Demokratik, komünist ve aldatmacı bir sistem!.

 

Hepimiz kendimizce Cumhuriyet'in 80'inci yıldönümünde bir şeyler söyledik.

Çoğunlukla da, "Cumhuriyet'in Demokrasi ile Birlikteliği" üzerine övgüler düzdük.

Pek azımız, "Cumhuriyet'in Komünizm'le Birlikteliği"ne takıldık açıkçası.

Önümde, Ankara'da, "Kurumlar Vergisi" bakımından ilk 100'e giren (2003) mükelleflerin listesi var.

Sırayla "ilk"leri hatırlatayım

1- Türk Telekomünikasyon A.Ş.

2- T.C. Ziraat Bankası A.Ş.

3- Türkiye Petrolleri A.Ş.

4- Türkiye Halk Bankası A.Ş.

5-Şeker Fabrikaları A.Ş.

6- Devlet Hava Meydanları

7- İller Bankası Genel Müdürlüğü

8- Toprak Mahsulleri Genel Müdürlüğü

9- Türkiye Kömür İşletmesi

10- Aselsan Elektrik Sanayii A.Ş.

11- Merkez Bankası A.Ş.

Siz hala, "Türkiye, Özal reformları ile 1980'lerden başlayarak, serbest pazar ekonomisine geçti" deyin.. İşte tablo ortada.

Sanki 1991'de tarihe karışan Sovyet modeli devletçi ekonomi, bundan farklı mıydı?

Serbest pazar ekonomisinin, üç temel ayağı vardır.

- Serbest Faiz.

- Serbest Kur.

- Sübvansiyonsuz Fiyat.

"Türkiye gerçeği"ne gelirsek..

Para piyasasındaki en büyük alıcı (veya) borçlu, eğer devlet ise, faizi kim belirler?

Kurun her yükseliş ve alçalışında, devletin (veya Merkez Bankası'nın) bir şeyler yapması gerektiğini bir ağızdan söylemiyor muyuz?

Üçüncü ayak olan "Sübvansiyonsuz Fiyat"a gelince..

İletişim ücretlerinde mi, enerjide mi, sübvansiyonsuz veya rekabete dayalı fiyat oluşmakta yani?

Ankara'daki Kurumlar Vergisi mükellefi olan Devlet A.Ş.'leri, üretimlerine, talebe ve maliyetlerine göre mi, fiyatlarını belirliyor ve karlarını oluşturuyorlar?

İşin en komik tarafı da, bu devlet A.Ş.'lerinin hepsi karlı işletmeler.

Devlet bankaları da, hizmet ve sanayi şirketleri de karlı.

Bunların zararlarını (bazılarına "Görev Zararı" deniliyor) kapatmak için, devlet bunları Hazine kağıtları ile fonluyor. Sonra bunlar da, karlıyız diye yine devlete vergi ödüyorlar.

Bereket, önümüze Avrupa Birliği tarafından Kopenhag Kriterleri koyuldu ve hiç olmazsa "Siyaset"te, "İdeolojik Devlet" yapısından çıkmaya çalışıyoruz şimdi.

O da ne kadar oluyor, tartışmalı.

Her fırsatta "Rejim Tartışması" yapılırken, bu sadece bir geçiş dönemini ifade edebilir.

Ama "Ekonomi"de, durum ortada.

Özel sektör, birbiri ardınca gelen krizlerle ayakta kalmaya çalışacak.

Ve Devlet AŞ'leri, kamu bütçesinden fonlanıp, varlıklarını sürdürecekler. Bunlar dünyanın en pahalı fiyatları ile hizmetlerini arz etsin diye, biz Türkler, dünyanın en ağır vergilerini ödeyeceğiz.

Mehmet Barlas, Sabah
31.10.2003