|
Bir televizyon kanalından aradılar; Metiner tartışmasıyla ilgili
bir "canlı yayın" yapacaklarmış; karşı görüşten kimse
olmadığı için stüdyoda beni ağırlamayı düşünmüşler. Arayın şahsın
cahil özgüveniyle sarfettiği "karşı görüş" nitelemesine
çok sinirlendim. Demek ki ortada bir "görüş", bir de bu
görüşe karşı çıkan (Ertuğrul Özkök'ün nitelemesiyle) "bağnaz
kafalar" vardı ve arkadaşlarımız kafaları tokuşturup güzel
bir reyting çıkaracaklardı.
Neyin peşinde olduklarını sordum.
Değişimi irdeliyorlarmış.
Değişimi nasıl irdeliyorlardı? Metiner'in söylediklerinden nasıl
bir anlam çıkarmışlardı? Karşı görüşten insanların itirazlarıyla
ilgili ne biliyorlardı? Daha da önemlisi, televizyona taşıyacak
kadar önemsedikleri konu hakkında yazılanları tam manasıyla okuyup
anlayabilecek/değerlendirebilecek zihni sarahate sahip miydiler?
Hayır...
Beni bir daha aramamalarını söyledim.
Peki telefonla katılamaz mıydım?
Katılamazdım, çünkü bu tartışmada kendimi taraf olarak görmüyordum,
ayrıca "ele aldıkları" konu kendilerini aşardı.
İkinci canlı yayın teklifine de aynı cevabı verdim.
Sonra, yine yılışık bir özgüvenle arayıp konu hakkında ne düşündüğümü
soran çok satışlı gazetenin muhabirini kalayladım. Biriyle de uzun
uzun halleştim.
Mesele şu:
Hiç kimsenin, hiçbirimizin (ve tabii kahir ekseriyetin) geçmişi
Metiner'in çizdiği "dehşet tablosu"yla örtüşmüyor; hiçbir
zaman içimizden/yöremizden birinin Nemrut'taki heykelleri bombalayabileceğini,
başı açık kadınlara "kafir" muamelesi yaptığını/yapabileceğini
düşünmedik. (Demek ki ben, yayın kurulu üyesi bulunduğum Girişim
dergisi toplantılarından çıkıp, "kafir" addedilen ablamın
evinde, "potansiyel kesici"lerden biri olarak akşam yemeğine
oturuyordum ve kimseye bir şey sezdirmiyordum. Vay canına!)
Metiner abartıyor.
Böyle bir "geçmiş resmi" yok.
Hiç olmadı.
Arkadaşımız "kişisel olarak ıslah-ı nefs etmiş" ve doğruyu
bulmuştur. Söyledikleri, kendi kişisel gelişimi/değişimi açısından
değerli ve önemlidir.
Bu kadar!
Hayır, "Metiner 28 Şubat'ın İslami kesimde terbiye edici bir
etkisi olduğunu söylediği için" hedef tahtasına yerleştirilmiş.
Bunu Ertuğrul Özkök söylüyor.
İşe bakar mısınız? Siyasete ve demokratik normale yönelik asker
müdahalesini "terbiye" sözcüğüyle açıklayan kafa (nasıl
hastalıklı bir bakış bu), şimdi kalkmış kimin ne kadar değiştiğini,
kimin ne kadar değişmesi gerektiğini sorguluyor.
Sen ne kadar değiştin bakalım Özkök?
Darbelere "terbiye edici", "yola getirici"
bir işlev yüklediğine göre, asıl senin değişmen ve ıslah-ı nefs
etmen gerekiyor!
Ahmet Kekeç, Yeni Şafak
03.03.2004
|