|
Annan Planı, BM tarihinin en yoğun görüşme sürecinin ürünü. Taraflar
üç yılda aralarında anlaşamayınca Annan kendi planını masaya sürdü,
ama kabul ettiremedi; iki kez elden geçirdi, yine olmadı. Şimdi
taraflar plana bir şans daha tanıyor
BAŞLARKEN
İsmet Berkan geçenlerde isabetli bir saptama yaptı: "Aslında
Annan Planı'nı değil, gölgesini konuşuyoruz."
Evet, başından beri Türkiye'de, özellikle de basında yapılan tam
da bu. Annan Planı ne gibi bir ortamda hazırlandı? Nasıl bir zamanlamayla
ortaya kondu? Temel parametreleri nedir? Neler öngörüyor? Tarafların
pozisyonlarını nasıl, ne derecede yansıtıyor? Türkiye basınında
hiç doğru dürüst tartışılmadı bunlar. İlter Türkmen ve Gündüz Aktan
gibi bir-iki kalem dışında planın ayrıntılarına inilmedi, olgulara
değinilmeden kavramsallaştırmalara gidildi.
Ne dersiniz bugün itibarıyla varılan noktada, artık zamanı geldi
de geçmiyor mu şu planı, klasik deyişle, masaya yatırmanın? Evet,
tam zamanı. Plan hâlâ masada ve hâlâ alternatifsiz...Bu özelliğiyle
de Kıbrıs'ta çözümün ya kilidi ya anahtarı olacak Annan Planı.
Annan, kendi planına ilişkin olarak 7 Nisan'da Güvenlik Konseyi'ne
sunduğu raporda şöyle der: "Nihai tercih, benim planım temelinde
bir çözüm ile daha iyi bir çözüm arasında değil, benim planım temelinde
bir çözüm ile çözümsüzlük arasındadır."
Bu saptama, uluslararası toplumca da kabul edilmiş durumda. BM Güvenlik
Konseyi'nin 14 Nisan 2003 tarihli ve 1475 sayılı kararında, Annan
Planı'nın bundan sonraki görüşmeler için 'yegâne temel'i oluşturduğunu
vurguladığı malum. ABD'nin ve AB'nin aynı görüşü paylaştığı da sır
değil.
Demek ki çözüm olacaksa Annan Planı temelinde olacak. İşte bu yüzden
Annan Planı, Kıbrıs'ın ya anahtarı ya kilidi olacak.
Annan, üç yıllık çabanın boşa gitmesi nedeniyle derin hayal kırıklığına
uğradı. Bu yüzden, bu kez işi sıkı tuttu; sonuç alınacağına, en
azından anlaşmanın nihai halinin Kıbrıs'ta referanduma sunulacağına
ilişkin sağlam güvence almadan düğmeye basmadı. Ve nihayet istediğini
almış olacak ki 5 Şubat'ta liderleri ve garantör ülke temsilcilerini
10 Şubat'ta New York'a davet etti.
Bu da demek oluyor ki önümüzdeki günlerde yeniden Annan Planı'yla
yatıp kalkmaya başlayacağız. İşte bu yüzden bu plana biraz daha
yakından bakmanın tam zamanı...
Çözüm için yine, yeni, yeniden
Annan Planı, üç yıllık dolaylı ve doğrudan görüşmeler sürecinin
ardından masaya konuldu. Annan'ın ifadesiyle, 'BM çatısı altında
yürütülmüş en yoğun görüşme süreci' geride bırakılmıştı.
Görüşmelerin başladığı 3 Aralık 1999 ile Annan Planı'nın sunulduğu
11 Kasım 2002 arasında Annan, liderlerle 11 kez bir araya geldi.
Özel temsilci
olarak görüşmelere baştan sona nezaret eden Alvaro De Soto, dolaylı
görüşmeler sürecinde liderlerle tam 54 kez ayrı ayrı görüştü. Doğrudan
görüşmeler sürecinde üçlü olarak 72 toplantı yapıldı. De Soto bütün
süreç boyunca liderlerle 100'ü aşkın telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
3 milyon dolarlık süreç
De Soto ayrıca Yunanistan ve Türkiye'ye 30, BM Güvenlik Konseyi
üyesi ülkelere, Avrupa Komisyonu'na ve Avrupa Birliği ülkelerine
onlarca ziyarette bulundu. Üç yılda görüşme süreci için BM 3 milyon
148 bin 500 dolar harcadı.
Peki taraflar arasındaki onca görüşmeye karşın Annan niçin kendi
planını ortaya koyma gereği duydu? Ve niçin 10 Kasım 2002'de?
