| |
Denir ki: "Değişmek zorunda kalmadan değişin!" Doğru
olan budur.
Ama biz Türkler sevmeyiz böylesini. Kitabımızda, yumurta kapıya
gelmeden davranmak yoktur. Değişim hayaleti ne zaman ki bizi köşeye
sıkıştırır, deniz biter, ancak o zaman bir şeyler yapma gereğini
duyarız.
Genellikle değişmez bu.
Kepaze bir örnek ister misiniz?
Alın bankacılığı.
Bankacılık reformu Türkiye'de en az on yıl geciktirildi. Peşpeşe
gelen hükümetler bu konuya el sürmediler.
İşlerine öyle geldi!
Türkiye bu yüzden banka hortumcuları için bir cennete dönüştü.
Cehennemi ise millet yaşadı.
Çünkü insanımızın aş ve iş sorununu çözebilecek 50 milyar dolar
dipsiz kuyularda yok oldu gitti. Yani milli gelirimizin yaklaşık
yüzde 25'i eski deyişle tebahur ettikten sonradır ki, aklımız başımıza
geldi, bankacılık reformu yolunda doğru adımlar atmaya başladık.
Şimdi bir yılan hikayesi daha var sırada: Kamu yönetiminde reform...
Bu alanda da deniz çoktan bitti, sırtımız duvara dayandı. Bin yıldır
biliyoruz devletin verimsizliğini, kötü yönetildiğini. Devletin
hantallığı, kırtasiyeciliği malum.
Hukuktan doğru dürüst nasibini almamış kamu yönetiminin vatandaşı
nasıl ezdiğini, merkeziyetçiliğin işleri nasıl arap saçına çevirdiğini
bilmeyen yok. Hesap vermeyi sevmeyen, şeffaflıktan yoksun ve başına
buyruk yaşayan kamunun hoyratlığı bin yıldır illallah dedirtmiş
durumda.
Türkiye'nin merkezden, yani Ankara'dan yönetilemeyeceği yıllardır
cılkı çıkmış bir klişe, bir slogandır. Neredeyse her partinin programında,
seçim bildirgesinde de bin yıldır yer alır.
Ama değişen bir şey olmaz.
Belediyelerin, yerel yönetimlerin yetki alanlarını genişletmek,
yerinden yönetimi hayata geçirmek yine lafta kalır.
Çünkü hükümetler iktidar olabilecek kadar derslerine çalışmazlar,
gündemlerine hakim olamazlar. Bu yüzden özellikle sivil - asker
bürokrasi engelini aşamadıkları için de kamu yönetiminde reform
kağıt üstünde kalmaya devam eder.
Şimdi yeni bir deneme daha gündemde. Tayyip Erdoğan hükümeti olumlu
bir adım atmaya hazırlanıyor.
Dün TBMM'ye gönderilen Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı idarede
reform ve yerel yönetimlere yetki devri açısından yetersiz de olsa
ileri çizgiler taşıyor.
Ama yetersizliğin altını çizmekte yarar var. Bu açıdan nedenlerden
biri, Ankara bürokrasisinin köhnemiş, zamanın gerisinde kalmış zihniyetidir.
Ama bir de Anayasa engeli söz konusudur.
Bir askeri yönetimin, 12 Eylül'ün ürünü olan mevcut Anayasa'yla
birçok alanda olduğu gibi kamu yönetiminde de reform sınırlı kalmaya
mahkum.
Bu Anayasa bu topluma artık çok dar geliyor. Türkiye'nin özellikle
ekonomik alanda yapmaya başladığı atılımların hem gerisinde kalıyor,
hem sivil toplumun gelişimine set çekebiliyor.
Bu nedenle adam gibi bir anayasa yapmadan, toplumun tüm kesimlerinin
içine sindirebileceği bir Anayasa reformunu başarmadan, kamu yönetimi
dahil birçok alanda yapılabileceklerin sınırı var.
Ankara hâlâ Türkiye'ye ayakbağı!
Değişim zaman alıyor.
N'apalım ki öyle.
Hasan Cemal, Milliyet
30.12.2003
|