Seçim ertesi

 

28 Mart seçim sonuçları çok şaşırtıcı olmadı.
Üç aşağı, beş yukarı, beklenenler gerçekleşti. Gene de, bunların ne olduğuna bakarak üç-beş noktanın altını çizmekte yarar var sanırım.
AKP'nin şimdiye kadar yaptıkları için toplumdan genel bir onay almış olduğunu tartışmaya gerek var mı? Bu konuda akla hayale sığmaz şekilde bin dereden su getirerek hükümeti orduya şikâyet eden zihniyet silinmediğine göre, tartışmayı sürdürenler de olacaktır. Ama herhalde onlar da toplumun AKP'yi desteklediğinin bilincindedir.
Bu başarının AKP yöneticilerinin başını döndürmesinden ürkenler var. Haklı olabilirler. Ancak, ılımlı İslamcı olduğunu açıklayan AKP, 3 Kasım'da MSP çizgisinin hiçbir zaman erişmediği bir oranda oy alarak iktidara gelmişti. Geldikten sonra da bu taahhüdü ciddi şekilde bozacak bir davranışlarını ben kendi hesabıma görmedim. Şimdi, toplum da bu gidişatı onaylıyor ve AKP'nin oyunu kaydadeğer oranda yükseltiyor. Sanırım AKP de yeterince belirgin ve açık olan bu durumu görür ve ona göre davranır.
Türkiye'nin seçim düzeninde çoğunluk olmak 'baş dönme'lerine yol açmıştır. Bunun en önde gelen örneği de Menderes ve Demokrat Parti'dir. Ama Menderes'in başının dönmesi de sonradan başına gelenlerin -getirilenlerin- mazereti olamaz.
Bizim siyaset geleneğimizde, çoğunluk olmanın, azınlığın temel haklarını çiğnemek için bir gerekçe olamayacağının hâlâ yeterince anlaşılmış olduğunu söyleyemeyiz. Öte yandan, demokrasi için bundan da temel bir şey olan, 'çoğunluk' olmanın verdiği hakların ne kadar anlaşıldığı da pek belli değil. Anlaşılsa yakın tarih bu kadar fiili darbe tehdidiyle dolu olmazdı. Bol miktarda '28 Şubat' düşkününe karşı, bu 28 Mart'ın da önemini vurgulamak gerekiyor.
Hükümetin şimdiye kadar tavrını açıkça belli ettiği konular var: AB'ye katılmaktaki kararlılık, bunun önkoşulu olan Kıbrıs'ta içtenlikle çözümden yana olmak bunların başında geliyor. Ne biçimde olduğu hâlâ pek netleşmemekle birlikte, YÖK'ü değiştirme (12 Eylül mirası o statüko) niyeti de bunların arasında. Dolayısıyla, verilmiş bu oyun, bütün bu politikaların onaylanması anlamına geldiğini söylemek gerekiyor.
Radikal, seçim ertesinin ilk manşetinde 'Türkiye sağa çekti' diyor. Doğru. Bu arada MHP'nin Genç Parti'ye kaptırır gibi olduğu oylarını geri alarak yeniden 'barajı geçer' duruma gelmesi, aynı şekilde, Susurluk'la özdeşleşmiş Mehmet Ağar'ın DYP'yi baraj üstüne çıkarması, bu 'sağa çekme'nin öteki sinyalleri olarak değerlendirilebilir.
Ama Türkiye'nin sağa çekmediği kaç durum, kaç seçim, kaç konjonktür sayabiliriz? 1973'ten başkasını düşünemiyorum. Ama o zaman toplum 'sola çekerken', o sol kendisi de sağa çekmekten geri durmamıştı.
Baş sorun bu. Ülkenin tarihinde sol bir alternatif oldu mu ki, seçmenin sağa çektiğini söyleyelim? Bence bu son seçimde de, katılan herkes arasında, aslında en fazla sol renk yansıtan ve sergileyeni AKP'ydi.
Yani, yüzde 45 oyu CHP alsaydı Türkiye 'sola çekmiş' mi olacaktı? Hayır, bence çok daha vahim -ve anlaşılmaz- bir biçimde sağa kaymış olacaktı.
Birçoklarının dediği gibi, bu seçimin ortaya koyduğu sonuçların en önemlileri sola ilişkin. Ama burada sorun Deniz Baykal'ın başarısızlığı filan değil. Dünyada ve Türkiye'de 'sol'un ne anlama gelmesi gerektiğinin baştan, en baştan alınarak tartışılması gerekiyor.

Murat Belge, Radikal
30.03.2004