| |
Sohbet Odası'nın bu hafta ki konuğu, TÜSİAD Başkanı, Anadolu Endüstri
Holding CEO'su Tuncay Özilhan
Özilhan, "Hükümet, hızlı başladı. Ama son dönemde reform yorgunu
oldu. 6 - 7 ay AB açısından çok önemli. Bu yorgunluğu atıp dinamizmi
yakalamalı. Muhalefet de gerektiği kadar aktif değil, statükocu
davranıyor" diyor
Türkiye, 3 Kasım seçimleri ardından AKP yönetiminde geçen bir yılın
sonunda 2003'ü ekonomide nasıl kapatıyor? Türkiye 2003'e uzun zamandır
yaşamadığı bir tek parti iktidarının getirdiği siyasi istikrar ve
rüzgârla girdi. Yılın ilk aylarını yaklaşan Irak savaşının olası
etkilerini tartışarak geçirdik. ABD ile ilişkiler 1 Mart'ta tezkere
Meclis'ten geçmeyince bir miktar gerildi ama savaşın kısa sürmesiyle
kriz aşıldı. Başlangıçtaki zikzaklara rağmen, IMF programının, yapısal
reformların devamı ekonomiyi olumlu etkiledi. 2003'ü Türkiye'yi
bir büyüme trendine sokabilecek makro ekonomik dengelerin oturduğu
bir yıl olarak görmemiz lazım
Ekonomi kırılgan
Ekonominin 'bıçak sırtı'nda olduğunu savunan iktisatçılar var. 2000
yılı sonunda TÜSİAD, 'On yıl ileriyi görüyoruz' derken şubat krizi
patlamıştı. İhtiyatlı iyimserlikten söz etmek daha gerçekçi olmaz
mı?
Katılıyorum, Türk ekonomisi kırılganlığını devam ettiriyor. Krizden
çıktık ama sorunların hepsi çözülmedi. Hükümet rehavete girmemeli.
2004'te seçim var, popülist politika izlememeli. Önümüzdeki yıl,
AB açısından çok önemli. Müzakere tarihi alma beklentisinin gerçekleşmesi
Türkiye'yi çok önemli bir noktaya getirecek.
TÜSİAD olarak Türkiye'yi 2 çıpaya bağladık. Bunlardan bir tanesi
IMF programı diğeri AB. 2004'te hedef AB'den tam üyelik takvimi
alabilmek olmalı.
Kıbrıs'ta çözüm koşuluna ne diyorsunuz?
Avrupa'ya gittiğimizde hangi liderle görüşsek Kıbrıs gündeme geliyor.
Son olarak Brüksel'de Prodi ve Verheugen konuyu açtılar. Kopenhag
kriterlerinin bir maddesi değil ama birbirine bağlantılı, siz istediğiniz
kadar ilişkiyi koparmaya çalışın, olmuyor. 2003 İlerleme Raporu'nda
resmi olarak kayda geçtiler.
Annan Planı tartışılmalı
Hükümetin kaygısı, Güney Kıbrıs'ın 2004 Mayıs'ında tam üye olmadan
çözüm için masaya oturulsa bile Türkiye'ye müzakere takvimi ancak
yıl sonunda karara bağlanacak. Ya Kıbrıs'ta çözüme rağmen tam üyelik
yolu açılmazsa?
2004 Mayıs'ında 10 ülke AB'ye giriyor, Kıbrıs dahil. Sonuçta kararı
siyasi liderler verecek. Orada herhangi bir veto Türkiye'nin önünü
kesecek. Dolayısıyla kavgalı bir Yunanistan ve Güney Kıbrıs'la masaya
oturmak başka, sorunları çözmeye yaklaşmış şekilde görüşmek başka.
TÜSİAD'ın çözüm önerisi nedir?
Biz Annan Planı'nın müzakere edilebileceğine inanıyoruz. Masadan
düştü, öldü diyeceğimize oturup görüşsek, belki de Annan Planı'ndan
çok memnun olmayan Güney Kıbrıs bazı çekinceler koyacak. Bunu yapmadığımız
için karşı taraf bu işte daha kazançlı çıkıyor.
Diyalog, Annan Planı üzerinden mi başlamalı?
Evet, o rapor bugüne kadar Türkiye'nin de, Kuzey Kıbrıs'ın da istediği
birçok aşamayı kapsıyor.
Kıbrıs'ı çözsek dahi takvim vermezler görüşüne katılıyor musunuz?
Öyle bir kaygı olabilir ama Kıbrıs çözülme noktasına gelmiş, Kopenhag
kriterlerini tamamlamış ve uyumda önemli adımlar atmış bir Türkiye'ye
tarih verileceğine inanıyorum. 2004 sonunda bir tarih alabiliriz.
Kıbrıs, insan hakları, demokratikleşme derken AB Türkiye'ye 'havlu
attırmasın'? Sonunda 'Nasıl olsa almazlar' diye görüşmelerden çekilen
taraf olmayalım!
