| |
İç savaşı, kaosu yaşayan bir Irak mı? Yoksa kapısını istikrar ve
demokrasiye açarak huzur ve barışa doğru yol alan bir Irak mı?
Türkiye için elbette ikincisi.
ABD ve AB için de öyle.
Irak'ta savaşa karşı olmak bugün artık geçmişte kaldı. Bu ülkede
teröre değil, barış ve istikrara kaynaklık edecek yeni bir yapının
kurulması, aklı başında herkesin - özellikle özgürlük, demokrasi,
hukukun üstünlüğü, kadınla erkek eşitliği gibi değerleri benimseyenlerin
- ortak çıkarı haline geliyor.
Neden mi?
Dünyanın unuttuğu yoksul bir Afganistan'ı üs seçen El Kaide'nin,
dünyanın bir ucundan gelip öbür ucundaki New York'ta İkizleri vurabilmesi
- ya da 15 ve 20 Kasım'da İstanbul'u kana boyaması - yatıyor, bazı
başların akıllanmasında...
Bu nedenle, henüz tam şekillenmemiş olsa da, Büyük Ortadoğu Projesi
yalnız Amerika'yı değil, 14 milyon Müslümanın yaşadığı Avrupa'yı
da yakından ilgilendiriyor. İslam coğrafyasında Afganistan ve Irak'tan
başlayarak bir düzen değişikliği ihtiyacı - mekanizmaları nasıl
olacak sorusu saklı kalmak üzere - ABD ile AB'yi birbirine yaklaştırıyor.
Bunun en yeni işareti olarak, geçen hafta Alman Başbakanı Schröder'in
Washington'da Başkan Bush'la Büyük Ortadoğu konusunda ilke anlaşmasına
varmış olması gösterilebilir. Bu arada BM'nin, NATO'nun Afganistan'dan
sonra Irak'ta da devreye giriyor olmaları yine Büyük Ortadoğu Projesi
çerçevesinin dışında değil.
Türkiye de öyle, bu projenin dışında değil. Kalamaz da. Kalması
da çıkarlarına ters düşer. Ama hangi koşullarla içinde yer alır?
Böyle bir projenin nasıl gerçekleşeceği konusunda Türkiye'nin elbette
kendi çıkar dengelerini yansıtan tercihleri olacak.
Tekrarlamakta yarar olabilir:
Bütün İslam coğrafyasını bugün olumsuz etkileyen bir şeytan üçgeni
var. Bir köşesinde Filistin - İsrail çatışması, bir köşesinde köktendinci
terör, bir köşesinde Irak'taki savaş halinin bulunduğu bir üçgen.
Burada yeni düzen nasıl kurulacak? Değişim rüzgarlarının İslam coğrafyasında
esebilmesi için işe bu üçgenden başlamak lazım. Öncelikle güvenlik
ayağını dikerken, ekonomik ve politik paketleri de devreye sokmak
gerekiyor.
İkinci Dünya Savaşı sonrasının Avrupası'nda da farklı olmamıştı.
Sovyet yayılmasını durdurmaya dönük güvenlik sistemi NATO'yla kurulmuştu.
Marshal Planı ekonomik ayaktı. Kısa adı AGİT olan ve demokrasiydi,
insan haklarıydı, sivil toplumdu, şeffaflıktı gibi konuları dert
edinen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı üçüncü bir bacak olarak
sonradan devreye sokuldu.
Şimdi OGİT kurulacak mı?
Yani Ortadoğu Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı... NATO, küresel terör
ile ilgili olarak Afganistan'dan sonra Irak'la devam edip İslam
coğrafyasında ne kadar boy gösterebilecek? Ortadoğu için Marshal
Planı nasıl oluşturulacak?
Bu sorular gündemde.
Bizi de çok yakından ilgilendiren bu sorular, haziran ayında İstanbul'da
yapılacak NATO Zirvesi'ni Türkiye açısından yaşamsal kılıyor. Büyük
Ortadoğu Projesi'nin şekillenmesi bakımından en önemli eşiğin belki
de bu zirvede atlanması gerekecek.
Şöyle denebilir:
Bugün Kıbrıs'ta çözüm ve AB'den tarih gündemdeyse, bu ikisinin Büyük
Ortadoğu Projesi'yle de bağı var.
Avrupa, Büyük Ortadoğu'da Amerika'ya karşı bir ağırlık olacaksa,
bu kapının Türkiye'siz pek açılamayacağını 11 Eylül dünyasında görmüş
durumda. Bu nedenle Türkiye'yi dışlamak, tümüyle Amerika'ya bırakmak
istemiyor. Amerika'yla yarışabilecek global stratejik güç olmak
için özellikle Ortadoğu'da Türkiye'yi yanına çekmenin önemini kavramış
durumda Avrupa...
Amerika ise AB'den tarih alamamış, Avrupa'dan dışlanmış bir Türkiye'nin
siyasal ve ekonomik açıdan istikrarsızlık çukuruna düşeceğini, dini
ve laik milliyetçi rüzgarlarla olmadık sulara savrulabileceği görüşünde.
Böyle bir Türkiye'nin Ortadoğu'da oynayacağı rolün ve modellik vasfının
değerinden kaybedeceği Washington'da ağır basan bakış açısı...
Böylece Amerika'yla Avrupa, Türkiye'nin istikrarlı bir bölgesel
güç haline gelebilmesi için Kıbrıs'ta çözüm ve AB'den tarihin taşıdığı
önem konusunda aynı çizgiye gelmiş durumdalar.
Türkiye için iyi mi, kötü mü?
Gayet iyi. Hükümet de iyi olduğunu düşündüğü içindir ki, Kıbrıs
ve AB'de doğru yolda gidiyor, çözüm ve tarih için kararlılık gösteriyor.
Çünkü Türkiye evinin içini derleyip topladıkça, Kıbrıs'ı çözüp evinin
önünü temizledikçe büyük bir sıçrama yapacağını, böylece insanının
aş ve iş sorununu çözerken, coğrafyasında çok önemli bir stratejik
oyuncu haline geleceğini biliyor.
Devamı yarına...
Çünkü konunun yalapşap klişelere sığmayacak incelikli yanları var.
Hasan Cemal, Milliyet
04.03.2004
|