CHP başarısı!

 

DOĞRUSU ben bugün Peter Ustinov’un ölümü hakkında yazmak isterdim.

Bana göre, Agatha Christie romanlarının cin dedektifi ‘Mösyö Puaro’yu da sinemada canlandıran bu dev aktör ve yönetmen, siyasetten çok daha fazla önem taşıyordu.

Ama, böyle hayhuylu bir haftada Ustinov için kalem oynatırsam bana ‘laubali’ denir.

Fakat konu kıtlığına kıran girmedi ya.

* * *

TABİİ ki girmedi ve işte denizde kum, gazetecide laklakiyat.

Nitekim, pekala, İsviçre’deki dörtlü Kıbrıs zirvesine değinebilirdim.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın son sunduğu ve laf aramızda, Türk tarafına bayağı bayağı iltimas geçen yeni plandan iyisinin ancak can sağlığı olabileceğini vurgulardım. Mutlaka ve mutlaka kadı kızında yine kusur bulacak Rauf Denktaş’ın ‘no no no’ kampanyasını sürdürmek için şimdi nasıl bir taktiğe yöneleceğini incelerdim.

Şakası yok, 28 Mart seçimleri hem statükoya mevlid okudu; hem de Cengiz Çandar’ın saptadığı gibi, Türkiye halkının Ada’da çözümü onayladığı bir referandum oldu.

Dolayısıyla, Pazar gecesi son güvendiği dağlara da diz boyu kar yağdığı için, eminim, Kuzey Lefkoşa’daki cemaat önderinin etekleri artık tam tutuşmuştur. Uzlaşma yoluna barikat kurmak için şimdi hangi ‘vinç’i çağıracağını düşünmektedir. Bu konularde diyeceğimi der ve sen sağ ben selamet, yazımın altına noktayı koyardım.

Fakat aynı seçim sonuçlarına ilişkin olarak öyle bir cümle işittim ki, Ustinov’u da, Denktaş’ı da bırakıp buna değinmem farz oldu.

* * *

CHP lideri Deniz Baykal sandık sonuçlarını nasıl yorumladı ?

Aynen aktarıyorum, ‘ikinci parti olduk, başarılı sayılırız’ demecini patlattı.

Fesüphanallah! Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı.

TBMM’deki tek muhalefet partisi olmana rağmen bir milyon oy ve de üstelik iki koca büyükşehir belediyesi kaybetmişsin, falat ‘başarı’dan söz ediyorsun. Tekrar el insaf!

Gülemem de, ağlayamam da ama şu saptamaları yapmak gerekiyor.

* * *

ASLINA bakarsanız, kapalı mekanda ve başbaşa konuşulduğu takdirde yenilikçi, demokratik ve sivil bir söylem sergileyen Baykal’ı ben şahsen anlayabilmiş değilim.

Neden aynı hitabeti parti ve ülke kitleleri önünde de dile getirmiyor ki?

Zahir, tüm deneyine rağmen Türkiye insanının da bu mesajı beklediğini görmüyor.

Veya görüyor da, iç fraksiyoner ‘politikacı’ kimliği daima ön plana çkıyor.

Oysa, böyle bir CHP hiçbir yere gidemez ve de gidemeyecektir!

* * *

EVET evet, 1934 Recep Peker’inin ‘faşizan korporatist’ ‘İnkilap Dersleri’ni çöpe atmayı hala reddeden; uzlaşmazcı Kıbrıs politikasını, statükonun gönüllü zaptiyesi ve sabık kariyerin başarısız ve ufuksuz diplomatı Onur Öymen’e teslim eden; kemikleşmiş Alevi oylarını alabilmek ve zavallılaşmış ‘Zuhuriyet’ gazetesi ‘münevveran’ını hoş tutabilmek için ‘lánini’ laikliği ‘laikçi din’e dönüştüren bir CHP’den asla hayır gelmez.

Hele hele, ‘derin egemenler’e köprüleri atmadığı müddetçe, ‘sosyal demokrasi’ ve ‘sol’ gibi kavramları ayağa düşürerek, kendisini gerçekten öyle görenleri cezbedemez.

Statükocu ve anakronik bir CHP, moderniteyle haşır neşir Türkiye’yi kucaklayamaz.

İşte en kabadayısı, her yeni yenilgiyi ‘başarı’ diye sunan bir kandırmacayla avunur.

Başta dedim ya, CHP yerine Ustinov hakkında yazsaydım çok daha ilginç olacaktı.

Hadi Uluengin, Hürriyet
31.03.2004