline geldi.
Aydın Doğan basın toplantısında, bazı gazetelerin içerisinde kiralık
yazarların olduğuna dikkat çekti.
Babıali yazı mı satın alıyor, adam mı satın alıyor, kimin ne para
aldığına, yazarlık düzeyin ne olduğuna bakmak lazım. Yazı rayiçleri
dünyada belli. Bunun üstünde maaş alındığı vakit bir şaibe doğar.
MGK'nın gizli işleyiş tüzüğü Radikal'de yayınlanmasının ardından
Ali Bayramoğlu da köşesinde yayınladığı belge de, Rahmi Koç'a dönük
bir yıpratma girişiminden söz ediliyordu.
O belge, 28 Şubat döneminde polis istihbaratın elinde olan bir
belgeymiş. Askeriyenin, Salih Kapusuz, Ahmet Atlan, Çetin Atlan
ve Rahmi Koç, bu isimleri yıpratacak, saygınlığını azaltacak bir
kampanyayı düzenlediği de yazılı. Salip Kapusuz siyasetçi, Çetin
Atlan, Ahmet Altan yazar, düşünce adamı, Rahmi Koç sanayici. Hiç
kimse neden askeriyenin Rahmi Koç'un itibarını sarsacak bir mektup
kampanyasını tasarlayıp düzenlediğinin üstünde durmadı.
Neden?
Onu Rahmi Koç'a sormak lazım. Rahmi Koç ile askeriye arasındaki
ilişki neden böyle bir belge içeriği ile somutlandı? Neydi mesele?
Kimse sormadı. Basının gazetecilik yapıp yapmadığı da tartışılmalı.
7. Uyum paketinde MGK ve Genel Sekreterlik yasasında önemli değişiklikler
olmuştu. Şimdi, Psikolojik harekatın valiliklere devredildiğini
öğrendik.
MGK öyle istemiş. Bu da AKP'nin iradesizliğinin sonucudur AKP'nin
demokrasi için büyük bir atılım yapması lazım. Ben Kıbrıs da Yakın
Doğu Üniversite'sinde konuşturulmadım. Bana söylendiğine göre, oradaki
askeri bürokratların müdahalesiyle engellenmiş. "Kıbrıs'ta
demokrasi olsun" diyenler Kıbrıs'ta konuşturulmuyorsa, AKP
bu işlere daha ciddi bakmalı. Yoksa MGK'nın isteğiyle siz psikolojik
harekatı valiliklere yayarsınız, Genel Sekreterliği demokrasi ile
uyumlu hala getirmezsiniz, bütün Türkiye'yi MGK Genel Sekreterliği
haline dönüştürürsünüz.
Askeri bürokrasi sessizce yaygınlaşıyor mu?
Askerlerin siyaset yapması demokrasilerde makbul değildir. Askeri
siyasetin dışına çekmek lazım. Bunu da yapacak olan AB sürecidir.
Bu süreçte hükümeti desteklemek lazım.
Özal'a, bir Marksist olarak neden destek verdiniz?
İçe kapalı, otoriter, devletçi, insanı yatsıyan bir rejimi dönüştüren,
onu dünya standartlarına zorlayan herkesi desteklerim.
Özal'a destek vermek kolay mı oldu?
Hayır. Özal'a destek veren Marksistlere, Kemalistler üzerinden
ateş açtılar.
Özal 2. Cumhuriyetçi miydi?
Özal, cumhuriyetin demokratikleştirilmesi yönünde çok önemli adımlar
attı. Devletçi bir ekonomide ülke demokratikleşemezdi.
Devleti demokratikleştirebilmek için ekonomik gücünü elinden almak
lazımdı. Özal bunları yaparak süreci başlattı. Demokratikleşme süreci
Özal'la birlikte hızlandı. AB'ye tam üyelik müzakereleri başladığında
bu iş hızlanır ve tamama erer.
Bu aşamada geri dönüş ihtimalı Çok zor. AB, toplumun ortak rüyasıdır.
