ABD'nin hedefi demokrasi mi, lider ve rejim devirmek mi?

 

Küba'nın güneyinde bir ada ülkesi olan Haiti'de seçimle gelmiş Başkan Aristide'nin derdest edilip ülke dışına uçurulmasıyla, 1999'dan bu yana Latin Amerika ve Karayipler'de görev süresi bitmeden görevden uzaklaştırılan lider sayısı altıyı buldu. Hepsi de seçimle işbaşına gelmiş olan bu liderler, eskiden olduğu gibi tipik askeri darbelerle değil, "halk ayaklanması" görünümünü veren kitlesel hareketlerin tetiklediği girişimler sonucunda devrildiler. Kısa süre önce Bolivya'da Başkan Lozada benzer bir süreç sonucunda görevden uzaklaştırılmıştı. Amerika kıtası dışına çıktığımızda bu örneklere Gürcistan'da Şevardnadze'nin devrilmesini de ekleyebiliriz. Bu zincire yakında yeni halkalar eklenmesi de kimseyi şaşırtmayacak. Venezüella'da Hugo Chavez ilk darbeyi geçen yıl savuşturdu ama şimdi gene yoğun baskılarla karşı karşıya. Peru'da Başkan Toledo'nun iktidarı da tehlikede.
Tam 200 yıl önce Napolyon'un ordularını beklenmedik bir yenilgiye uğratan siyah esirlerin Amerika kıtasının (ABD'den sonra) ikinci cumhuriyetini kurduğu Haiti'de, seçimle iktidara gelmiş olan Başkan Aristide'nin "uçurulması" görünüşe göre ABD ve Fransa'nın onayıyla gerçekleşti. Daha önce 1915 - 34 yılları arasında Haiti'yi Amerikan deniz piyadeleri yönetmiş, fakat demokrasiyi yerleştiremeden ülkeyi terk etmişti. İlk kez 1990 yılında seçimle işbaşına gelen Aristide, 1994'te bir askeri darbeyle devrildiğinde de Başkan Clinton 20.000 kişilik bir askeri gücü Haiti'ye göndererek Aristide'nin göreve geri dönmesini sağlamıştı.

Büyük Ortadoğu Projesi
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile Fas'tan Orta Asya'ya kadar uzanan muazzam bölgeye demokrasi, özgürlük, piyasa ekonomisi ve refah götüreceğini belirten ABD'nin kendi yanı başında yaşananlar BOP'nin hedeflerine bakarak hayaller kurmanın ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor. 1990'larda Latin Amerika'da askeri darbeler döneminin sona erdiği, demokrasinin yerleştiği ve piyasa ekonomisine uyum sağlayan ülkelerin sürdürülebilir kalkınmanın sırrını buldukları söyleniyordu. Son yıllarda yaşananlar bunun hiç de sanıldığı kadar kolay olmadığını gösterdi. Arjantin gibi Washington Konsensüsü'nü uygulayarak ekonomisini düzlüğe çıkarttığı düşünülen bir ülke iflasın eşiğine geldi. Brezilya, yeni bir krizden, Başkan Lula'nın mahareti sayesinde şimdilik kurtuldu. Peru, Bolivya, Venezüella gibi ülkeler yoksulluk kısır döngüsünü kırabilmiş ve istikrarlı bir demokrasiye kavuşabilmiş değiller. ABD ambargosundan da etkilenen Haiti perişan bir halde.

Hedef rejim devirmek mi?
ABD'nin burnunun dibinde, Amerikan sermayesiyle, piyasa ekonomisiyle ve demokrasiyle tanışma tarihleri on yıllar öncesine giden ülkelerde yaşanan bu örnekler; demokratik meşruiyet deneyimi hemen hiç bulunmayan, piyasa ekonomisinin kurum ve kurallarına büyük ölçüde yabancı, İslam ülkelerinin çoğunlukta bulunduğu bir bölgede BOP gibi bir projeyi hayata geçirmenin ne kadar zor olacağını ortaya koyuyor.
BOP, aslında hayali proje kurma şampiyonu Neo - Con'ların (Yeni Muhafazakarların) icat ettiği bir proje değil ve uzun dönemde belki de ciddiye alınması gereken bir büyük tasarım. Ancak bu projenin tam da ABD'de Başkanlık seçiminin yapılacağı yılda ve Irak'taki bombaların Bush yönetiminin prestijine darbeler vurduğu bir ortamda, adeta bir acil eylem planı gibi gündeme getirilmesi, Bush yönetiminin yeni bir icadı gibi görünüyor. Bush yönetiminin, sözde bu projeyi uygulama gerekçesiyle hoşuna gitmeyen liderleri ve rejimleri devirme girişimleri ise bölgedeki kargaşayı daha da artırabilir. Tüm bu nedenlerle Türkiye'nin BOP'ye büyük bir ihtiyatla yaklaşmasının daha doğru olacağını düşünüyorum.

Osman Ulagay, Milliyet
03.03.2004