|
Mehmet Altan, 'Marksist-liberal' adlı yeni piyasa çıkan kitabında,
günümüze kadar olan tarihi süreci Marksist bakış açısı ile analiz
etti...
Kanatlı Karınca, Süperler ve Türkiye, Marks'tan Sevgilerle, Darbelerin
Ekonomisi, Matadorun Ölümü, Kapitalizm Bu Köye Uğramadı, Amerikan
Rapsodisi, Esir Çocuklar Cehennemi, Köylüler Ne zaman Manşet Olur?,
Birinci Cumhuriyet Üzerine Notlar, On Yıl Önce Bugün'den sonra,
on ikinci kitabım "Marksist-Liberal" de, dün İthaki Yayınları'ndan
çıktı.
Marksist bakış açısı, İnsanın kullandığı aletler değişince, insanın
doğayla ve toplumla ilişkilerinin değişeceğinin berrak şekilde görülmesini,
doğanın ve toplumun yaşadığı sürekli değişimin izlenmesini sağlar.
Üretim araçları ve üretim biçimi değiştikçe toplum ve insan da
değişir.
Dün, toprak üretimin anasıydı, kulluk, köllelik, köylülük vardı.
Toprak düzeni sermaye birikimi oluşturup, bunu sanayileşmenin ilk
harcı yaptı. Toprağın yerini makinalar ve işçiler aldı. Sanayileşme
yaşam biçimini de, toplumu da, bireyi de değiştirdi.
Bugün ise sanayi devrimi de sona erdi. Bilimsel bilgi, çok daha
az bir kol gücü ile çok daha fazla üretim yapar hale geldi. Sanayi
döneminin tüm kalıpları kırılmaya başladı.
İnsanın doğa ile ilişkisi değişince, insanın insan ile ilişkisi
de değişiyor. Tüm bunları bir arada görmeyi, analiz etmeyi ve anlamayı
bize diyalektik düşünce sağlıyor. Marksizm bu nedenle bir "değişim
bilim" olarak önemini koruyor.
Yeryüzünde üretim ilişkileri değişirken, ekonomide de çok önemli
dönüşümler yaşandı. Sovyetler Birliği ile birlikte "merkezi
bürokratik planlama" iflas etti. İnsan iradesiyle ekonominin
daha verimli çalışabileceği iddiası doğru çıkmadı. Piyasa ekonomisinin
daha etkin olduğu test edildi. Böylece piyasa ekonomisi ideolojileri
aştı, ekonomi biliminin tek gerçeği oldu. Diyalektik düşünceye sahip
birinin ekonomik olarak da piyasa ekonomisini benimsemesi doğallaştı.
Yeni dünyayı artık, değişen üretim ilişkileri ve piyasa ekonomisi
belirliyor.
Sanayi döneminin yerini artık bilgi toplumunun kuralları aldıkça
emperyalizm de nitelik değiştiriyor. Sistemin yüksek nitelikli teknolojik
malları alacak çok daha gelişmiş bir dünyaya ihtiyacı var. Hızlı
bir kalkınma olmadıkça, nitelikli talebi de oluşturmak mümkün değil.
İnsanlık hem özgürleşiyor, hem de zenginleşiyor.
Bu değişim sürecini aynı sanayi döneminde olduğu gibi derin bir
krizle ve nimetler kadar, ağır külfetlerle de yaşıyoruz. Dönüşüme
uyamayan yığınlar, yaşam çilesinin sillesini yoğun olarak yaşıyor.
Türkiye ne değişimi algılayacak ve tahlil edecek bir marksist düşünceden
geliyor, ne de bireyi devlete karşı özgürleştiren liberalizmden.
Bu iki düşüncenin araçlarını da birleştiren bir dünyayı da sarmalayamıyor.
Ne dialektik düşünceyi analiz metodu olarak benimsiyor, ne de piyasa
ekonomisinin zenginleştiren yöntemini içselleştiriyor.
Sanayileşmesini tamamlamamış bir tarım ülkesinde nasıl solcu olunabilir
? Ülkenin en ileri üretim ilişkilerinin sahip olabileceği köklü
bir atılıma ve zenginleşmesini garantileyecek bir piyasa ekonomisine
sahip çıkarak. Üretim ilişkileri aynen korunan bir Türkiye değişmez.
Ağır bir soygun düzenine dönüşen devletçilik bitmedikçe, toplumsal
zenginleşme olmaz.
Sol, bugünün değerlerinde anti-milliyetçi bir anlayışla dünyadaki
değişimin parçası olmak, değişimi üretim araçlarında dönüşüm ile
anlatmak ve gerçekleştirmek, bireyi de tüm diğer tabulara karşı
korumak ve onun zenginliğini piyasa ekonomisinin işlerliği ile sağlamak
zorunda.
Kısacası, öncelikle Gorbaçov, daha sonra İtalyan Komünist Partisi'nin
yaptığı gibi, marksizm ile liberalizmi evlendirerek, dünyayı hem
daha iyi algılayacak, hem de daha rahat değiştirecek yeni bir rehberin
ardından gitmek durumunda.
haberx.com ; 25.06.2002
|