Metiner'den hareketle 28 Şubat değerlendirmeleri...

 

Metiner'in söylediklerinden ve söylemediklerinden hareketle öyle yorumlarla karşılaşır olduk ki, bu yöndeki gösterilen gayretler biraz daha güçlenirse 28 Şubat'ın "demokrasi bayramı" olarak kutlanmasının yakın olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde!

AKP'nin 3 Kasım seçimlerindeki başarısının arkasında "İslamcı siyaset"in dönüşümünün, bu "dönüşüm"ün arkasında da 28 Şubat'ın önemli etkisi olduğu epeydir yazılıp çiziliyordu... "Adil Düzen"den "muhafazakar demokrasi"ye geçiş sürecinde 28 Şubat'ın çok öğretici, hatta "terbiye edici" bir rol oynadğından da epeydir söz ediliyordu...

Aslında çok tuhaf bir akılyürütmeydi doğrusu... Ülkede siyaset söz konusu olduğunda karşılaşılan güzel şeyleri bir "kötülük"le açıklamaya çalışmak makul bir tahlil olabilir miydi?

Bugün görüyoruz ki, Mehmet Metiner'in Radikal'de Neşe Düzel'e verdiği mülakat "28 Şubat'ın saymakla bitmez nimetleri"ne ilişkin görüşleri tekrar canlandırdı... Metiner'in söylediklerinden ve söylemediklerinden hareketle öyle yorumlarla karşılaşır olduk ki, bu yöndeki gösterilen gayretler biraz daha güçlenirse 28 Şubat'ın "demokrasi bayramı" olarak kutlanmasının yakın olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde!

'SEN OLABİLİRSİN AMA...'

Farketmişsinizdir, Metiner'in artık hemen herkesin haberdar olduğu açıklamalarına bugüne kadar bu sayfada yer vermedik. Söz konusu röportaj hakkında o kadar çok yorum yapıldı ki, konunun bir de bizim tarafımızdan değerlendirilmesini gerekli bulmadık. Ancak şimdi, madem ki konu bir biçimde açıldı, bu röportajda bizi ilgilendiren asıl hususun ne olduğunu söyleyebiliriz: Metiner'in açıklamalarında bizi asıl şaşırtan husus, bugün 50'sine yaklaşmış olan bir siyaset-eylem-kültür adamının nasıl olup da, "Biz Taliban gibiydik" açıklamasını (ve benzerlerini) yaptıktan sonra, sanki hiçbir şey olmamış gibi siyaset-eylem-kültür adamlığı işine devam edebilmesidir... (Burada yeri gelmişken, Abdurrahman Dilipak'ın Metiner'e verdiği şu çok güzel cevabı da hatırlayalım: "Sen Taliban olabilirsin, ama biz değildik.")

Evet bu husus açıklamanın bizi en çok ilgilendiren yanıydı... Yanlış anlaşılmasın, "değişim"i, "dönüşüm"ü, "dönekliği" filan olumsuz karşıladığımızdan değil; biz de tabii ki bu dünyada (Harakleitos gibi!) değişimin, dönüşümün her şeyin arkasındaki ilke olduğuna inanıyoruz... Ama biz insanoğlunun bu değişim ve dönüşümün önemli bir bölümünü hayatının önemli bir bölümüne tekabül eden süre içinde geçirmiş olması gerektiğini düşünüyoruz... Bu süre, bu "yaş" ne kadar mıdır? Ne bilelim, herhalde 30'lu yaşlar, olmadı 40'lı yaşlar olsa gerek... Haksız mıyız? Aksi takdirde bu dünyada hepten Herakleitoscu kesilip bugün şu şekilde bıraktığımız birisini yarın bambaşka bir şekilde bulduğumuzda şaşırmamız gerekir ki, böyle bir hayat da "ayniyet" ilkesini dışarıda bırakacağından doğrusu çok sıkıntılı olur! Yani aşağı yukarı şöyle bir ilkeyi savunuyoruz: Değişime, dönüşüme, dönekliğe evet, ama zamanında olması şartıyla! Öyle olmalı, çünkü aksi takdirde değişen, dönüşen insanların bugün "iyi bir yerde" olduklarını iddia etmenin hiçbir mânâsı yoktur. Madem ki herkes-herşey hiç durmadan değişiyor-dönüşüyor, o takdirde bugün iddialı olarak "iyi bir yerde" olanların yarın yine iddialı olarak "çok kötü bir yerde" olmayacakları ne malum?!

ÖZKÖK: GÜN BUGÜNDÜR

Bu kadar laftan sonra gelelim tekrar Metiner'in açıklamalarından hareketle yapılan 28 Şubat değerlendirmelerine:

Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök, "Gün bu gündür" diye düşünerek olacak, 28 Şubat'ın yanına selefini de katarak devam etmiş:

"12 Eylül, 'tetik çeken' solcu ve ülkecü kesim üzerinde terbiye edici bir etki yaptı. O bakımdan 12 Eylül için rahatlıkla demokrasinin 'balans ayarı' diyebiliriz. 28 Şubat da, din devleti kurma hayalleri peşinde koşan İslami kesim üzerinde terbiye edici bir etki yarattı. 28 Şubat için de aynı rahatlıkla 'demokrasinin balans ayarı' diyebiliriz."(!)