İlk olarak, o tarihe gelindiğinde Annan'ın kendi deyişiyle, "liderlerin
(Denktaş ve Klerides) kendi başlarına bırakılmaları durumunda bir
anlaşmaya varamayacakları ortaya çıkmıştı." İkinci olarak da,
AB'nin Kıbrıs açısından son derece kritik Kopenhag zirvesine artık
haftalar kalmıştı; bir anlaşma, Kıbrıs'ın AB'ye bir bütün olarak
girmesinin yolunu açacaktı.
Üç yıllık süre, Annan'ın, tarafları uzlaştırmasına yetmemişti ama,
tarafların pozisyonlarını ayrıntılı biçimde öğrenmesine ve kendi
planını şekillendirmesine yetmişti.
Görüşme sürecinde ve Annan Planı'nın hazırlanmasında başrolü De
Soto oynadı. De Soto'nun çekirdek ekibi, iki-dört profesyonel ile
bir-iki genel personelden oluşuyordu. Bu çekirdek ekibe BM örgütünün
çeşitli organları (Siyasi İşler, Barış Koruma Operasyonları, Hukuk
İşleri ve Enformasyon daireleri ile Kalkınma Programı ve Proje Servisleri)
ve özellikle son iki ayda çok sayıda danışman katkıda bulundu.
Avrupa Komisyonu'ndan bir yetkili de vardı ekipte. Kanada, Almanya,
İsviçre, Britanya da teknik süreçte uzmanlarını görevlendirdi De
Soto'ya yardım amacıyla.
Onlarca yargıç, Annan Planı'nın Kıbrıs için öngördüğü Yüksek Mahkeme'ya
aday oldu.
Ortaya konan plan 192 sayfalık bir belgeydi. 1980 ve 1990'lı yıllardaki
çözüm girişimlerinden farklı olarak, Annan Planı bir çerçeve değil,
tüm hukuki belgeleri de içeren kapsamlı bir öneriydi. Nihai hale
getirilmiş yasalar, 250 sayfayı buluyordu. Teknik komitelerin üzerinde
çalışması için 6 bin sayfalık yasa tasarıları hazırlanmıştı. Plana
iliştirilmiş 1954 anlaşma ve belge vardı. Yeni Kıbrıs'ın bayrağı
için 50 ülkeden 1506 tasarım, marşı için 111 öneri gelmişti.
Gel de uzlaştır
Plan, masaya konulana kadar geçen süre zarfında Annan'a göre tarafların
pozisyonları özetle şöyleydi: Klerides, BM Güvenlik Konseyi kararlarına
göndermede bulunarak, çözümü, siyasi açıdan eşit iki toplumdan oluşan,
tek egemenlik, tek uluslararası temsil ve tek vatandaşlık üzerine
kurulu, iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyonda görüyordu. Denktaş
ise kendi deyişiyle gerçeklerden yola çıkarak zaten var olan iki
devletin kuracağı bir konfederasyon istiyordu. Tek egemenlik Denktaş'ın
kabulüydü, ancak konfederasyon ancak kurucu devletlerin izin verdiği
ölçüde egemen olmalıydı.
Dolayısıyla Annan'a göre anlaşmazlığın özü şuydu: Çözüm, var olan
bir devlete yeni anayasa yazılıp federal bir yapı kazandırılması
üzerine mi inşa edilecekti, yoksa var olan iki devlet bir konfederasyon
ya da ortaklık devleti mi kuracaktı? Bu temel anlaşmazlık baştan
sona diğer tüm konulara da yansıyordu...
Annan, tarafların itirazları ve değişiklik önerilerini göz önünde
bulundurarak planını iki kez gözden geçirdi, bazı değişiklikler
yaptı. Ancak ne 10 Aralık 2002'de sunduğu ikinci hali, ne de 26
Şubat 2003'te sunduğu üçüncü ve nihai hali tarafları imza noktasına
getirebildi.
De Soto'nun mekik diplomasisi ve liderlerle görüşme maratonunun
ardından Annan, Denktaş ve Klerides'in yerini alan Papadopulos'la
10 Mart'ta 12'nci ve son kez bir araya geldi. Aralıksız olarak tamı
tamına 19 saat süren görüşmeler 11 Mart sabahı 05.30'da sona erdi.
Yine olmamıştı, anlaşma yoktu. Annan, hayal kırıklığı ve çaresizlik
içinde, "Yolun sonuna geldik" diyerek görüşme sürecinin
çöktüğünü ilan etti ve planını masada bırakarak kalkıp gitti...
