AB'de kavga tarımda

 

Prof. Dr. Mehmet Altan'a göre, Türkiye'nin AB ile yaşayacağı en büyük sorunlardan bir tanesi 'tarım' ile ilgili olacak. Devletin, 'ürününü satarak geçinme' üstüne teşkilatlanması ve ihracata endeksli yapılanması şart.
Dünya Ticaret Örgütü'nün 2005 yılında tüm kotaları kaldırmasıyla sınırlar kalkacak, uluslararası pazarlarda mallar serbestçe dolaşabilecek. Prof. Dr. Mehmet Altan, Türkiye'nin gelecekte AB ile yaşayacağı en büyük sorunlardan bir tanesinin 'tarım' ile ilgili olacağını söylüyor. Amerika'nın 4 milyon çiftçisiyle tüm dünyayı beslemeye kalktığını, Türkiye'de ise tarımda 10 milyon insan çalışmasına rağmen tarımın hiçbir zenginlik üretmediğine dikkat çekiyor. Mehmet Altan, devletin, 'ürününü satarak geçinme' üstüne teşkilatlanması ve ihracata endeksli yapılanmasının şart olduğunu vurguluyor.

Herkesin korkusu haline gelen Çin malı, dünya rekabetini nasıl etkiler?

Bunu kararlaştıracak olan hadise dünya iş bölümüdür. Bu iş bölümüne göre tekstilin neredeyse tamamına yakın bir kısmının Çin'e bırakılması öngörülmektedir. Mesela biz tekstili Çin'e bırakmak durumundayız. Ona karşılık bize elektronik aletlerin üretimi ile arabayı bırakıyorlar. Yani Fransa'dan İtalya'dan araba, elektronik aletleri alıyorsun ama Çin'e de tekstilini bırakıyorsun.

Ne kadar süre içerisinde gerçekleşir bu işbölümü ?

Bunu dünya işbölümü süreci belirler. Mesela Türkiye 1995 yılından başlayan bir süreç sonunda araba ihraç eder hale gelebildi. 1995-2003 sekiz yılda bu gerçekleşti. Çin'in de dönüşümünü kendi performansı belirleyecek.

Dünya tekstil üretimi Çin'e bırakılınca uzun vadede Türkiye tekstilcisinin akibeti ne olacak ?

Markaya gidecek, konfeksiyonda dünya markası olacak.

Türkiye'de bazı ihracatçılar, Çin belasından bahsediyor. Bir kısım ise, Çin'i tehdit olarak görmeyelim, Çin ile anlaşalım, onların ara mallarını alarak işleyelim ve dünyaya 'Made in Turkey' olarak satalım gibi önerilerde bulunuyor. Sizin bakışınız nedir ?

Türkiye Çin'in yapamadıklarına talip olmalıdır. Marka yaratmak vesaire daha katma değeri yüksek alanlara gitmek. Mevcut elindekini bırakmamak üstüne bir yaklaşımdır bu.

AB ile tarım politikalarındaki uyumsuzluğumuz hangi noktalarda olacak ?

Şimdi Türkiye'deki tarım politikasının dünyayla kıyaslanması için ilk önce bir nüfus açısından olaya yaklaşmak lazım. Şimdi Amerika dediğiniz yer 260 milyonluk koca bir ülke. Peki aktif tarımda çalışan nüfus ne kadar? Yüzde 3 oranında. Orada 4 milyondan daha az bir işgücü hem 260 milyonu besliyor. Hem de yeryüzüne müthiş bir ihracat yapıyor. Peki Türkiye 60-70 milyonluk bir ülke tarımda çalışan ne kadar? Yüzde 45, yani 10 milyon neredeyse. Biz Amerika'da tarımda çalışan aktif nüfusun neredeyse 2,5 misli tarımda insan çalıştırıyoruz. Kim kimi destekleyecek? Tarım zenginlik üretmiyor. Ayrıyeten 10 milyonun 6 milyonu gizli işsiz.Yani 6 milyonu tarımdan çektiğin an üretim düşmüyor.

Türkiye'nin tarım politikası ne olmalıdır ?

Tarımdaki politika bir kere verimlilik olmalı. Çok küçük parçalı arazi var. Bunların toplulaştırılması lazım. Bizde ortalama 50 dekar civarındadır. Bundan bir zenginlik üremez. Katma değeri yüksek besinlere gitmek lazım. Türkiye'de henüz tarımın, yani kırsal alanın tapu kadastrosu yok. Sulanabilir arazilerin ancak yarısı sulanıyor.

Katma değeri yüksek tarım ürünlerinin dünya pazarına satışında sıkıntılar var.

Rasyonel, akılcı, verimli bir altyapı oluşmadığı vakit onlar da gündemde olmuyor. Olsaydı, tarım bir devlete ürününü satarak geçinme üstüne teşkilatlanmış, ihracata endeksli olurdu. Türkiye kendisini ayarlamamış, bu AB sürecindeki en büyük sıkıntı çekeceğimiz konulardan birisi, tarımın verimli, rasyonel, akılcı, dünya pazarlarına açılabilir bir hale getirilebilmesi.

Enerji kaynakları iştah kabartıyor

90'lı yıllarda, gelişmekte olan ekonomiler, dünyadaki petrol, doğalgaz ve elektrik enerjisinin 1/3'ini tüketirken 2020'li yıllarda bunların 2/3'sini tüketmeye başlayacağı tahminleri yapılıyor uzmanlar tarafından. Bu nasıl bir rekabeti getirir küresel olarak?

Dünyadaki bütün güç kavgalarının temelinde enerji var. Bu enerji kaynaklarını ele geçirme var. Ama bu bir şekilde gelişmekte olan ülkelerin rekabetten silinmesi demek gelişmiş olan ülkelerin de malını satamayacak hâle gelmesi demektir. Onun için bunlara bir rekabet olarak değil dünyanın belirli düzeydeki ülkelerin nitelikli mallarını alabilecek bir talep kalitesinin şart olduğu noktasından bakmak lazım. Onun için bütün öngörülere rağmen ben iyimser ve umutluyum. Yani bu adaletsizliği giderecek bir çözümü mecburen üreteceğine güvenim var.

Mehmet Altan ile söyleşi, Yeni Şafak
25.02.2004