| |
Irak'ta, Şiilerin kutsal bir gününde ve kutsal mekanlarında dün
patlayan bombalar, Ortadoğu'nun nasıl bir cinnet coğrafyası olduğunu
bir kez daha ortaya koydu. Ve böyle bir coğrafya için masa başında
yazılan projeleri gerçekleştirmenin ne kadar zor olduğu Kerbela
ve Bağdat'taki kanlı intihar eylemleriyle bir defa daha anlaşıldı.
Arap dünyasında, Büyük Ortadoğu'da düzen değişikliği için düğmeye
basmak... Terör üreten kaynakları kurutmak... Barış, güvenlik, istikrar
ve demokrasinin temellerini atmak...
İyi güzel.
Aklı başında hiç kimsenin bunlara itirazı olacağını sanmıyorum.
Hele Türkiye gibi bu coğrafyadaki belalardan çok çekmiş bir ülkenin
Büyük Ortadoğu'da düzen değişikliğine sıcak bakması normal.
Ama soru da meşru:
Düzen değişikliği nasıl olacak?
Hangi yolla gerçekleşecek?
Afganistan ve Irak'taki gibi dışarıdan 'sopa'yla mı? Hem havuç hem
sopayla mı? Yoksa soğuk savaş döneminde olduğu gibi, bir yandan
'sopa'yı gösterip, aynı zamanda iç gelişmelere destek çıkarak mı?
Ya da tümüyle içeriyi beklemek, ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişmelere
zaman tanıyıp onları mümkün olabildiğince yönlendirmek mi?
Bu yollardan hangisi?
Irak Savaşı öncesinde çok tartışıldı bu soru. Bugün de Büyük Ortadoğu
Projesi'ni de içine alarak tartışılıyor.
Washington'da Demokratlar ile Cumhuriyetçiler bu konuda uzun zamandır
kavgalı. Görüş ayrılıkları kendi içlerinde de sürüyor. Amerika'yla
Avrupa'nın arası da bu nedenle açıldı.
Arap dünyası, fikri planda bu yüzden ayaklandı. Örneğin Mısır Devlet
Başkanı Mübarek, "Ortadoğu'da demokrasiyi zorlamayın; yoksa
bugün karşı olduğunuz güçler bir anda seçim sandıklarından fırlar,
şaşırırsınız" diyordu Irak Savaşı öncesinde. Özellikle Mısır
dahil Amerika'ya yakın Arap rejimleri, düzen değişikliği açısından
Ortadoğu'da önceliğin Filistin - İsrail'e verilmesini istediler.
Büyük Ortadoğu Projesi Washington'da ilk kez 1995'te telaffuz edildi.
Başkan Clinton, projenin altını çizerken bu coğrafyada eğer barış,
huzur, güvenlik olacaksa, (o tarihte bu sözcüklerin arasında henüz
demokrasi yoktu) başlangıç adımı olarak Filistin sorununun çözülmesini
istemişti.
Amerika'da Cumhuriyetçiler, daha çok bugün Başkan Bush'un çevresinde
ağırlık taşıyan Neo - Con'lar (Yeni Muhafazakarlar) ise önceliğin
Filistin'e değil, Irak'a, İran ve Suudi Arabistan'a verilmesinden
yanaydılar. Onların gözünde Irak taktik, İran ve Suudi Arabistan
stratejik hedef niteliği taşıyordu.
Özellikle Irak ve İran'da düzen değişikliği olmadan Filistin sorununun
çözülemeyeceğini savunuyorlardı. Saddam'ın devrilmesi konusunda
sopa politikasından yanaydılar. Ayrıca bu grup içinde yer alan Richard
Perle gibileri Filistinlilerin ille de bir devlete sahip olması
fikrine de sıcak bakmıyorlardı.
1997'de Yeni Bir Amerikan Yüzyılı Projesi adını taşıyan ve İsrail
lobisi ile birlikte oluşturdukları bir belge yayımladılar. Altında
bugünkü Savunma Bakanı Rumsfeld'in, yardımcısı Wolfowitz'in, Perle'nin,
Neo - Con'ların baş ideoloğu sayılan tarihçi Bernard Lewis'in, Başkan
Bush'un ağabeyinin imzaları yer alıyordu. "Tek süper güç"le,
yani Amerika'yla dünya nasıl yönetilir sorusunun karşılığını arıyorladı.
Bush'un Başkan seçilmesi ve arkasından 11 Eylül acısıyla Washington'da,
Amerikan yönetimindeki bu grup tarafından düğmeye basıldı. Kimileri,
Irak'a da Afganistan'la birlikte vurulmasını istemişti. "1991'de
Saddam'ı devirmiş olsaydık, bugüne kadar Ortadoğu'da herkes yola
gelmiş, Filistin - İsrail barışı da çoktan kurulmuş olurdu"
dediler. Ama olmadı. Irak Savaşı geçen yılın Mart ayına sarktı.
Şimdi ne olacak?
Saddam devrildi, yakalandı. Ama Irak durulmadı. Ülkede istikrar
hala uzak... Öte yandan Filistin - İsrail'e gelince, henüz tünelin
ucundaki ışık gözükmüş değil.
Bu iki sorun varlığını devam ettirdikçe, Büyük Ortadoğu Projesi
nasıl gerçekleşebilir? Bölgede düzen değişikliğini, özgürlük ve
demokrasiyi kendi varlıklarına en büyük tehlike olarak gören siyasal
rejimler ve liderler, Irak ve Filistin'de durum bugünkü gibi devam
ettikçe, Büyük Ortadoğu Projesi'ni nasıl kabullenirler?
Sorular çoğaltılabilir.
Tavuk - yumurta hikayesi...
Evet, proje kağıt üstünde iyi. Ama düşündükçe biraz derinleştikçe,
çok fazla soru işareti çengelini zihinlere asıyor.
Devamı yarına...
Hasan Cemal, Milliyet
03.03.2004
|