O günden bugüne iki kritik gelişme yaşandı. İlk olarak KKTC'de 14
Aralık 2003'teki genel seçimler sonucunda çözümü hedefleyen bir
hükümet kuruldu.
İkinci olarak, Ankara belki de ilk kez çözüm için siyasi irade ortaya
koydu. ABD ve AB'nin de araya girmesiyle Yunanistan ve Rumlar da
masaya çekildi. Ve nihayet Denktaş güçlükle de olsa denkleme dahil
edildi.
Şimdi Annan Planı yeniden sahnede...
Annan arayı bulmak için terledi
Denktaş ve Klerides, kullanılacak terminolojiden tutun da mal mülk
ve güvenliğe kadar hemen hemen bütün konularda ayrı telden çalıyordu.
Annan tarafları ortak bir noktaya çekebilmek için hem uluslararası
hukuku hem de adadaki gerçekleri gözetmek zorundaydı.
Denktaş ile Klerides hemen hiçbir konuda anlaşamıyordu. Taraflar
arasındaki görüş ayrılıkları, kurulacak devlete ve parçalarına verilecek
adlardan başlayıp Kıbrıs'ın güvenliğinin nasıl sağlanacağına kadar
gidiyordu.
Süreç içinde bazı konularda yakınlaşmalar sağlandıysa da, izlenen
yöntem gereği, 'taraflar tüm konularda anlaşma sağlayana kadar hiçbir
konuda anlaşma sağlamış sayılmayacağı' için netice itibarıyla elde
var sıfırdı.
Annan başından beri iki karşıt kutbu aynı noktaya getirmek gibi
bir anlamda imkânsız bir göreve soyunmuştu aslında.
Dolayısıyla tarafların temel konularda pozisyonlarını en azından
genel hatlarıyla bilmeden Annan Planı'nın hangi noktada durduğunu
anlamak pek mümkün değil. Bu yüzden ilk olarak, Annan'ın gözünden
tarafların başlangıcından itibaren görüşme süreci boyunca bellibaşlı
konularda aldıkları pozisyonlara ve bunlara karşılık önerdiği formüllere
bir göz atalım:
Terminoloji
· Rum tarafı: Federal hükümet ve federe devletler; ikincilere eyalet
veya kanton da denebilir.
· Türk tarafı: İlk tercih konfederasyondu. Sonra Denktaş, kurucu
devletlerden kurulu bir ortaklık devletinden bahsetmeye başladı.
Yeni devletin adı Kıbrıs Cumhuriyeti (KC) olamazdı.
· Annan: Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti (BKC), federal devlet (FD)
ve kurucu devletler (KD).
Yeni devlete geçiş
· Türk tarafı: Yapılacak iş mevcut KC'ye yeni anayasa yazmak olmamalı,
yeni devlet KC'nin devamı olmasın; KC iki toplumlu, iki bölgeli
bir federasyona dönüştürülüp Türk toplumunun devletle bütünleştirilmesiyle
yetinilmesin.
· Rum tarafı: Mevcut iki devlet, yeni bir devlet kurmamalı. O devletlerin
egemenliğini kısmen yeni devlete aktarıp kalanını elinde tutması
biçiminde bir düzenleme yapılmamalı.
· Annan: Her iki taraf da yeni yapıda bir nevi devamlılık görmeli.
Bir başka deyişle, bakire doğum gerçekleşmeli. Ayrıca yeni yapı
gelecekteki tüm meseleler için meşruiyet kaynağı olmalı. BKC'ye
yeni bayrak, yeni marş seçilmeli.
Referandum
· Her iki taraf: Anlaşma nihai halini almadan halkoylamasına sunulmamalı.
Annan: Planı her iki tarafta da halkoylamasına götürme yönünde baştan
güvence verin.
Egemenlik
· Rum tarafı: Tek egemenlik olmalı. Egemenlik bölünemez ya da katmanlandırılamaz.
Ayrılıkçılık ve taksime açık kapı bırakılmamalı.
· Türk tarafı: İki egemen devlet yeni bir devlet kurmalı. KD'ler,
ortak devlete devretmedikleri tüm egemenliği kendilerine saklasın
(Denktaş kendini bağlamadan şunları da dile getiriyordu: KD'ler
egemen güçler olarak kendilerine bırakılan yetkileri kullanabilir,
ayrılıkçılık dışlanabilir. Ama KD'lere bir tür egemenlik vermeyen
hiçbir çözüm kabul edilemez. Denktaş, İsviçre Anayasası'nın 3'üncü
maddesini gündeme getirdi: Buna göre İsviçre'deki kantonlar, federal
anayasa elverdiği ölçüde egemendir).