Havlu atmamalıyız. AB'ye üyelik için uğraşmış bürokrat ve siyasilerle
de görüşüyoruz. İspanya mesela. İspanyollar, 'AB'nin kapısında 7.5
sene mücadele ettik, boğuştuk' diyor. O zaman İspanya'nın sorunları
Türkiye'nin sorunlarından çok daha küçüktü. Avrupa, 10 yeni üyeyi
hazmetmek için yoğun çaba harcayacak. Türkiye'siz bir AB düşünemiyorum.
40 yıldır AB'nin 'bekleme odası'nda olan Türkiye'ye 2004 sonunda
müzakere takvimi verilmezse ağır bir düş kırıklığı yaşanmaz mı?
Türkiye iki defa davet edildi AB'ye, çantamızı alıp girebilecektik,
1970'lerde Ecevit ve Demirel'in döneminde. Şimdilik, 'hazır değiliz,
gelmiyoruz dedik'. O zaman AB tarafından verilen perspektifin değişmediği
düşüncesindeyim. 2004'te müzakere takvimi alırız.
Türkiye'nin iki çıpaya bağlandığını söylemiştiniz. AB çıpası koparsa
ne olacak?
Umarım bir terslik olmayacak ama AB'den takvim alamazsak ekonomide
sıkıntılar yaşanır. Türkiye'nin sürdürülebilir bir büyümeye ihtiyacı
var; bunun için mutlaka yabancı sermayeye ihtiyacı var. AB'den tarih
alınırsa çok önemli yabancı sermaye akışı olacaktır. Takvim verilmezse
yabancı sermaye beklentisi olumsuz etkilenir.
İçi boşaltılan bankaların zararı Hazine'ye ve halka yükleniyor.
Bankacılık lisansı kimlere nasıl verildi ona da bakmak gerekiyor.
TBMM'de 1000 sayfalık bankalarla ilgili Yolsuzluk Araştırma Komisyonu
raporu var.
Siyasetçi yolsuzluğun üzerine gitmedi, bürokrat gitmedi, sonuçta
büyük zararlar ortaya çıktı. 22 - 23 milyar doları kamu bankalarının
zararıdır. Köylüsü de, işçisi de istifade etti. O devletin batırdığı
paradır. 17 milyar dolar da özel bankalarda battı. 6 milyar doları
İmar'ın!
Devletle özel sektör yarışıyor!..
Aynen... O zaman, BDDK gibi özerk bir kurumun olmaması nedeniyle
hükümetler işin içine girdi. Zamanında denetim yapılamadı. Yargının
da noksanlıklarını gördük. Yasalar hortumcunun, yahut borcu olanın
yanında olduğu için kararlar alınamadı, devirler yapıldı, mahkemeler
bunların üzerine gidemedi. Bunlar çok pahalıya mal oldu. Temennimiz
özelleştirmelerin yapılması, devletin ekonomiden çekilmesi, dolayısıyla
işadamı - siyasetçi ilişkisinin kopması.
Tepki yasası olmamalı
Banka batıranlar üyeleriniz mi?
Çoğu üyemiz değil.
Hükümet 'tahsilat yasası' çıkarmaya hazırlanıyor.
Bir tepki yasası olmamalı. Tasarı üzerinde biraz daha çalışılmalı.
Yolsuzluk, hırsızlık yapanın, bankanın içini boşaltanların her şeyiyle
sorumlu olmasını istiyoruz. Kişisel sorumluluğundan servetine kadar.
Ancak bu yapılırken sektöre de zarar gelmemesi lazım. Tahsilatın,
usul hukukundaki iyileştirmelerle de hızlandırılabileceğini düşünüyoruz.
Türbanda uzlaşma aranmalı
Irak'la noktalayalım. 1 Mart tezkeresine destek verirken TÜSİAD
Başkanı olarak 'asker göndermeye' karşı çıktınız. Meclis'ten çıkan
yetkiye karşın ABD istemeyince Türkiye frene bastı, 8.5 milyar dolarlık
kredi de bu durumda kullanılmayacak.
Irak'a asker gönderilmesine karşı çıkarken korkumuz bugün yaşanan
olaylardı. Türk askeri çatışmanın içine düşecekti. Bunu istemedik.
Hükümet tezkereyi Meclis'ten geçirmekle ABD ile ilişkilerde düzelme
sağladı. Bu da olumlu. Irak'ın normalleşmesi ve bugünkü kaostan
çıkması Türkiye'nin yararınadır.
Hükümetin bir yıllık icraat dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hızlı başladılar ama son dönemde bir yorgunluk gözüküyor. Reform
yorgunluğu. Önümüzdeki 6 - 7 ay AB açısından çok önemli. Bu yorgunluğu
atıp dinamizmi yakalamak gerekiyor.
İmam hatipler, türban, YÖK gibi tartışma alanlarına ne diyorsunuz?
