Türkiye: Kimin için model?

 

"Türkiye, etrafındaki ülkeler tarafından örnek alınabilecek bir 'model' midir?" sorusunun bu kadar çok ağızdan sorulduğu ve en az soran ağızlar kadar büyük bir çoğunluk tarafından da soruya "Hayır" cevabı verildiği bir ortamda az bulundum. İki gün süren Abant Platformu'nun Washington toplantısına katılan hemen herkes, Türk veya Amerikalı fark etmiyor, mâlum soruya olumsuz cevap verdi. Herkesin üzerinde birleştiği bir olumsuzluğu tartışmanın anlamı ne o zaman?

'Model' sözcüğü kafa karıştırıcı; insanın aklına 'toplum mühendisliği' yöntemlerini getiriyor... Bir ulusun iradesini eğip bükerek onu bir başkasına benzetmenin, ya da "Çalış da bunun gibi ol" nasihatıyla bir toplumu dönüştürmenin imkânı olmadığı ortada.

İtirazcıların büyük bölümü ise, 'model' olması üzerinde fikir yürütülen Türkiye ile 'modeli' ithal etmesi beklenen Arap ülkeleri arasında muazzam 'benzemezlikler' görüyorlar. Türkiye hiçbir dönemde sömürge olmadı; yönetimini Cumhuriyet olarak belirlediği 80 yılda da farklı bir evrim içine girdi. Türkiye ile Ortadoğulu ülkeler arasında varolan bir sürü 'benzemezlik' çok uzaktan bakıldığında bile derhal fark edilebiliyor.

Bu durumda, Türkiye'nin kime, nasıl 'model' olmasından söz edilebilir?

Türkiye'nin çevresindeki ülkelere 'model' olamayacağını ispat için üretilen bütün tespitler doğru, ancak o tespitler üzerine oturtulan 'kabul' yanlış: Ülkelerin bir başka ülkeyi 'model' almaları için aralarında birebir benzerlikler bulunması gerekmiyor. Tersine, ülkeler ve toplumlar, benzemeye çalıştıkları ülkeyi 'benzemedikleri' için tercih ediyorlar daha çok...

Türkiye Cumhuriyeti, kurucuların eğitim ve eğilimleri sebebiyle, büyük çapta 'Fransız modeli' üzerine oturmadı mı? Aslında, daha Osmanlı döneminde başlayan bir süreçti Türkiye'nin 'Fransız modeli' tarzında dönüştürülmesi; Cumhuriyet o sürecin hem sonucu, hem de sürdürücüsüdür. Osmanlı münevverleri, 'Fransız modeli' üzerinde dururken, ya da Cumhuriyet'in kurucuları çöken imparatorluğu bir ulus-devlet olarak yeniden dizayn ederken, Fransa ile Türkiye arasında benzerlik mi bulmuşlardı? Türkiye ile çevresindeki ülkeler arasında, bu anlamda, Osmanlı ile Fransa arasında bulunabileceklerden daha fazla benzeşme noktası vardır...

Türkiye'nin 'model' olmasıyla ilgili sorun, çoğu tartışmacının daha ilk ağız açışta dile getirdikleri, 'model alması' beklenen ülkeler ve toplumlarla arasında hemen fark edilen 'benzemezliği' değildir. Sorun, Türkiye'nin henüz gerçek anlamda 'model' teşkil edebilecek istikrarlı bir görüntüsünün olmayışıdır; 3 Kasım 2002 seçimiyle başlayan süreç kurumsallaştıkça, Türkiye, ortaya, örnek alınabilecek 'parlak bir model' olarak çıkabilecektir...

Konunun ABD başkentinde konuşuluyor olması talihin garip bir cilvesi. Büyük Ortadoğu Projesi'ni devreye sokmak için bölgede 'model' arayışına giren ABD'nin kendisi, kısa süre öncesine kadar, pek çok ülke, toplum ve kişi tarafından 'model' olarak görülüyordu. Amerika'nın anayasasında ifadesini bulan kuruluş felsefesi, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi evrenselleşen ilkelere bağlılığı, bazen adaletsiz ve aşırı davransa dahi genellikle baskıcı olmaktan uzak üslubu, dünyanın her tarafında takdir görüyor, taklit edilme hevesi uyandırıyordu.

11 Eylül uğursuz eylemleri ve eylemlere konulan yanlış teşhis sadece ABD'nin kimyasını bozmakla kalmadı, onu 'taklit edilmeye değer bir model' olmaktan da uzaklaştırdı. Hazin, ama gerçek: Bırakın taklit edilmeyi, Irak'ta uğradığı istiskal ve İsrail'in kuyruğuna takılmışlık görüntüsü yüzünden, ABD, başkalarınca, bir 'süpergüç' olarak görülmüyor bugün... Titreyip yeniden kendisine gelmezse görüleceği de yok...

Türkiye henüz etrafındaki ülkeler için bir 'model' teşkil etmiyor, bu doğru; ancak son bir yıldır yürüdüğü yoldan şaşmaz, birlik, dirlik, mutluluk, huzur ve refah arayışını demokrasisini geliştirerek sürdürürse, umutsuzların umudu haline dönüşebilir. İşte o zaman, yalnız çevresi için değil, daha uzak ülkeler için de bir 'örnek' teşkil edebilir Türkiye.

Amerika için bile.

Fehmi Koru, Yeni Şafak
23.04.04