|
Musul, Kerkük, Batum, Misak-ı Milli içindeydi. Irak'ın kuzey bölgesi,
Batum, Batı Trakya, Adalar ve Kıbrıs Lozan'da verildi. Bu taviz
gerçekçiydi Lozan, Birinci Meclis'ten geçmezdi. Büyük tartışmalar
oldu. 1923 seçimi, Lozan'ı kabul edecek meclisi kurmak için yapıldı.
Adayları merkez belirledi. Tarihi öğrendiğimde şoke oldum. Kitaplar,
ilk Meclis'teki muhaliflerin yobaz olduğunu yazıyordu. Oysa onlar,
halk egemenliğini önemsiyordu.
Bizim tarihimiz ve günümüz birbirinin içine geçmiş, karmakarışık
olmuş. Günü anlamak için tarihe dönüp baktığımızda, günü de, tarihi
de değerlendirecek doğru bilgilere sahip olmadığımızı görüyoruz.
Bunun son örneğini Kıbrıs nedeniyle başlayan Lozan tartışmasında
yaşadık. Medyaya da yansıyan tartışmalarda, Kıbrıs'ın Lozan'da verildiğini
söyleyenler olduğu gibi, Lozan'da hiç toprak vermediğimizi söyleyenler
de oldu. Bu tartışma, Cumhuriyet'in kurucu anlaşması 1923 tarihli
Lozan'ı bile doğru dürüst bilmediğimizi ortaya çıkardı. Bu kadar
çok övündüğümüz, bugünkü varlığımızı borçlu olduğumuz bir anlaşmayı
sağlıklı öğrenmemiştik.
Lozan Anlaşması'nda hangi maddeler olduğunu, hangi tavizleri, neden
kabul ettiğimizi, Kıbrıs, Batı Trakya, Adalar, Musul ve Batum'un
Lozan'da verilip verilmediğini, o dönemde bu anlaşmayla ilgili tartışmaları,
bu tartışmaların siyasete nasıl yansıdığını, dönemi iyi bilen ciddi
tarih ve siyaset bilimcilerimizden Ahmet Demirel ile konuştuk. Marmara
Üniversitesi'nde doçent Demirel'in, yakın tarihle ilgili yayınları
var. İletişim'den çıkan 'Birinci Meclis'te Muhalefet' bunlardan
biri.
Son Kıbrıs tartışmasıyla birlikte Lozan Anlaşması da gündeme geldi.
Herkesin Lozan'ı başka türlü tarif etmesi, bizim bu anlaşmayı pek
iyi bilmediğimizi de gösterdi. Biz neden tarihteki en övündüğümüz
anlaşmayı çok iyi bilmiyoruz?
Çünkü bizim tarih konusunda çok genel bir problemimiz var. Biz bir
sürü şeyi yanlış biliyoruz ve bildiklerimizi öyle kabul etmek de
işimize geliyor. İlkokuldan üniversiteye, belli bir çerçeve içinde
yetiştiriliyoruz. Bu kalıbın dışına çıkmak çok zor oluyor. Çünkü
hem tepkileri göze almak ve hem de gerçeği öğrenmek için emek harcamak
gerekiyor. Türkiye'de hâlâ dokunamadığımız bazı tabu konular var.
Geçmişimizle ilgili hâlâ neleri tartışamıyoruz biz?
Eskisi kadar tabu olmasa da bir Ermeni meselesi var. Hâlâ açılmamış
bir İstiklal Mahkemesi arşivleri meselesi var. Bu arşiv şu anda
Meclis'te bulunuyor. Açılırsa, buradan ters bir şey çıkar kaygısı
yaşanıyor. Lozan'a gelince... Türkiye'de çok iyi çalışılmış konulardan
biridir Lozan. Piyasada bir sürü yayın var ama bizim okumamak gibi
bir derdimiz de var. Biz okumuyoruz.
Lozan imzalandığı sırada çok tartışıldı mı?