· Annan: BKC, FD ve KD'ler arasındaki ilişkiler İsviçre modeline
dayanacak. Buna göre tek uluslararası hukuki kimlik ve tek egemenlik
olacak. Bir başka devletle birleşme, taksim ve ayrılma yasaklanacak.
KD'ler, FD'ye verilmeyen tüm yetkileri egemence kullanacak, kendi
anayasaları altında özgürce örgütlenecek.
Belçika modelindeki gibi FD ile KD'ler arasında ve KD'ler arasında
hiyerarşi olmayacak.
Kıbrıs'ın uluslarararası alanda ve AB içinde teksesle konuşup hareket
edebilmesi, AB yükümlülüklerini yerine getirebilmesi, bütünlüğünü,
sınırlarını ve kaynaklarını koruyabilmesi için gerekli yetkiler
merkezde toplansın.
Geriye kalan, günlük hayatı ilgilendiren yetkiler, KD'lere bırakılsın.
İşbirliği Anlaşmaları, Belçika Modeli'ne dayanılarak kaleme alınsın.
Buna göre kurucu devletler, kendi yetki alanlarına düşen konuları
AB'yle bire bir ele alabilsin.
Siyasal eşitlik
· Rum tarafı: Federal bir sistem kurulsun. Güçlü bir merkezi hükümet
olsun. Devletin işlerliği tehlikeye düşebilir, bu yüzden veto yetkisi
kaldırılsın, başkanlar kurulu ayrı ayrı değil, tüm Kıbrıs halkı
tarafından seçilsin. Temsiliyette nüfus etkeni göz önünde bulundurulsun.
Sistem, federal bir anayasaya dayansın.
· Türk tarafı: Sistem konfederal olsun. Güçlü bir merkezi hükümete
karşıyız. Yoksa ayrı statümüz ile kimliğimizi koruyamaz, Rum tarafının
üzerimizde hegemonya kurmasını önleyemeyiz. Başkanlık kurulu üyelikleri
eşit paylaşılsın ve konsensüs temelli karar alma süreci esas olsun.
Böylece tüm kararları veto etme hakkımız olsun. Sistem uluslararası
bir anlaşmaya dayansın.
· Rum tarafı: Nüfus göz önüne alınırsa bu, antidemokratik olur.
Sayısal üstünlüğümüz hükümete yansıtılsın. Başkan ve yardımcısının
seçiminde Türklere ağırlıklı oy hakkı tanınsın.
· Türk tarafı: Olmaz. Türklere yüzde 50 ağırlık verilse bile bu
'gerçek' Türklerin seçilmesini önleyebilir. Siyasi eşitlik sağlanamaz.
· Annan: Şu iki unsuru göz önüne almalıyız:
1 - Siyasal eşitliği güvenceye almak ama demokratik biçimde Rumların
nüfus üstünlüğünü yansıtmak. 2- Bir yandan hükümetin işlerliğini
sağlarken bir yandan taraflardan birinin hegemonyasının önünü kesmek.
Yeni devlet bir çoğunluk-azınlık değil, siyasi eşitlik ilişkisi
üzerine inşa edilsin. KD'ler arasında ve KD'lerle FD arasında hiyerarşi
olmasın.
Eşitlik yasal ve anayasal güvenceye alınsın.
Altı kişilik Kolektif Başkanlar Kurulu kurulsun. Kurul dönüşümlü
başkanlıkla idare edilsin. Kurulda iki Türk dört Rum üye bulunsun.
Böylelikle üç dönemde bir, başkan Türk olabilsin. Kurul tek listeden
ve her iki KD senatörlerinin en az 5'te 2'sinin desteğiyle seçilsin.
Böylece hem kendi KD'lerinden hem her iki KD'den net destek almaları
sağlansın. Karar alabilmek için Türk üyelerden en az birinin oyu
gereksin.
Senato (S), KD'lerin siyasal eşitliğini, Temsilciler Meclisi (TM)
ise Kıbrıs'ın nüfus yapısını yansıtsın. S'deki karar alma süreci
her iki devletten de özlü destek gerekliliğini güvenceye alsın.
Böylelikle hem devletin tıkanması hem de bir tarafın hegemonya kurması
önlenmiş olur.
Yüksek Mahkeme
· Her iki taraf: Yüksek Mahkeme'de eşit sayıda Rum ve Türk yargıç
bulunsun.
· Annan: Devlet ve devleti oluşturan parçalar arasında hukuki hiyerarşi
olmadığı için devletin uyum içinde işleyebilmesinin nihai güvencesi
Yüksek Mahkeme olacak. Yüksek Mahkeme'de üç de yabancı yargıç bulunsun
ki karar alamama olasılığı ortadan kaldırılsın.