Türkiye'nin AB rüyasını ortadan kaldırırsanız, toplumda büyük bir
kaotik durum ortaya çıkar. AB konusu aynı zamanda cumhuriyetin demokratikleşme
sürecidir. Özal, Genelkurmay başkanını ordunun isteği dışında atadı.
2000 yılına kadar bütün terfileri ayarlayan zincirleme bir plan
vardı, Özal bunu bozmak istedi. Söylenenlere göre, bunu o dönemin
emekli olacak Genelkurmay başkanı düzenlemişti.
1960'da darbe yapanlar 2. cumhuriyet geldi diyorlardı. Sizde 91'de
2.
cumhuriyet dediniz. Ne oldu cumhuriyetlere?
Onların 2. cumhuriyeti mevcut yapının içinde bir vites değişimiydi.
Benim söylediğim 2. cumhuriyet, Kemalist bir Türkiye yerine demokratik
bir Türkiye'dir. Ordu iradesi yerine halk iradesidir. Dünya standartlarında
bir demokrasidir. Halkın, devletin patronu olmasıdır. 2. cumhuriyet,
bizdeki yapının tamamen yeryüzü standartlarına uygun bir şekilde
dönüştürülmesidir. Şimdi bu süreç hızlandı.
Sizin probleminiz Atatürk'le mi, Kemalizmle mi?
Atatürk, buranın yetiştirdiği tarihsel liderlerden biridir. Kemalizm,
bir militer ideolojidir. Demokrasi ise halkın çoğulcu yaşamının
çerçevesidir. Ben bu kavramların berraklaşmasını istiyorum.
Ulusalcıları rahatsız ediyor bu sözler
Hayat hangi dinamikte ve hangi noktaya doğru gidiyorsa, ona karşı
direnenler bir zaman sonra kendi kendine konuşan insanlara dönerler.
Türkiye'de tabu olan iki kurum var: Askeriye ve yargı.
AB'nin cumhuriyeti demokratikleştirme dinamiği bu iki konuyu gündeme
getirdi. Yargının ve askerin tabu olduğu bir ülkede, demokrasi olamaz.
Yargının üstüne ışık tuttukça, ortaya dehşet şeyler çıkıyor. Hukuk,
olması gereken alanlarda hiç yok yok. Kara paranın çok büyük oranlarda
seyrettiği, uyuşturucunun egemenliğinin artığı bir toplumda, adalete
bütçeden binde 7 pay ayırmakla hiç bir şey yapamazsınız.
AKP'yi 2. cumhuriyete aday görüyor musunuz?
AKP, 2. cumhuriyet sürecini hızlandırıcı adımlar atıyor. AB standartlarından
yana olan herkes, bu cumhuriyetin demokratikleştirilmesini istiyor
demektir. Bu da zaten 2. cumhuriyetin ta kendisidir.
AKP, din siyaset ilişkisinde başarılı mı?
Benim, AB'ye endeksli hareket eden böyle bir hükümetin dinle ilgili,
gizli, açık gündeminin olduğu, kural dışı işler peşinde koşma iddialarına
inanmam sözkonusu değil.
80 yılda ortaya çıkan problemlerin bir çırpıda AKP tarafından çözümünü
beklemek biraz fazla olmuyor mu?
AKP tek başına bu işi yapmıyor, yapamaz. Bunu dünya çözüyor. Bizim
dibe vurduğumuz çok net. Yaşam standardı endeksinde 96. sıradayız.
Avrupa'nın en fakiriyiz. Dünya buradaki soygunları önlemek için
müfettiş olarak geldi. IMF ve Dünya Bankası olmadan adım atamayacak
kadar mecalsiz kaldık. Türkiye çöktü. AKP liberalizmi keşfettikçe
2. cumhuriyetçi olmaya doğru daha hızlı adımlar atacaktır.
Mehmet Gündem - M. Altan ile söyleşi, Tercüman
27.10.2003
|