AKP'nin laikle de bir meselesi olduğunu tahmin etmiyorum, bunu çeşitli
vesilelerle de söylüyorlar ama toplumun hassas olduğu bazı konular
var. Türban bunlardan bir tanesi. Burada gerginlik yaratmak yerine
uzlaşmayı aramak gerekiyor. Türkiye'nin bugün bir numaralı sorunu
işsizlik, türban değil. İnsanlar günde 1.5 milyon liraya geçinmeye
çalışıyor.
Çin'e gittim. İnanılmaz bir gelişme. Tek tip elbise giyen, pirinç
yiyen Çin, dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmiş.
Gözlerim yaşardı. Türkiye son 15 yılda yerinde saymış. Geriye gitmiş.
Biz birbirimizi yiyerek geçirdik yılları. 50 milyar doları batırdık,
onlar ise yatırım yapmışlar. Fabrikalar kurmuşlar. 2005'te kotalar
kalkacak, Çin tekstilde başka pek çok sektörde dünya devi olacak.
Hep iktidarı konuştuk muhalefet için ne söyleyeceksiniz?
Türkiye'de şu anda bir muhalefet boşluğu var. Sivil toplum kuruluşları
bu açığı kapatmaya çalışıyor. Medya da muhalefeti yeterince yansıtmıyor.
Muhalefetin gerektiği kadar aktif ve dinamik olmadığına, statükocu
davrandığına inanıyorum.
Grubunuzun Rusya'da hayli yatırımı var, Türkiye'ye AB'de gelecekte
Moskova'yı da içine alacak 'özel üyelik' önerileceğine ilişkin tartışmaları
nasıl yorumluyorsunuz?
Türkiye özel statüyü kabul edemez.
Bizdeki 50 milyar dolarlık hortumlamadan iş dünyası rahatsız değil
mi?
Elbette, bu tablo herkesi rahatsız ediyor. TÜSİAD'ı da rahatsız
ediyor, kamuoyunun vicdanını da etkiliyor. Son 20 seneyi masaya
yatırıp, bakmamız lazım meseleye. Hukuki altyapının güçlendirilmesi
gerekiyor.
Yıllarca ota tütün diye para ödedik
Tekel beş - altı sene daha böyle giderse pazar payını tümüyle
yabancılara kaptıracak
Tekel'in satışına ne diyorsunuz? 2 - 3 milyar dolar değer biçilirken
sigara yok pahasına elden çıkarılacaktı, Japonların 1 milyar doları
biraz aşan teklifi üzerine ihale iptal edildi.
Beklentileri iyi yönetemiyoruz. İki Almanya'nın birleşmesi sırasında
Doğu'daki 17 bin şirketi bir sene içinde özelleştirdiler. Kimini
bedava verdiler, üzerine para, kredi verdikleri bile oldu. Türkiye'de
çıtayı çok yüksek tutuyoruz. İşte İtalya'da, Fas'ta şu kadar verilmiş,
bizde ucuza gidiyormuş. Sadece gelir beklediğiniz zaman özelleştiremezsiniz.
Divanı Harb'e verirler, çünkü herkesin malı kıymetli. Herkes özelleştirilmemesi
için gayret sarf ettiği için siyasetçiye de baskı yapıyor. Türkiye'nin
üzümü bitti, tütünü bitti. Türkiye yıllarca otu, sapı, tütün diye
alıp para ödedi ve böylece milyarlarca dolar zarar oluştu. Sonra
da bunları depolarda çürüttü, yaktı. Bunları Divanı Harb'e vermek
lazım, bilmem. Seçimlerde, 'kim ne veriyorsa 3 lira 5 lira daha
fazla veriyorum' diyenler oldu. Bunları da yaşadık.
Satılmalı
Ne yapılmalı?
Böyle giderse Tekel, 5 - 6 sene sonra pazar payını tümüyle yabancılara
kaptıracak. Rekabet edemiyor, marka oluşturamamış. Doğru fiyat analizi
yapıp, makul seviyelerdeyse Türkiye'nin Tekel'i elden çıkarmasında
yarar var. Telekoma zamanında 20 milyar dolar verdiler, bugün 2
milyar dolara satamazsınız. Tütünde de böyle olur diye korkuyorum,
eğer 'devlet sigara yapmaya devam etsin, çok güzel oluyor' diyorsanız
kalsın.
Türkiye bunları bir an önce satmalı, her geçen gün değer kaybediyor!
BBDK'nın gücü aşındırılmamalı
Engin Akçakoca olayına tepki gösterdiniz.
BBDK'nın özerkliği çok önemli. Kamuoyunda BBDK üzerinde siyasi baskı
uygulandığı biçiminde algılamalar oluşuyor. Bu bizi hiç istemediğimiz
noktaya götürür. Bu pozisyonlarda devlete hizmet etmiş olanlara
nasıl davranılacağı konusunda hassas olmak gerekir. Bu tür uygulamalar
önemli pozisyonlardaki kişilerde çekinceye yol açmamalı. 'Aman başıma
bir iş gelmesin' diye düşünmemelidirler. BBDK'nın gücü aşındırılmamalı.
Derya Sazak - Sohbet Odası, Milliyet
17.11.2003
|