Taraflar gönülsüz de olsa formülü kabul etti.
İkamet hakları
· Rum tarafı: AB mevzuatındaki özgürlükler Kıbrıs'ta aynen geçerli
olsun. İsteyen istediği yerde iş yapıp mal satın alabilsin, yerleşebilsin.
· Türk tarafı: İki kesimlilik korunsun, Rumların Türk tarafına
yerleşip çalışması engellensin. Kimin nerede ikamet edeceğine KD'ler
karar versin. Böylece bir KD'ye diğer KD vatandaşlarının yerleşmesi
önlenebilsin.
· Rum tarafı: Bu etnik arındırmadır. İnsan haklarına ve AB mevzuata
aykırıdır. Sınırlama ancak ilk yıllarda olabilir.
· Annan: Her iki tarafın talebi de gerçekçi değil. Aşamalı bir
yaklaşım benimsenmeli. AB mevzuatı Kıbrıs'ta aynen uygulanamaz.
AB mevzuatı esnetilerek önemli derogasyonlar ve geçiş süreçleri
getirilsin. Ancak iki kesimlilik de katı bir etnik temele dayandırılmasın.
Vatandaşlık ve siyasi haklar
· Rum tarafı: Tek bir vatandaşlık olsun. Ancak ve ancak 1960'ta
da vatandaş olanlar ve onların soyundan gelenler ve daha sonra KC
hukukuna uygun olarak vatandaşlığa geçenler BKC'nin vatandaşı olabilsin.
Türkiyeliler vatandaş olamaz, ancak bir kısmına insani nedenlerle
ikamet hakkı tanınabilir. Kalanlar Türkiye'ye geri gitmeli. Çünkü
bunlar başta Cenevre Sözleşmesi'ne ve uluslararası hukuka aykırı
olarak adaya getirildi.
· Türk tarafı: İki devlet bir araya geliyor. Türk devletinin vatandaşlarının
hepsi BKC'nin de vatandaşı olmalı. KD vatandaşlığı otomatikman BKC
vatandaşlığına dönüşmeli. Bu KD'lerin egemenliği için şarttır.
· Annan: KD vatandaşlığı KD'lere bırakılsın. Böylece federal düzeyde
siyasi hak kullanımı, Türk tarafının egemenliğini ve siyasi eşitliğini
tehlikeye atmasın. BKC vatandaşlığında ise Türkiyelilere belli bir
kontenjan tanınsın, belli sayıda Türkiyeliye de daimi ikamet hakkı
verilsin.
<>
· Rum tarafı: 1974'ten sonra yerinden edilmiş herkese malları geri
verilsin.
· Türk tarafı: Tazminat yoluyla toptan çözüm sağlansın; kimseye
malı iade edilmesin.
· Annan: Özel mülke saygıya dayalı uluslararası hukuk ve AİHM'nin
ilgili kararları ışığında hareket edilsin ama Kıbrıs'taki olayların
30-40 yıl önce olduğu ve insanların yeni hayatlar kurduğu da göz
önünde bulundurulsun.
Meşru taleplerle insan hakları arasında adil bir denge. İki kesimliliğe
de uluslararası hukuka da saygı gösterilsin.
Toprak
· Türk tarafı: Egemenlik meselesi çözülmeden bu konuya girmek istemediği
için konu özlü olarak konuşulamadı.
· Annan: Kıbrıs topraklarının yüzde 29'dan (şu anda yüzde 36 küsur)
kıyı şeridinin de yüzde 50'den fazlası (şu an yüzde 57) Türklere
bırakılsın. Karpas da TKD'ye ait olsun.
Güvenlik
· Rum tarafı: Kıbrıs'ın güvenliği AB şemsiyesine alınsın, Garanti
Anlaşması ortadan kaldırılsın. Tüm ada silahsızlandırılsın. Türk
askerleri adayı terk etsin. BM gücü konuşlandırılsın.
· Türk tarafı: Garantörlük Anlaşması korunsun. Silahsızlandırmaya
karşıyız. Türk askeri kalsın. Türkiye'nin stratejik çıkarları korunsun.
· Annan: Garanti Anlaşması, KD'leri de kapsayacak biçimde genişletilsin.
Adada belli sayıda Türk ve Yunan askeri kalsın. Ancak ada silahsızlandırılsın,
tüm yabancı askerler Türkiye AB'ye girdikten sonra adayı terk etsin.
Erdal Güven, Radikal
8.02.2004
|