Çok tartışıldı. 1920-1923 arasında görev yapan Birinci Meclis'te
inanılmaz tartışmalar yaşandı. Birinci Meclis muhalefetli bir meclisti.
Bir sürü konuda iktidara rağmen, muhaliflerin dediği oldu o dönemde.
Birinci Meclis'te, Musul, Batı Trakya ve adalar konularında Lozan'a
karşı müthiş muhalefet vardı. Lozan Anlaşması, Birinci Meclis'ten
mümkün değil geçmezdi.
Cumhuriyet'in ikinci meclisi Lozan'ı kabul ettirmek için mi kuruldu?
Lozan'ı kabul edecek bir meclis oluşturmak için mi seçimler yapıldı?
Kesinlikle öyle. 1923 seçimleri, esas olarak Lozan'ı kabul edecek
bir meclis oluşturmak içindi. Birinci Meclis Lozan'ı kabul etmezdi.
1923 seçimlerinde bütün adaylar merkezden belirlendi. Muhalefetsiz
bir meclis yaratılmaya çalışıldı. Gene de 14 milletvekili Lozan'a
ret oyu verdi. Lozan'la ilgili o dönemdeki meclis tartışmalarına
bakarsanız hayretler içinde kalırsınız.
Daha sonra bu anlaşma neden hiç tartışılmadı peki?
'İstediğimiz her şeyi aldık' diye bakıldığı için bu anlaşma tartışılmadı.
Lozan'a karşı çıkanlar o dönemde neyi tartışıyorlardı peki?
'Lozan'da elimizden bazı topraklar gitti, bunu kabul edemeyiz. Musul
ve Kerkük'ü nasıl bıraktık? Adaları nasıl bıraktık? Meis Adası burnumuzun
dibinde, onu nasıl bıraktık?' diye muhalefet yaptı onlar. Tabii
Kıbrıs ve Batı Trakya da tartışıldı. Ret oyu verenler içinde çok
önemli isimler vardı. Atatürk'ün içişleri bakanı Şükrü Kaya, İstiklal
Mahkemeleri'nin hâkimi Kılıç Ali, Yahya Kemal Beyatlı, Milli Eğitim
Bakanı Mustafa Necati Bey, Adana milletvekili Damar Arıkoğlu gibi...
Biz, Lozan'da ne kadar toprak verdik?
Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs, Musul, Batum verildi. Ama buraların
verilmesi gerçekçidir. Çünkü bu yerler, karşı tarafın olmazsa olmazlarıydı.
Verilmemesi için savaşa girmek gerekiyordu. Mesela İngilizler petrol
nedeniyle Musul'u bize vermemekte kararlıydı.
Kıbrıs konusu Lozan Anlaşması'nda nasıl yer aldı?
Kıbrıs 1914'te bir oldubittiyle İngilizlerin eline geçmişti. Biz
Lozan'da İngilizlerin Kıbrıs'ı ilhakını ve adadaki egemenliğini
kabul ettik. Lozan Anlaşması'nın 20'nci maddesi zaten çok net. 'Türkiye,
İngiltere'nin 1914'te ilhak etmiş olduğu Kıbrıs'ta, İngiliz egemenliğini
tanır' diyor.
Biz, Lozan'da Kıbrıs'ı verdik mi yani?
Fiili durumu resmiyete döktük. Bunun adı da herhalde 'vermek' oluyor.
Neden Lozan bizim için çok başarılı ve iyi bir anlaşma?
'Lozan kesin bir zaferdir' ya da 'Lozan bir hezimettir' gibi yaklaşımlar
bilimsel değil. Türkiye'de herkesin kendine göre bir Lozan'ı var.
Milliyetçi kesim ve Kemalistler Lozan'a, 'Masaya oturduk, yedi düveli
dize getirerek istediğimiz her şeyi söke söke aldık. Hiç taviz vermedik'
diye bakıyor. Zaten onlara göre, biz dış politikada taviz vermeyiz.
