Mehmet Altan'ın İsveç Parlementosundaki Konuşması

 

İsveç'e ilk kez geliyorum.Ancak,güneş sisteminin sekiz gezegeninden biri olan dünyada topluca yaşadığımız için,birbirimizi izliyoruz yada en azından gözlüyoruz.Bu açıdan artık hiç kimse hiçbir yerin çok yabancısı sayılmıyor.
İsveç ile ilk bireysel ilişkim galiba küçük yaşta yaptığım kibrit koleksiyonu ile başlamıştı.Önce bir gazeteci olarak,sonra romanı İsveççeye çevrilmiş bir yazar olarak burayı defalarca ziyaret eden babamın,bu ülkenin kibritlerini getirdiğini anımsıyorum.
Son zamanlarda ise İsveç 'i benim zihnimde Dişişleri Bakanı Anna Lindht simgeliyordu.Hiç tanımdaığım uzak coğrafyadaki birisine sadece poyitikacı olarak değil,birey olarak derin bir sempati duyduğumu onu kaybedince daha da fazla anladım.kendisini rahmetle anıyorum..
Şimdi kendim buradayım.
Ne zaman "ifade özgürlüğü" konusu açılsa,benim aklıma Lenin'in sözü gelir.Lenin,evreni keşfedemeden yeterince geniş düşünemiyeceğimizi söyler.Gerçekten de,bu yerküredeki insanoğlunun serüveni bırakın evreni,henüz güneş sistemini keşfetmiş değil..Üstelik en karmaşık organımız olan beynimizi de tamamıyla tanıdığımızı söylemek zor..
İfade özgürlüğünün evren ile tanımadığımız beynimiz arasındaki konumuna gelince,iki değerlendirmem var..
Birincisi çağ ile ilgili,ikincisi ülkeler ile..

Kuvantum Düşünce Modeli

İfade özgürlüğünü çağ ile irtibatlayınca, bizim nasıl "düşündüğümüz" sorusu akla geliyor..Düşünme aracımız olan beyni kim kuruyor?
Doğdugumuz ortamın kendisi...doğdugumuz ortamın gelenekleri,görenekleri,varsayımları,alışkanlıkları,bizim düşünme dünyamızın sınırlarını oluşturuyor..
Aile,okullar tamamen bu kabulleri bize öğretiyor,o yönde ve çerçeve içinde düşünmemizin ilk harcını koyuyor..
İnsanın düşünme modelini oluşturan egemen paradigmayı sosyal ortam şekillendiriyor.Demek ki düşüncenin ve ifade özgürlüğünün ilk sınırları sosyal ortam ile oluşmakta..
Bugün uzmanlar beynin üç farklı şekilde çalışbaleceğini sölyüyorlar.Elektrik akımını nasıl farklı farklı bağlıyabiliyorsak,beynin çalışmasını da farklılaştırabiliriz. Ama bunu satükonun etkisi nedeniyle kolayca yaptığımız söylenemez.
Çağ değişiyor.Sanayi döneminden sanayi sonrası döneme geçiyoruz.Şimdi "aklı yeniden kurmaktan" ve "kuvantum düşünce modelinden" söz edilmekte...
Aklı yeniden kurmak mevcudu algılayıp,devam ettirmekten çok daha büyük enerji istiyor.size aile,okul,çevre tarafından verilen tüm bağlantıları yeniden gözden geçirmek,gerekirse kaldırıp atmak kolay değil..Bırakın beynin nöronlarını yeniden bağlamayı,mevcudun bozulmasına karşı büyük tepki gösteririz,Bu konularda tutucuyuzdur..
Kuvantum Düşünce Modeli ise bu tutuculuğumuzu aşmaya yarıyabilecek.Kuvantum düşünce modelini "yaratıcı,içgörülü,sezgisel" olarak atınmlıyorlar.Varsayşımlarımızı sorgulamada,alışkanlıklarımızı ya da zihinsel modellerimizi,paradigmalarımızı değiştirmede kullanacağımız bir yönetme bu..
Bilgisayarlar hem seri,hem de bağlantılandırıcı üşünmeyi taklit edebiliyorlar ama mevcudu sorgulayan,aklı yeniden inşa eden bir düşünceye tabii ki erişemiyorlar..
Kuvantum düşünce, "bir masanın üzerinde duran bir bardağa baktıımızda " beyin nasıl onu bir büün olarak algılıyor "masanın ve odanın içdekiyi yerini" tespit ediyorsa,bunu herşey için yapabilme kabilyetini geliştiriyor. Bütünü algılamak,yekpare bir anlama alanını iyice genişletmek ,nöronların eş zamanlı titreşimlerini yeniden örgütleyerek erçekleşiyor.Akıl kendi kendini yeniden örgütlüyor...
Bunu yapamadıkça,en geniş düşünme bile mevcudun sınırları içinde kalıyor.

Ülkelere Gelince....
Yerküreyi bir yana bırakır,ülkelere gelirsek...
Jean-Paul Sartre "Düşünce özgürlüğünün olmaması,düşüncenin olmaması değil,insanın düşünmemesidir" der..
Sartre'ın söyledikleri ile çağın kuvantum modeli ile aradığı arasında birebir bir bağlantı var..Aklınıza gelmeyeni
düşnemezsiniz.Aklınza gelenler ise mevcut ile sınırlıdır.
İnsanoğlu henüz kendini tamamiyle keşfetmiş değil.Kestirmeden söylersek kısıtlı bir kapasiteyle çalışıyor.Biz bir de buna ayrıca sınır getiriyoruz.
Düşünce yasakları "düşüncenin" kıt olduğu yerlerde var..O diyarlarda,farklı bir düşünce mevcudu çok çabuk
sarsıyor.beyinsel jimnastiğe alışmamış bir toplum,öylesine hamlamış oluyor ki,ilk harekette herkes bir değşiklik farediyor.
Düşünmenin gelişmedi toplumlar,coğrafyalar ilk ve yeni bir düşünce ile karışlaştıklarında,karanlıkta kibrit ışığı ile karşılaşmış gibi şaşırırlar..Bu da tepki oluşturur..Hem yönetenlerin hoşuna gitmez,hem de beyinsel bir tembellik içinde olanların..
Düşünce üretiminin fazla olduğu,düyünmeye alışmış toplumlarda ise,böyle bir kısıt yoktur.Düşünce özğürlüğü tamdır.Çünkü o diyarlar değişik düşünce alışkındır.düşünce üretimi yaşamın bir parçasıdır.
Düşüncenin kıt olduğu yerlerdeki ifade özgürlüklerinin daha koyu,düşünceye alışkın toplumlarda ise bunun sorun olmadığı ilginç bir çelişki..
Konuşmamı bitirirken, çağımızın ifade özgürlüğünün ne olması gerektğini en berrak bir biçimde Avrupa İnsan Hakları mahkemesi'nin ifade ettiğine inanıyorum.AİHM'si düşüncenin toplumu rahatsız edici,aykırı,sarsıcı olabileceğini kabulleniyor..
Sarsıcı olmadan mevcut aşılamıyor.Şimdi bunu değişmekte olan çağ yapıyor.
Ufakken kibritlerini biriktirerek başladığım yollculuğum,epey gecikerek olsa ,İsveç'e gelerekda yeni bir ivme
kazandı. Bunun mutluluğu ile hepinizi selamlıyorum.