| |
İsveç'e ilk kez geliyorum.Ancak,güneş sisteminin sekiz gezegeninden
biri olan dünyada topluca yaşadığımız için,birbirimizi izliyoruz
yada en azından gözlüyoruz.Bu açıdan artık hiç kimse hiçbir yerin
çok yabancısı sayılmıyor.
İsveç ile ilk bireysel ilişkim galiba küçük yaşta yaptığım kibrit
koleksiyonu ile başlamıştı.Önce bir gazeteci olarak,sonra romanı
İsveççeye çevrilmiş bir yazar olarak burayı defalarca ziyaret eden
babamın,bu ülkenin kibritlerini getirdiğini anımsıyorum.
Son zamanlarda ise İsveç 'i benim zihnimde Dişişleri Bakanı Anna
Lindht simgeliyordu.Hiç tanımdaığım uzak coğrafyadaki birisine sadece
poyitikacı olarak değil,birey olarak derin bir sempati duyduğumu
onu kaybedince daha da fazla anladım.kendisini rahmetle anıyorum..
Şimdi kendim buradayım.
Ne zaman "ifade özgürlüğü" konusu açılsa,benim aklıma
Lenin'in sözü gelir.Lenin,evreni keşfedemeden yeterince geniş düşünemiyeceğimizi
söyler.Gerçekten de,bu yerküredeki insanoğlunun serüveni bırakın
evreni,henüz güneş sistemini keşfetmiş değil..Üstelik en karmaşık
organımız olan beynimizi de tamamıyla tanıdığımızı söylemek zor..
İfade özgürlüğünün evren ile tanımadığımız beynimiz arasındaki konumuna
gelince,iki değerlendirmem var..
Birincisi çağ ile ilgili,ikincisi ülkeler ile..
Kuvantum Düşünce Modeli
İfade özgürlüğünü çağ ile irtibatlayınca, bizim nasıl "düşündüğümüz"
sorusu akla geliyor..Düşünme aracımız olan beyni kim kuruyor?
Doğdugumuz ortamın kendisi...doğdugumuz ortamın gelenekleri,görenekleri,varsayımları,alışkanlıkları,bizim
düşünme dünyamızın sınırlarını oluşturuyor..
Aile,okullar tamamen bu kabulleri bize öğretiyor,o yönde ve çerçeve
içinde düşünmemizin ilk harcını koyuyor..
İnsanın düşünme modelini oluşturan egemen paradigmayı sosyal ortam
şekillendiriyor.Demek ki düşüncenin ve ifade özgürlüğünün ilk sınırları
sosyal ortam ile oluşmakta..
Bugün uzmanlar beynin üç farklı şekilde çalışbaleceğini sölyüyorlar.Elektrik
akımını nasıl farklı farklı bağlıyabiliyorsak,beynin çalışmasını
da farklılaştırabiliriz. Ama bunu satükonun etkisi nedeniyle kolayca
yaptığımız söylenemez.
Çağ değişiyor.Sanayi döneminden sanayi sonrası döneme geçiyoruz.Şimdi
"aklı yeniden kurmaktan" ve "kuvantum düşünce modelinden"
söz edilmekte...
Aklı yeniden kurmak mevcudu algılayıp,devam ettirmekten çok daha
büyük enerji istiyor.size aile,okul,çevre tarafından verilen tüm
bağlantıları yeniden gözden geçirmek,gerekirse kaldırıp atmak kolay
değil..Bırakın beynin nöronlarını yeniden bağlamayı,mevcudun bozulmasına
karşı büyük tepki gösteririz,Bu konularda tutucuyuzdur..
Kuvantum Düşünce Modeli ise bu tutuculuğumuzu aşmaya yarıyabilecek.Kuvantum
düşünce modelini "yaratıcı,içgörülü,sezgisel" olarak atınmlıyorlar.Varsayşımlarımızı
sorgulamada,alışkanlıklarımızı ya da zihinsel modellerimizi,paradigmalarımızı
değiştirmede kullanacağımız bir yönetme bu..
Bilgisayarlar hem seri,hem de bağlantılandırıcı üşünmeyi taklit
edebiliyorlar ama mevcudu sorgulayan,aklı yeniden inşa eden bir
düşünceye tabii ki erişemiyorlar..
Kuvantum düşünce, "bir masanın üzerinde duran bir bardağa baktıımızda
" beyin nasıl onu bir büün olarak algılıyor "masanın ve
odanın içdekiyi yerini" tespit ediyorsa,bunu herşey için yapabilme
kabilyetini geliştiriyor. Bütünü algılamak,yekpare bir anlama alanını
iyice genişletmek ,nöronların eş zamanlı titreşimlerini yeniden
örgütleyerek erçekleşiyor.Akıl kendi kendini yeniden örgütlüyor...
Bunu yapamadıkça,en geniş düşünme bile mevcudun sınırları içinde
kalıyor.
Ülkelere Gelince....
Yerküreyi bir yana bırakır,ülkelere gelirsek...
Jean-Paul Sartre "Düşünce özgürlüğünün olmaması,düşüncenin
olmaması değil,insanın düşünmemesidir" der..
Sartre'ın söyledikleri ile çağın kuvantum modeli ile aradığı arasında
birebir bir bağlantı var..Aklınıza gelmeyeni
düşnemezsiniz.Aklınza gelenler ise mevcut ile sınırlıdır.
İnsanoğlu henüz kendini tamamiyle keşfetmiş değil.Kestirmeden söylersek
kısıtlı bir kapasiteyle çalışıyor.Biz bir de buna ayrıca sınır getiriyoruz.
Düşünce yasakları "düşüncenin" kıt olduğu yerlerde var..O
diyarlarda,farklı bir düşünce mevcudu çok çabuk
sarsıyor.beyinsel jimnastiğe alışmamış bir toplum,öylesine hamlamış
oluyor ki,ilk harekette herkes bir değşiklik farediyor.
Düşünmenin gelişmedi toplumlar,coğrafyalar ilk ve yeni bir düşünce
ile karışlaştıklarında,karanlıkta kibrit ışığı ile karşılaşmış gibi
şaşırırlar..Bu da tepki oluşturur..Hem yönetenlerin hoşuna gitmez,hem
de beyinsel bir tembellik içinde olanların..
Düşünce üretiminin fazla olduğu,düyünmeye alışmış toplumlarda ise,böyle
bir kısıt yoktur.Düşünce özğürlüğü tamdır.Çünkü o diyarlar değişik
düşünce alışkındır.düşünce üretimi yaşamın bir parçasıdır.
Düşüncenin kıt olduğu yerlerdeki ifade özgürlüklerinin daha koyu,düşünceye
alışkın toplumlarda ise bunun sorun olmadığı ilginç bir çelişki..
Konuşmamı bitirirken, çağımızın ifade özgürlüğünün ne olması gerektğini
en berrak bir biçimde Avrupa İnsan Hakları mahkemesi'nin ifade ettiğine
inanıyorum.AİHM'si düşüncenin toplumu rahatsız edici,aykırı,sarsıcı
olabileceğini kabulleniyor..
Sarsıcı olmadan mevcut aşılamıyor.Şimdi bunu değişmekte olan çağ
yapıyor.
Ufakken kibritlerini biriktirerek başladığım yollculuğum,epey gecikerek
olsa ,İsveç'e gelerekda yeni bir ivme
kazandı. Bunun mutluluğu ile hepinizi selamlıyorum.
|