Öteki taraf ise Lozan'da çok büyük tavizler verildiğini söylüyor
ve Lozan'a bir hezimet belgesi olarak bakıyor. Özellikle muhafazakâr
çevrelerde yaygın olan bir görüş bu.
Lozan bizim için niye çok başarılı bir anlaşma diye sormuştum...
Başarılı, çünkü Lozan, Türkiye'nin sınırlarını çizmiş, ona ekonomik
ve siyasi bağımsızlığını kazandırmış, Türkiye'nin uluslararası camiada
diğer devletlerle eşit bir aktör olduğunu kabul ettirmiş bir anlaşma.
Lozan kapitülasyonları kaldırarak, Türkiye'nin ekonomik bağımsızlığını
sağladı. Dış borçları belli bir statüye bağladı. Bu borçlar 1950'ye
kadar ödendi. Dönemin koşullarına göre, son derece gerçekçi olarak
hazırlanmış ve sonuçlandırılmış bir belge bu. Birtakım tavizler
de kesinlikle verilmiş tabii. Tavizsiz bir anlaşma olmaz ki. Lozan'daki
Türk heyetinin baş delegesi İsmet İnönü de zaten 1969'da yazdığı
bir metinde...
Ne diyor?
'Hayati bir mani olmadıkça sulh yapmak mecburiyetindeydik' diyor.
Yani 'Barış yapmaya mecburduk' diyor ve şunu da ekliyor:
'Sulhün İngilizlerin elinde bulunduğu kanatine vardım. Onların kopma
meselesi yapabileceği konulara teşhis koydum ve oralarda netice
almayı öne aldım' diyor.
İnönü bu sözleriyle hangi konuları kasdediyor?
İnönü, Boğazlar'ı ve Musul'u kasdediyor. 'Önce oraları çözdüm. İngilizlerin
istediğini hallettim, yani verdim tavizi orada' diyor. Zaten Lozan'ın
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşayan tek anlaşma olmasının nedeni
budur. Lozan iki tarafı da tatmin etmiştir. Çizdiği sınırlar da
çok gerçekçidir.
Eğer Lozan'ın çizdiği sınırlar çok gerçekçiyse, niye bizim bugün
hâlâ bir Musul, Kerkük ve adalar sorunlarımız var?
Gerçekçi derken kastım, o dönem için gerçekçi. Ülkeyi bir savaşa
sokmadan anlaşmayı sonuçlandırabilen bir gerçekçilikten söz ediyorum
ben. Yoksa dediğiniz gibi bugün hem Ege, hem Musul meselesi var.
Kıbrıs tartışmalarına bakarak sorarsak, eğer bugünkü hükümet Lozan
Anlaşması'nı imzalasaydı nasıl bir tepki alırdı?
'Çok fazla taviz verdik' denirdi. O dönemde Meclis'te İnönü'ye bu
denmiş zaten. Bugünkü hükümete bu her halde çok daha fazlasıyla
denirdi. 'Her yeri verdiniz' denebilirdi. Tabii burada bir spekülasyon
yapıyoruz biz.
Lozan'da İnönü başarılı mıydı?
Başarılıydı çünkü anlaşmayı başarılı buluyorum. İnönü fazlasını
yapamazdı. Verdiğimiz yerlerin hepsi, karşı tarafın olmazsa olmazıydı.
Ya tekrar savaşacaksınız, ya anlaşacaksınız. Biz barış yapmak, anlaşma
yapmak istiyorduk. 1912'den beri savaşıyorduk. Savaşmaya gücümüz
yoktu.
Müttefiklerin gücü var mıydı?
Karşı taraf da savaşmayı istemiyordu ama İngiltere Musul yüzünden
savaşırdı. Biz bunu göze alamazdık. Musul, Kerkük'ü almamız o şartlarda
imkansızdı. Atatürk'ün, 'Kazanılmış olan askeri başarının tehlikeye
atılması' diye bir kaygısı vardı. Bir askeri yenilgi, elde ettiklerimizi
de geri alırdı.
