| |
Zenofobi, şovenizm, ırkçılık, birbirine komşu kavramlar. Biri öbüründen
besleniyor, biri öbürünü tamamlıyor. 'Faşizm' kavramı da, her şemsiye
gibi, hepsini örtüyor, kucaklıyor ve onların üstünde duruyor. Yakın
tarihimizde 'Türk düşüncesi' denen hemen hemen her şey bu kavramların
yoğun hegemonyası altında biçimlendi. İki gündür bir kitaptan alıntılar
veriyorum. 'Türkiye'de ırkçılık yoktur' savunmasında musır olanlar,
bu alıntıları eksantrik bir tipin kendine özgü aşırılıkları gibi
görmek isteyebilir. Ama bu gibi sözlerin ve kitapların hiç tekil
olmadığını, ara sıra bu sütunda verdiğim örneklerle yeterince gösterdiğimi
sanıyorum (buraya aldıklarım da var olan kocaman literatürün minik
bir parçası).
Ama bu kitabın da bir derleme içerdiğini söylemiştim. Peyami Safa,
tahmin edilebileceği gibi, enternasyonalizmi bir 'Yahudi komplosu'
olarak niteler ve 'Reel planda millet evvel gelir, insan sonra'
diyerek çoğu Türk milliyetçisi gibi (Muharrem Ergin vb.) 'hümanizm'i
de reddeder. Rıza Nur tabii bu kervandaki yerini alacaktır: "Irkan
çok yüksek yaratılmış bir milletle, ondan aşağı yaratılmış milletler
aynı surette düşünemezler. Irkan aşağı milletler tarih sayfalarına
yalnız esaret, zillet yazmışlardır.
Çünkü haysiyet ve şeref hissi bu gibi milletlerde pek az veya hiç
mevcut bile değildir." Kurtuluş Savaşı sırasında bakanlık yaparken
antik kent yıkıntılarını tahrip ettirdiğine göre Yunan ve Roma medeniyetlerini
herhalde böyle görüyordu. Bu kitaptaki en korkunç metinler bu ülkede
başbakanlık da yapan Prof. Sadi Irmak'ın 'ilmi' eserlerinden. Irmak,
1930'da, yani Hitler'in yükselme döneminde Berlin'de Tıp Fakültesi'ni
bitirmişti. 1973'te emekli olunca Cumhurbaşkanı onu 'Kontenjan Senatörü'
seçmişti. Böylece 1974'te 'partilerüstü' başbakan oldu. 12 Eylül
darbesinden sonra da Danışma Meclisi'ne tayin edildi. Görüldüğü
gibi, belirli çevrelerde 'muteber' bir kişiydi.
Profesör, 'çoğalmasını tahdit etmek' gereken 'ırsi hastalık'ları
sayıyor:
"Koku alamamazlık, adalelerde ufalma, erken bunama, gezgincilik,
homoseksualite, manyakdepresif cinnet, kekemelik, titreklik, salaklık."
Çaresi şöyle: "Yapılacak şey aktif ve pasif istifadır"
('Ayıklama' demek istiyor). Profesör böyle şeylerle yakından ilgili.
"Almanya'da ve Amerika'da teşekkül eden ırk hıfzıssıhhası cemiyetleri
bu hususa çareler aramakla meşguldür" diyor (gene ırsi olan
'deha'ya sahip ailelerin azalması hususu). "Terbiye sayesinde
bir milletin veraset hamulesini düzeltmeye imkân yoktur."
Türkiye'de ırkçılık olmadığını söyleyenler, ırkçılığın Avrupa'ya
özgü olduğunu söyleyenler, İsveç'in ırkçı olduğunu söyleyenler,
bizde bir hayli kalabalık.Sadi Irmak ise bütün bunlardan yana. 'Passif
Seleksiyon' adını verdiği çareler şunlar: "1) Bu gibilerin
izdivaçlarına müsaade etmemek... 2) Asosiyal unsurların bir müessesede
toplanması... 3) Bu zaruretler karşısında pasif istifa için üçüncü
bir çare bulmuştur. O da asosial unsurları mecburi bir akimleştirme
ameliyatına tabi tutmaktır." Bunlar yetmiyor tabii. Bir de
'aktif seleksiyon' gerekiyor ki 'akıllılar' çoğalsın. Hayvanlarda
bunun için cins damızlık kullanılıyor. "Vakıa Eflatun Devlet
namındaki kitabında insan cemiyetinde de böyle damızlıkların kullanılmasını
terviç etmişti. Fakat mütekamil insan Etik ve estetiğile kabili
telif değildir" diye hayıflanıyor. Bu durumda ne olacak? "Münevver
kütle bu malumat karşısında milli kültürü ve varlığı muhafaza için
en şerefli vazife olarak yüksek ırsi hamuleli bir zürriyet meydana
getirmeyi kabul edeceklerdir." Başbakanlığı topu topu bir yıl
sürüp bu düzenlemeleri yapmaya vakit bulamadığı için hamd ü sena
etmeliyiz herhalde. Prof. Uzdilek, elbette her şeyin millisi olacağını
savunuyor: "Demek ki ilmin de bir millisi olabilir. Milli zarfa
bürünmüş ilim olabilirse neden milli zarfa bürünmüş olan bir felsefe
olmasın." Ziyaeddin Fahri de bu konuda coşar ve hemen konuyu
Rusya'daki Türkler konusuna bağlar.
Saygıdeğer felsefecimiz Cemil Sena da felsefenin 'milli'sinden yanadır.
Ona göre 'millet' -tabii ki- bir 'uzviyet'tir. "Bu uzviyet,
çeşitli değişmelere, melezleştirici tesirlere maruz kalabilir. Fakat,
kendi özel bünyesinin, iptidai ve asli tohumun ruhi ve uzvi hassalarını
büsbütün kaybetmez... Milli tohumun sakladığı kudret nisbetinde
bir gelişme... ortaya çıkar... Bütün bunlar, millet üstünlüğünün
ve bir uzviyet olarak kendi gelişim ve değişimlerinin zaruri kıldığı
faaliyetlerdir." Ad vermeden, Türkiye'deki azınlıklar hakkında
da iğrenç şeyler söyledikten sonra, nihai gerçeği formüllendiriyor:
"Millet, daima saf olarak, kendi kendinin aynı olan ve içine
hiçbir yabancı unsur ve fikir kabul etmeyen bir uzviyettir."
İzzettin Şadan adında tanımadığım bir doktora da aynı soru sorulmuş:
"Furoyd bilhassa Yahudilikte bulunan aşağılık hissini yenmek
için, milliyet fikrini Yahudilere aşılamak lazımdır." Cümle
bitmiyor ama ne demek istediği anlaşılıyor.
Bu sözleri söyleyenler öyle marjinal adamlar sayılamaz herhalde.
Toplumda entelektüel merkezi temsil eden kişiler.
Sırası geldikçe, örnekleri çoğaltmaya devam edeceğim.
Murat Belge, Radikal
30.12.2003
|