| |
Dün gece Çankaya'daki kabul resmi nasıl geçti, şu anda bilmiyorum.
İlk haberleri televizyondan alırız, ama ayrıntıları bu sabah gazetelerden
öğreneceğiz. Resmî toplantılarda coşku beklenmez zaten. Ev sahipleri
ile misafirlerinin neşeli bir gece geçirmiş olacaklarını da sanmıyorum.
Çankaya'ya davet, bu yıl çoğumuzu üzen bir hadiseye dönüştü. Cumhurbaşkanı
davetiyeler konusunda, haklı olarak yadırganan bir ölçüt kullanmıştı.
Uygulama tepkilere yol açtı. Sinekten yağ çıkarma ustası siyaset
taktisyenleri harekete geçtiler. Cumhurbaşkanı aleyhinde konuşma
fırsatı kollayanlar, bu elverişli imkânı kullandılar. İktidar partisi
mensupları biraz bocaladılarsa da, doğru yolda kalmayı akıl ettiler.
İçtenlikle üzüntü duyanlar da olmuştur; başta eminim Ahmet ve Semra
Sezer çifti. Ben de onlardan biriyim. Ve biraz farklı olduğunu sandığım
üzüntümün sebebini, sizlere seslenirken asıl Cumhurbaşkanı'mıza
iletmek istiyorum.
*
Kabataş Lisesi'nin bahçesine bu yıl Galip Vardar'ın büstü dikildi.
Tarih hocamızdı. Çok sevdiğimiz, farklı bir hocaydı.
Bir gün birdenbire:
– Tarihçi Mükrimin Halil Yınanç'ı bilir misiniz, diye sordu. (Bilmiyorduk,
anlattı.) Kabataş'ın eski hocalarındandır. Şimdi edebiyat fakültesinde
tarih profesörü. Tramvayla geçerken görmüş olmalısınız. Fındıklı'daki
fakülte ile Köprü Kadıköy İskelesi arasında yürüyerek gelip gider.
Sırtında paltosu, boynunda atkısı, ama başı hep açıktır. (Sözünü
şöyle tamamladı.) Şapka giymez. Serpuş değiştirmekle kafaların içi
değişmez inancındadır.
Zil çalınca hocanın ardından seğirttim. Etrafta kimse yoktu:
– Hocam, dedim; Mükrimin Halil Bey için son söylediğinizi tam anlayamadım.
Biraz aydınlatır mısınız? Sırası değil anladığınla yetin, dedi.
(Israr ettim, peşinden yürüdüm.) Siz mektebi bitiriyorsunuz diye
ilişkimiz kesilecek değil ya, ileride konuşuruz, demekle yetindi.
*
Sıradan bir hoca değildi Galip Vardar. Çok sevmekten de öte, gözümüzde
bir kahramandı. Millî Mücadele'ye katılmıştı. Daha sonra İzmit'te
linç edilecek olan, Millî Kurtuluş Hareketi muhalifi, gazeteci ve
siyaset adamı Ali Kemal'i İstiklal Caddesi'nde, eski İpek Sineması
girişindeki bir berber dükkânında tıraş olurken yakalayıp kaçıran
Mim Mim Grubu elemanlarından biriydi.
Öğrencileriyle, ders konuları dışına çıkarak da konuşmayı seven,
bazen anlatırken gözleri yaşaracak kadar heyecanlanan, bir 10 Kasım
günü okul bahçesindeki kürsüde öğrencilerine Atatürk'ü anlatırken
geçirdiği kalp krizinden sonra, 61 yaşında can veren, unutulmazlardan
bir hocaydı. Atatürk'e hayran, Cumhuriyete sımsıkı bağlı bir tarih
öğretmeniydi. Ayrıntılara onun bu özelliğini de belirtmek için girdim.
Cumhuriyet yönetiminin, Atatürk'ün ve inkılaplarının hiç tartışılmadığı
bir evde büyüdüm. Çevrede saltanat hasreti çeken, Ankara'dakileri
kötü gözle gören birileri yoktu. Amcamın İsmet İnönü'den pek hoşlanmadığını
Paşa Çankaya'ya çıkınca fark ettik. Galip Hoca'nın aslında bize
ne demek istediğini sorabileceğim biri, evde de yoktu demek istiyorum.
İki İstiklal Savaşı gazisinin çocuklarıydık.
*
Türkiye gerçeklerine farklı açılardan da bakmak gerektiğini bize
doğrudan duyuran ikinci hoca, Anayasa Profesörümüz Ali Fuat Başgil
oldu. O, 1906 yılında geldiğimiz savaş ertesi ve çok partili düzen
öncesi yıllar yönetiminin aleyhtarıydı. 1960 darbesinden sonra cumhurbaşkanı
adaylığı önlenecek, saygınlığını hiç kaybetmeyen Başgil giderek
sağ iktidarın akıl hocalarından biri gözüyle görülecekti.
İçinde yaşadığımız düzeni her açıdan tartışmaya Galip ve Ali Fuat
hocalarla başladığımı belirttikten, yani bir anlamda ne idüğümü
beyan ettikten sonra, bugüne geleyim. Cumhurbaşkanımızla bir sohbet
imkânım olsaydı söyleyeceklerimi, kalan yerime sığdıracak ölçüde
özetlemeye çalışacağım.
Cumhuriyete sahip çıkmaktan ve laikliğe taraf olmaktan asla vazgeçmeksizin
gerçekleştirilmesi gereken bir hedefimiz daha var: Türkiye'yi aynı
zamanda gerçekten demokratik bir ülke düzeyine çıkarmak.
Bu yönde atılan bütün adımların, oldum olası (1924'te altı ay bile
sürmeyen Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası ve 1930'da ömrü üç ayı
zar zor geçen Serbest Cumhuriyet Fırkası girişimlerini hatırlayın!)
Cumhuriyet karşıtlığına dönüşmesi veya o gözle görülür hale gelmesi
problemini önce zihinlerimizde çözmek gerekiyor.
CHP muhalefetinin yıllar yılı DP iktidarını biraz da bu şüpheyle
gözlemesi büsbütün sebepsiz değildi.
Darbeler döneminde fırsat buldukça iktidara gelen sivil partiler,
dinci veya milliyetçi ağırlıklı oldu. Ve direnişin, her dönemde
katı bir cumhuriyetçilik ve laiklik anlayışıyla sağlanması gerekti.
Hâlâ öyle olması, bu yönde ilerleyemediğimizi gösterir. Sadece tehlikeden
sakınmak, tek taraflı ve yetersiz bir tedbir; çözüm yolu değil.
Çankaya'daki göreve, siyasî partilerin toparlanıp gerçek ihtiyaçlara
göre yeniden biçimlenecek yerde, büsbütün dağılıp çaresizleştiği
bir dönemde geldiniz. Son Meclis temsil niteliğinden yana yeterince
sağlıklıdır, diyemeyiz.
İşiniz hiç kolay değil, bunu ben de biliyorum. Ama bir bildiğim
daha var; ve size söylemek istediğim:
– Aynı tedbirde ısrar etmek de geçerli bir çare değil.
Hakkı Devrim, Radikal
30.10.2003
|