Neden okullarda Lozan'ı biz madde madde detaylı okumadık? Lozan,
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anlaşması değil mi?
Lozan'ın ana hatlarıyla okunması ve bütün bu meselelerin bilinmesi
gerekirdi. Ama dünyaya her dediğini kabul ettiren bir Türkiye hamasetiyle
ve ağır bir milliyetçi dozla tarihe yaklaştığımz için, Lozan'ın
tarih kitaplarına girmesi pek makbul gözükmüyor .
O dönemin meclisinde, Lozan'ın imzalanmasına çok sert muhalefet
edildiğini söylediniz. Muhalefet edenlerin itiraz noktası neydi?
Birinci Meclis gece gündüz toplantı halinde olan bir meclisti. Lozan'daki
heyet, İsmet İnönü ve Başbakan Rauf Orbay, 'Lozan'da taviz verdiler'
diye çok sert bir şekilde eleştirildi. Anayasa'ya göre Meclis Başkanı,
Bakanlar Kurulu'nun başkanı olduğu için, dolayısıyla Atatürk'ün
başında olduğu hükümete karşı büyük eleştiri vardı o dönemde. Çok
sinirli toplantılar yapıldı, 'Misak-ı Milli elden gidiyor. Ülkenin
toprakları kaybediliyor' diye Lozan konusunda büyük kavgalar çıktı.
Yani Misak-ı Milli, Lozan'da bozuldu mu?
Evet, tabii. Misak-ı Milli, Irak'ın kuzeyindeki bölgeyi, Musul,
Kerkük ve Süleymaniye'yi içeriyordu. Atatürk'ün de başta, Musul
ve Kerkük'ün alınması, bu yerlerin Misak-ı Milli içinde olduğuna
dair demeçleri var. Ama Lozan'daki görüşmelerin belli bir noktasından
sonra Atatürk, 'Misak-ı Milli net bir hat çizmedi. Musul, Kerkük
bu hattın içinde mi, değil mi, bu konu tartışmalı' diyor. Mesela
Batum da Misak-ı Milli içindeydi. Lozan'da Batum, Sovyet sınırı
içinde kaldı.
Biz, neden Lozan'daki kayıplarımızı hiç konuşmadık da, sadece kazanımlarımızı
konuştuk?
'Yedi düvele diz çöktüren bir ulusuz. Hiç taviz vermeyiz' hamasetiyle
tarihe yaklaşmanın sonucudur bu.
Siz, tarih hakkında bildiklerinizi okulda öğrenmediniz. İlk öğrendiğinizde
neler hissettiniz?
Şok tabii. Yüksek lisans yaparken, bir vesileyle Birinci Meclis'in
tutanaklarına bakmam gerekti. Orada daha önce hiç duymadığım tartışmalar
okudum. Mesela okullardaki tarih kitapları, Birinci Meclis'teki
muhalif milletvekillerinin dinci, gerici, şeriatçı, yobaz olduğunu
yazıyordu. Karşısındaki grubu da 'laik, devrimci, radikal cumhuriyetçiler'
diye niteliyordu. Oysa ben muhaliflerin halk egemenliği kavramına
verdiği önemi gördüm. Ulusal egemenliğin kurulması, ülkede kanun
hakimiyetinin oluşturulması için konuşmalarını okudum. Çok şaşırdım.
Lozan Anlaşması'na itiraz edenler, bizim tarih kitaplarında gerici,
yobaz diye okuduklarımız mı?
Evet. Birinci Meclis'teki ikinci grup bu. Birinci Meclis'te üç grup
vardı. Birinci grup, Atatürk'ün başında olduğu grup. Meclis 1920'de
açıldıktan bir yıl sonra Atatürk hızlı karar almak için beraber
çalışabileceği milletvekillerini bu gruba dahil ediyor. Grup dışında
90 kadar milletvekili bırakılıyor. İşte bunlar ikinci grubu oluşturuyor.
