|
Geç uyandığım için kusuruma bakmayın; Mehmet Metiner konusundaki
tartışmanın 'itirafçılık' ve 'döneklik' üzerine olduğunu sanıyordum,
meğer 28 Şubat'ın 'uyandırma servisi' görevini yerine getirip getirmediğini
tartışıyormuşuz. Düne yansıyan tepkileri okudum da, sağolsunlar,
sayelerinde sonunda uyanabildim.
Her toplumsal olayın insanlar üzerinde birden fazla etkisi olur.
28 Şubat da sonuç almayı hedefleyen bir toplumsal olaydı ve herkesin
üzerinde az-çok etki bıraktı. Hataları görmeye de yaradı 28 Şubat,
doğruları fark etmeye de... 28 Şubat süreciyle birlikte hepimiz
değiştik, bu arada içinde yaşadığımız ülke de köklü biçimde değişti.
Toplum mühendisliğine soyunanların amacı herhalde bizleri uyandırmak
ve gözlerimizi açmak değildi; istemedikleri bir etkilenmeye yol
açtıkları için köşelerinde pişmanlık duymaları doğal.
28 Şubat süreci en olumsuz etkisini, kim, kimler, hangi kesim üzerinde
bıraktı acaba? Bu soru üzerinde hiç düşündünüz mü?
Metiner eksenli tartışmayı köşelerine taşıyanlara bakılırsa, inanmamızı
istedikleri etkilenme, 'İslâmcı' kesim üzerinde görülmüş. Birilerinin
başı duvara çarpmış ve kendilerine çeki-düzen vermişler. Sözgelimi,
Tayyip Erdoğan'ın Ak Parti'yi kurdukları günlerde benimsediği "Değiştim"
söylemi de, şu yakınlarda sarf ettiği, "Geçmişte biz de dini
siyasete âlet etmiş olabiliriz" cümlesi de, 28 Şubat'ın 'kâr'
hânesine yazılıyor.
Olabilir. Hatadan dönmek erdemdir; kim, hani yolla dönmüş olursa
olsun... Eğer bu tezi ciddiye alırsak, Ak Parti'nin iktidarda ve
Tayyip Erdoğan'ın da başbakan olduğuna baktığımızda, "Ders
aldılar" diye sevinenlerin aslında karalar bağlamaları gerekmez
mi? 28 Şubatçıların amacı, iki mısralık şiir okudu diye siyasî haklarından
mahrum ettikleri Tayyip Erdoğan'a başbakanlık yolunu açmak değildi
herhalde? Teze göre, Tayyip Erdoğan, başına gelenden ders almayı
bilen biri.
Oysa, 28 Şubat'ın en büyük darbeyi itibarlarına vurduğu 'işbirlikçi'
kesim, olan-bitenden hiç ders almışa benzemiyor. 28 Şubat'a verdikleri
açık ve gizli destek yüzünden, geleneksel olarak sahip oldukları
gücün önemli bir bölümünü kaybettiler; bu durumu hâlâ kavrayamadıkları
için de, artık güçlerinden geriye ne kaldıysa onu yitirmeleri de
mukadder görünüyor.
Her toplum mühendisliği projesi, hayata geçmek için, aracılara
muhtaçtır. Doğrudan darbelerde 'aracı' gerekmez; harekete geçen
güç kendi elini taşın altına koyar. Ancak, 'post-modern' olduğu
en yetkili ağızdan ilân edilmiş olan 28 Şubat, sonuç alabilmek için,
kanlı-canlı insanlara muhtaçtı. O insanların bir kısmı projenin
dizayn edildiği operasyonun merkezindeydi; bir kısmı ise 'andıç'
belgelerinde 'kullanım yeri' olarak anılan gazeteler, televizyon
kanalları ve kitle örgütlerinde.
Bugünden geriye baktığımızda, 'proje'nin, müellifleri kadar 'kullanım
yeri' olarak değerlendirilen kurum ve o kurumların çalışanlarını
da mutsuz ettiğini görebiliyoruz. 'Müellif' bilinenlerden biri cumhurbaşkanlığına
hevesini açık etmişti, başına geleni gördük. Başbakanlık beklediğini
varsayabileceğimiz bir diğeri ise, emekliliği sonrasında kendisine
yakın gördüğü partiye sıradan üye bile kaydedilmedi. 'Kullanılan'
durumundaki medya organlarının halleri perişan, yazarlar ve programcılar
ise itibarlarını kaybetmiş durumdalar. Doğal ömürlerini yitirdiler,
narkoz ve sun'i teneffüsle yaşatılma çabasındalar.
Bu durum da, tartışmanın kaydığı yeni zemini olağanüstü anlamsız
hale getiriyor. "İyi ki, 28 Şubat oldu" diye etekleri
zil çalanlar, 28 Şubat'ta üstlendikleri uğursuz rollerle itibarlarını
yitirdiler, bugün kendilerini adam yerine koyan yok. İnsan kendini
zavallı hale düşürdükten sonra bayram eder mi?
Çıkan tartışmayı 'itirafçılık' ve 'döneklik' konularında sanmaya
devam etseydim, 28 Şubat'ın yıldönümü vesilesiyle olsun gündeme
getirmem gereken bu garip duruma değinme fırsatı bulamayacaktım.
Oysa, bu belki de son fırsat; bir dahaki 28 Şubat'a, ortalıkta kendisine
takılacağımız 28 Şubat destekçisi kalmayabilir.
Toplum mühendisliği, özne durumundakilerin mâkul düşünme yetilerini
de dumura mı uğrattı, ne?
Fehmi Koru, Yeni Şafak
04.03.2004
|