Ne dersiniz, bu sözleri siz de "aynı rahatlıkla" söyleyebilir misiniz? Ayrıca dikkat edin; sözü edilen etkilerin her ikisi de "terbiye edici" nitelikte... Birinin üzerinden 7, diğerinin üzerinden tam 24 yıl geçmiş, bu arada yeni bir yüzyıla girilmiş, ama köşeyazarı hâlâ bu iki askeri müdahalenin "terbiye edici" etkilerini yere göğe sığdıramıyor... (âdetimiz değil ama, bu "terbiye edici" etkinin nasıl bir şey olduğunu kavramasına yardımcı olacağını düşünerek, buradan köşeyazarına şu röportaja bir kez daha göz atmasını öneriyoruz: Neşe Düzel'in geçen yıl Diyarbakır Askeri Cezaevi'nin eski mahkûmlarından Nedim Dindar ile yaptığı röportaj.)

Oysa biliyorsunuz, Mehmet Metiner de 28 Şubat'tan söz ediyordu ama hiç de bu sözcüklerle değil. İsterseniz hatırlatma amacıyla açıklamanın şu bölümünü aktaralım: "Hiçbir demokrat kişi, askeri müdahaleyi tasvip etmez ama 28 Şubat süreci, siyasal İslamcılarımızın demokrasiyi keşfetme sürecini de beraberinde getirdi. İslamcıların demokrasiyi keşfi ne yazık ki böyle olabildi." Görüyorsunuz, Özkök'ün sahiplenmeye çalıştığı Metiner, 28 Şubat'ın "nimetleri" hakkında konuşurken "Ne yazık ki.." demeyi unutmuyor, yani onu (Özkök'ün yaptığı gibi) "kendinde bir iyilik" olarak değerlendirmiyor.

'DARBELERİN FAYDALARI'

Şimdi de ortaya çıkan bu 28 Şubat övgüleri karşısında bazı köşeyazarlarından gelen tepkilerden birkaç örnek verelim:

Tercüman'den (Ilıcaklar) Gülay Göktürk, "Darbelerin faydaları!" başlıklı faydalı yazısında şöyle diyor: "28 Şubat'ın yedinci yıldönümünde, darbelerin faydalarını tartışıyoruz! Aslında bu 'faydalar' o denemde derbecilere şakşakçılık yapanlar tarafından zaten uzun süredir dile getiriliyordu. Gün olup devran dönüp de rüzgârlar başka taraflardan esmeye başlayınca 28 Şubat'ta aldıkları pozisyondan rahatsızlık duyanlar, kendi hatalarını hafifletmek, viçdanlarını rahatlatmak için böyle faydalar icat etmek zorundalardı. Açık yüreklilikle 'Biz halt ettik' diyemediklerine göre elbette böyle yapacaklardı."

Bir başka Tercüman yazarının, Nuh Gönültaş'ın doğrudan Metiner tartışmasından hareketle 28 Şubat üzerine yapılan yayınları değerlendirmesi de şöyle:

"Kimse 28 Şubat postmodern askeri darbesinin 'İslami kesim'de çeşitli kırılmalara, değişmelere, ayrışmalara yol açmadığını söylemiyor. O bir travmaydı ve her travma sonucu bünyede kaçınılmaz bazı değişiklikler elbette olur. Fakat insanların hayatını etkileyen değişiklikler 'akşam Taliban zihniyeti ile yatıp sabah Batılı zihniyetle uyanmak' şeklinde ani ve hızlı tezahür etmez. (...) Metiner ve ancak parmakla gösterilebilecek sayıdaki bir- kaç arkadaşı geçmişte Taliban gibi düşünürken 28 Şubat ile doğru yolu bulmuşlarsa 'Vatana millete hayırlı olsun' denilebilir. Ne diyelim ki, bravo 28 Şubat ve Şubatçılar, en uçtakileri bile değiştirdiniz, helal olsun!"

Hadi oldu olacak, Tercüman'nın bir üçüncü yazarına, Canan Barlas'a da söz verelim:

"28 Şubat henüz enine boyuna tartışılmadı... Bir grup yazar-düşünür dışında dönem neredeyse alkışlandı. Ancak Hürriyet Gazetesi yönetimi içinde bir buruk acı var gibi duruyor. Tayyip Erdoğan'ın kelime boşluklarından 28 Şubat'ın olumlu yanı olduğunu yaymak istiyor."

İşte böyle... Konuya ilişkin daha çok yorum var ama devam etmek için ne sayfada yer ne de bizde güç kuvvet kaldı... (K.B.)

Kronik Medya, Yeni Şafak
03.03.2004