Bir de daha muhafazakârlardan oluşan çok küçük bir bağımsızlar grubu
var ki, onların da başında yazar Orhan Kemal'in babası Abdülkadir
Kemal Öğütçü bulunuyor. Din adamlarının oranına baktığınızda birinci
grupta sayıları ikinci gruptakinden fazla.
Birinci grupla ikinci grup arasındaki asıl sorun ne peki?
İkinci grup İttihatçı Enver, Cemal ve Talat paşalar döneminde yaşanmış
olan kişisel yönetime, Türkiye'nin tekrar kayabileceği endişesini
taşıyor. Kişisel yönetim yerine kanun hâkimiyetinin ağır basmasını
istiyorlar.
Atatürk'ün yetkilerini mi kısıtlamak istiyorlar?
Tabii. Başkumandanlık Kanunu, Atatürk'e kanun hükmünde emir çıkarma
yetkisi veriyor. 'Meclis üstünlüğünün olduğu bir sistemde bir kişiye
bu kadar yetki verilemez' diye buna karşı çıkıyorlar. Bakanları
Meclis seçerken, bir kanun değişikliği yapılıyor, bakanlar meclis
başkanının gösterdiği adaylar arasından seçiliyor. Halk hâkimiyetini,
yasamanın üstünlüğünü, bütün temel kararların meclis tarafından
alınmasını savunan ikinci grup buna da karşı çıkıyor. Birinci gruba
gelince... Daha elitist olan, devleti ön plana çıkaran, ulusal egemenliğe
söz olarak sahip çıkan ancak halkın ne yapacağı belli olmaz diyerek
her şeye seçimde karar verilmesi konusunda biraz tereddüdü olan
bu grubun ismi daha sonra dönüştürülüyor ve CHP oluyor.
Lozan'a geri dönersek... Biz Kurtuluş Savaşı'nda Yunanistan'ı yendiğimiz
halde neden Ege'deki adaları Yunanlılara bıraktık?
Kıbrıs ve adalar konusu Lozan'da çok bastırılan bir konu değil.
Çok ısrarcı olmadık. Adalarda Rumlar nüfus olarak daha fazlaydı.
Biz adaların silahtan arındırılması meselesinde direttik. Sadece
kıyılarımıza çok yakın olanlarda ısrarcı olduk. İmroz, Bozcaada
ve Meis. Antalya'ya tatile gidenler beş mil uzaktaki Meis'e bakıp,
'Burnumuzun dibindeki bu ada nasıl gitti?' derler. Meis'te çok direttik
ama olmadı. İsmet Paşa, dünya barışının kurulması için Meis'te çok
ağır bir fedakârlığa razı olunduğunu söyler.
Sizce Atatürk ve İnönü, Lozan anlaşmasını, bu anlaşmayı çok beğendikleri
için mi yoksa mecbur oldukları için mi imzaladılar?
Beğenmedikleri noktalar vardır mutlaka. Boğazlar'a askerimizi sokamamak,
çoğunluğu Türk olan Batı Trakya'nın elden gitmesi, Musul, Kerkük
konusu bayağı memnuniyetsizlik yaratmıştır. 11. yüzyıldan beri Türk
toprağı olan Musul, Kerkük aslında Lozan'da bitti. Bu meselenin
Milletler Cemiyeti'ne gönderilmesi Lozan'da kabul edildi. İngiltere'nin
hâkim olduğu Milletler Cemiyeti sürecinin açılması demek buraların
elden gitmesini kabul etmek demekti zaten. Bunu cumhurbaşkanı dahil
devlet erkânı biliyordu. Ama buna karşılık Lozan'da Türkiye'nin
olmazsa olmazları alındı. Doğu Anadolu'da Ermeni ülkesi kurulması
ve kapitülasyonlar sorunları çözüldü. Bir barış yapmak gerekiyordu
ve o barış Lozan'da yapıldı.
Neşe Düzel - Ahmet Demirel ile söyleşi, Radikal
26.04.04
|