Darbeci eğemenlik anlayışını savunmak mı özgür bilim?

 

Üniversite hocalarımız paşaları destekliyor. Hocalarımız daha önce de paşaları desteklediler.

28 Şubat döneminde Genelkurmay'da verilen brifinglere katılıp işbaşındaki hükümetin kansız bir darbe ile devrilmesine ve milli iradenin zorla el değiştirilmesine seyirci kaldılar.

Ülkede bir cadı kazanının kaynamasını, olupbiten rezilliklere karşı çıkan demokrat insanlara yönelik sindirme ve baskıları görmezden geldiler.

Türkiye'de Kürt sorunu nedeniyle kan gövdeyi götürürken, yazarlar çizerler haksız nedenlerle hapsedilir, kitaplar, oyunlar yasaklanırken, işkence olayları ayyuka çıkarken, Türkiye'nin temel sorunları tartışılırken seslerini çıkarmayan hocalar, şimdi Genelkurmay'ı arkalarına alarak rejim muhafızlığına soyunmak istiyorlar.

'Hocalarımız' derken demokrat, özgür bilim ve düşünceden yana, militarizme ve despotizme karşı olan bilim insanlarını bu genelleme dışında tuttuğum muhakkak.

Aralarında arkadaşlarım, tanıdığım birçok isim de var.

Radikal'de 28 Şubat'a karşı çıktığım için, daha sonra Radikal'den bu nedenle atıldıktan sonra Yeni Şafak'ın kadrosuna katıldığım için benimle selamı sabahı kesenler de...

İşte bu hocalarımız değiştirilmek istenen YÖK Yasasını'nın bazı maddeleri ile ilgili olarak AKP hükümetine ateş püskürüyor.

Bunu yaparken 12 Eylül'ün getirdiği yasakçı Anayasa'nın dayattığı despotik eğemenlik anlayışına, demokrası karşıtı yönetim sistemine bel bağlıyorlar.

Eğemenliği, seçilmemiş -atanmış- kamu görevlilerinin keyfine bırakan anlayışa sığınıyorlar.

Sebebi de Başbakan Erdoğan'ın onlara milli iradenin ne olduğunu hatırlatması...

Mesela YÖK başkanı, Genelkurmay'ın hükümeti ve milli iradeyi hiçe sayan açıklamasından rahatsız olmuyor da Başbakan'ın Meclis iradesinin ve milli iradenin belirleyici olduğunu söylemesine karşı çıkıyor.

Bürokratik odaklarda -medya dahil- belli köşeleri tutmuş olanların hepsinde aynı zihniyet...

"Milli irade siyasi iktidarın, Meclis'in elindedir ama, eğemenliğin kullanılmasında ortaklar vardır."

Bu ortaklar malum, Anayasa Mahkemesi'nden Milli Güvenlik Kurulu'na kadar uzanıyor.

Yeri gelince çağdaş bir anayasanın yapılması gerektiğini dile getiren bu çevreler, başta YÖK olmak üzere, ellerindeki gücün, olanakların ortadan kalması ihtimali gündeme gelince darebeci eğemenlik anlayışına sığınıyorlar.

12 Eylül darbecileri genel oya duydukları güvensizlik nedeniyle böyle bir eğemenlik anlayışı getirdiler.

Genel oya karşı duydukları kuşkuyu Meclis'i de 'eğemenliği kullanan organlar' arasında sayarak ve o organlar düzeyine indirgeyerek sağlamak istediler.

Günün birinde yönlendiremedikleri bir seçim sonucunda o 'genel oy'un hakim ve kontrol edilemez bir güç olarak Meclis'e girmesinden korktular.

Şimdi hükümete ve milli iradeye kafa tutarlarken dayandıkları bu anlayıştır.

Aslında bu anlayışın ürünü olan bu askeri Anayasa'nın ve ona uygun kanunların değiştirilmesi için mücadele etmesi gerekenler, despotik bir anlayışla hazırlanan bu antidemokratik Anayasa'ya sarılıyor.

Bu Anayasa'yı savunmak, özgür bilime, bağımsız düşünceye ve araştırma özgürlüğüne karşı çıkmak demek.

Bu Anayasa'yı ve onun getirdiği çarpık eğemenlik anlayışını savunmak demokratik değerlere boş vermek demek.

İçinde bulundukları durum, aslında 12 Eylül'ün getirdiği ve çağdaş eğitimi ve özgür düşünceyi baskı altında tutan ve bilim insanlarını memurlaştıran, öğrencilerin ise tek tip insanlar gibi yetişmesini amaçlayan bir anlayışın sonucu.

Bilim insanları bu duruma karşı çıkacaklarına daha da memurlaştılar ve bürokratik odakların iyice hizmetine girdiler.

Söz gelimi, Genelkurmay'ın açıklamasını arkalarına alıp milli irade denilen kavramın onları bağlamadığını dahi söylediler.

Hatta bazıları, Avrupa Birliği'ne girilmesini, Kıbrıs'ta çözümden yana bir politika izlenmesini bile vatan hainliği saymakta tereddüt etmedi..

Aslında öğrencilerimizi bu hasta kafalardan süratle kurtarmak gerekiyor. Yoksa çocuklarımıza yazık olacak.

Görüldüğü gibi sorun hükümette ya da milli iradede değil.

Sorun, eğemenliğin bu şekilde anlaşılmasını isteyen güçlerin dayattığı 12 Eylül Anayasası'nda ve onu savunanlarda.

Bakın AB Komisyonu Türkiye Temsilcisi Hans Jörg Kreschmer bu konuda ne diyor:

"Askerin müdahalesi kesinlikle kabul edilemez, bu sivil yaşama müdahaledir. Laiklik buna neden olarak gösterilemez. Türkiye'nin özel bir konumu olamaz, demokrasilerde istisnalar tanınamaz. Güç kesinlikle seçilmiş olan hükümettedir. Bu tür genel siyaset konuları ordunun görüşünü belirtmesi gereken konular değildir. Bu bizim için temel bir demokrasi sorunudur."

Sayın temsilci bunları söylediği için Keren Fogg gibi mutlaka saldırılara maruz kalacak ama olsun, o da çok önemli bir noktaya temas etmek zorunda kalmış.

"Bu bizim için temel bir demokrasi sorunu"dur demiş.

İmam Hatip Liseleri meselesi tartışılabilir. Bu konuda hükümetin yaklaşımları da, getirdiği kanun tasarısı da eksik hatta yanlış olabilir.

Tartışmak, mücadele etmek, ama sonunda Meclis iradesine saygı duymak lazım.

Demokrasi zor bir iştir... Ama içinde militarizme ve askeri darbelere başvurmak yoktur.

Koray Düzgören, Yeni Şafak
13.05.04