Atatürkçülük ve sahtekarlık...

 

Şu bizim ünlü 28 Şubat, memleketi kurtaracağız diye ortaya atılan darbecilerin himmeti sayesinde cumhuriyet tarihinin en büyük banka soygununa dönüşerek neredeyse laik olmakla hırsız olmayı eşanlamlı kılmıştı.

Eğer yönetimlerini biraz daha sürdürebilselerdi memlekette soyulmadık banka kalmayacağı gibi Emniyet Müdürlüğü’nün Hırsızlık Şubesi’nde de bir “laiklik masasının” kurulması gerekecekti.

O zamanlar, öylesine büyük paralar çalabilmek için mutlaka “laiklik” mahlasını kullanmak gerektiğini öğrenmiştik.

Zavallı laiklik kavramı, gerçek laiklik yanlılarının yüreğini kanatarak, sayelerinde bir paçavraya dönmüştü.

Şimdi sanırım sıra Atatürkçülerin, Atatürkçülük kavramını paramparça etmelerinde.

Laiklerin banka soygunundan, Atatürkçülerin bilim hırsızlığına geçtik.

Ben birçok üniversite rektörünün bilimsel çalışmaları bir yana bırakarak, boyunlarına astıkları Atatürkçülük yaftasıyla ordu yanlısı bir siyasete atlamalarının nedenini bir türlü anlamıyordum.

İstanbul Üniversitesi rektörünün “bilimsel” maceralarını okuduktan sonra bunun nedenini anladım.

O adamları o koltuklarda tutabilmek için gerçekten bir ordu gerekiyormuş.

Daha küçük bir güç onları oralarda tutmaya yetmezmiş.

İstanbul Üniversitesi’nin rektörü olan profesör, Amerikalı bir bilim adamının yazdığı kitabı alıp üstüne kendi adını yazmış ve “bu kitabı ben yazdım” diye bastırmış.

Çalmış adamın kitabını.

Aradan bir bölüm falan almamış, kitabı olduğu gibi almış.

Daha sonra durum burada araştırılmış.

Bir başkasının kitabını kendi kitabı diye bastırdığı kesinlik kazanmış.

Ve, Tabibler Odası, cerrah olan rektörün mesleğini yapmasını iki ay boyunca yasaklamış.

Herhalde hastaların apandisitlerinin, böbreklerinin, dalaklarının çalınmasından korkmuşlar.

Tabibler Birliği, hastaları üniversite rektörüne emanet edemiyor.

Ama biz binlerce öğrenciyi bu insana teslim ediyoruz.

Bir rektör, o üniversitenin öğrencileri için bir örnektir, bizim öğrencilerin önündeki örnek de bu.

Başkasının kitabını çalan bir adam.

Sizce, böyle biri yeryüzünün herhangi normal bir toplumunda rektörlük yapabilir mi?

Tabibler Odasından, bir süreliğine de olsa, atılan bir rektör olabilir mi?

Böyle birini rektörlük koltuğunda tutmaya hangi güç yeter?

Peki, böyle bir olay karşısında basının ayaklanması gerekmez mi?

Kaç yazı okudunuz bu rektörün yaptıklarıyla ilgili?

Generallerin emirleriyle kendi meslektaşlarına iftira atmaktan asla çekinmeyen Atatürkçü köşe yazarları arasında “bu ayıptır” diyen kimseye rastladınız mı, “tabibler odasından atılan rektör olmaz” diyenini gördünüz mü?

Niye peki?

Atatürkçülük dayanışması mı bu?

Demokratların arasından kolay kolay böyle adam çıkmaz ama tutun ki bir demokrat rektör başkasının yazdığı kitabı aynen alıp üstüne kendi adını yazarak yayınlamış olsun ve yakalanıp Tabibler Odası’ndan atılsın, Atatürkçüler neler yazarlardı sizce?

Şimdi niye yazmıyorlar?

Çünkü rektörümüz Atatürkçü.

Atatürkçü ise her şeyi yapabilir.

Çocuklarımızın eğitimi, üniversitelerimizin saygınlığı hiç önemli değildir.

28 Şubat döneminde “laikim” diyene “hangi bankayı soydunuz efendim” diye soruyorduk.

Şimdi de Atatürkçüyüm diyene “kimin kitabını yazdınız efendim” diye soracağız.

Atatürkçülüğü Atatürkçüler perişan ediyor bu ülkede.

İnsan Mustafa Kemal için üzülüyor gerçekten.

Bunu herhalde hak etmemişti.

Ahmet Altan, gazetem.net
8.12.2003