| |
Eski bir tekerleme vardır:
- Üst üste kırk küp koysalar, en altındakini bir çekseler; seyreyle
sen gümbürtüyü...
21. yüzyılın, saydamlaşmayı da içinde taşıyan elektronik dalgaları;
ister istemez Türkiye'nin, "Türk'e Türk propagandası"nın
arkasında boy atan, Hazine'den geçinmeli üst düzey bürokratlarına
göre biçimlenmiş, "oligarşik - kabuk devlet" yapısını
da etkiliyor.
***
"Kamu Yönetimi Reformu Tasarısı" tamamlanmış.
Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in, bu konuda yaptığı açıklamalar;
neredeyse 200 yıldan bu yana, değişen orkestra şeflerine rağmen,
hep aynı havayı çalan mahut bir bürokrasi saltanatı üstüne, hışımlı
bir itfaiyeci hortumu sıktı sanki:
- Obeziteye yakalanmış olan Ankara bürokrasisi yüzde 50 küçülecek...
Devlette 225 bin çaycı, odacı ve şoför, iki katı düz memur var...
Yılda yaklaşık 5 katrilyon maaş alıyorlar. Bu para vergilerle milletin
cebinden çıkıyor...
***
Bendenizin dikkatini, Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in, kendi
resmi arabasıyla yaptığı bir açıklama çekti. Dinçer, resmi makam
arabasına ait yıllık bakım ve şoför harcamasının 18 bin dolar olduğunu
söylüyordu.
Daha önce de Türkiye'de, yıllık bakım ve şoför harcamasının 1.5
milyar dolar olduğu 150 bin resmi araba bulunduğuyla, 370 bin resmi
lojman olduğu açıklanmış; ama daha fazla bir ayrıntıya gidilmemişti.
Tabii bütün bu resmi arabalara "Atatürk ilke ve inkılapları
doğrultusunda" biniliyor, bütün o resmi lojmanlarda "vatanı
ve milletiyle devletin bölünmez bütünlüğü" doğrultusunda oturuluyordu.
Türkiye'nin sosyo - ekonomik yapısını ön plana çıkarmaya kalkanların
ise üstüne hemen kezzap dökülüyordu.
***
20'nci yüzyıl da boşuna ıskalanmadı Türkiye'de ve Türkiye, Birleşmiş
Milletler'in "İnsani Gelişme Raporu"na göre, 175 ülke
arasında 96'ncı sıraya boşuna düşmedi.
Şayet Türkiye de saydamlaşabilseydi; örneğin endüstri devriminden
geçmemiş ve köylülük evresini aşamamış bir toplumda, Fransa'dan
kopya edilmiş "lise öğrenimi"nin ne işe yarayacağı enine
boyuna tartışılmış olsaydı; "Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda"
sosyo - ekonomik pencerelerden de bakma olanakları gerçekleşebilir
ve "demagoglar saltanatı"yla, "değersiz önemliler"in
yerini; evrensel bir üretimle kalite yaratma çabaları alabilirdi.
***
İçeride şoven söylemlerle usulca ağabey bir devletin kuyruğuna takılma
politikaları; büsbütün engelledi saydamlaşmayı...
Hazine'den geçinmeli "pozisyon sahipleri", yani efendim
resmi koltuk sahipleri yanında; boğayı her gün boynuzlarından tutup
diz üstü yere çökerten meslek sahipleri; marangozlar, elektrik teknisyenleri,
terziler, aşçılar, duvarcı ustaları, lokanta garsonları, vs. ikinci
sınıf vatandaşlar sayıldılar; resmi dairelerin kapılarında süründüler
durdular...
Lise mezunu gençlerin ise yakınları, "ricacı"lar aradılar;
gençlere Hazine'den geçinmeli küçük bir iş bulmak için...
Ve askeri darbeler, askeri darbeleri izledi; yolsuzluklar, rüşvetler,
hapazlamalar, çeteleşmeler büyüdükçe büyüdü...
***
Besbelli ki dış dinamikler, 21. yüzyılı da ıskalatmayacaklar Türkiye'ye...
Ne var ki, Türkiye'nin çağdaş ekonomik ve hukuksal kriterlerle bütünleşebilmesi,
daha 20 - 25 yıl alır gibi...
O nedenle de daha çeyrek yüzyıl, beklenmedik birtakım çalkantılar
yaşanabilir buralarda...
***
Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in, şimdiye dek pek rastlanmadık
bir "medeni cesaret"le, attığı saydamlık adımı, yaygınlaşsa...
Örneğin son 70 yılda, kaç yüz bin sivil - asker bürokrata, kaç milyar
dolar harcırah ödendiği su yüzüne çıksa...
Su yüzüne çıksa Hazine arazilerinden ne kadarının kimler tarafından
ve kimlerin aracılığıyla yağmalandığı...
Son 70 yılda devlet bankalarından alınıp da, geri dönmemiş kredilerin
toplamı da açıklansa; son 70 yılda silah alımlarına kaç milyar dolar
ödendiği ve bunların miadının ortalama ne kadar zamanda dolduğu
da...
"Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda" harika bir
şey olmaz mı?
***
Pazar akşamı Neşe Düzel, Süleyman Yaşar, Şafak Barış, Doğan Barış
ve Solmaz'la, İstanbul'un rüyalı Haliç gecesine baktık. Önce Cibali'den
Galata'ya, yahut eski Ceneviz'e doğru; sonra da Galata Kulesi yanındaki
bir dost oteli tepesinden, Fatih ve Eyüp'e doğru...
Saydamlaştıkça gerçekleri ortaya çıkacak, ışıklar içindeki gizli
bir bataklığa benziyor gibiydi 15 milyonluk İstanbul...
***
21. yüzyıl, 4 bin yıllık evrensel bir kente, kimbilir neler ve neler
getirecekti?
Herhalde Galata Kulesi'nin üstündeki "1453'te anahtarı Fatih'e
teslim edildi" türü, hamasi bir plaket yerine de; kulenin yapıldığı
tarihi açıklayan evrensel bir plaket konacaktı.
Çetin Altan, Milliyet
5.11.2003
|