Bir bardak suda fırtına

 

Aylar önce Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti imam-hatip mezunlarına (ve diğer meslek lisesi mezunlarına) Öğrenci Seçme Sınavı'nda (ÖSS) uygulanan katsayının değiştirilmesi için bir yasa tasarısını Meclis'e sevk ettiğinde yine ortam bugünkü gibi gerilmiş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök bizzat bir açıklama yapmıştı ve tasarı Meclis'te uyumaya terk edilmişti.
O günlerde hükümetin önde gelen bir bakanıyla sohbet ederken, bakan bu yasanın yanlışlığını anlatmaya başladı. Ona göre asker, aslen çok önemsiz olan bu konudaki bu yasayı '28 Şubat'ın rövanşı' gibi görecekti, nitekim korktuğu olmuş, çok sert bir tepki gelmiş, hükümet geri adım atarak gerginliği azaltmayı seçmişti.
Şimdi ne değişti de hükümet bu kez geri adım atmamayı, daha doğrusu imam-hatiplerle ilgili yasayı Meclis'e göndermeyi seçti? Herhalde önümüzdeki günlerde bunu öğreneceğiz. Ama Türkiye bir kez daha gerginlik içinde.
Aslına bakacak olursanız meselenin iki yönü var:
1. İşin imam-hatiplerle ilgili 'teknik' yönü;
2. İşin sembollere dayalı Türk siyasetindeki yeri.
Şu ana kadar aslında hep sembollerden konuştuk. Hükümet, bu kez geri adım atmadı. Yasa dün Meclis'te konuşuldu, herhalde bu satırları okuduğunuz sırada Meclis'te kabul edilmiş olacak.
Nedir sembol? 28 Şubat'ın başlıca gerekçesi, Türkiye'nin teokratik bir yönetime götürülme tehlikesinin durdurulmasıydı.
28 Şubat bunu gerçekleştirirken imam-hatipler de hedeflerden biriydi, yani bu okullar ve onların mezunları 28 Şubat'la birlikte 'rejim düşmanları' olarak nitelenmeye başladılar.
Şimdi AKP tam olarak değilse bile imam-hatiplilere itibarlarını iade etmeye çalışıyor. Çünkü 28 Şubat'ı yapanlar için imam-hatip ne kadar sembolse AKP için de tersi manada o kadar sembol.
Peki bu semboller çatışması, demokratik rejimin istikrarını sarsabilecek kadar derin ve şiddetli mi?
Aslına bakacak olursanız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçen günkü grup konuşmasıyla hem üniversite rektörlerine hem de dolaylı olarak Genelkurmay'a rest çekmiş oldu. Bu, yakın siyasi tarihimizde pek rastlamadığımız bir şey. O bakımdan, semboller savaşının bundan sonra nasıl gelişeceğini görmek için Genelkurmay'ın tavrını beklemek gerekiyor. Evet, maalesef öyle: Demokrasi olduğunu iddia eden bir ülkede askerin ne söyleyip ne söylemeyeceği bekleniyor.
Şimdi gelelim işin teknik yönüne...
Geçen yılın ÖSS sonuçları üstünden yapılan bir inceleme, İHL'lerin aslında pek de başarılı eğitim kurumları olmadıklarını gösteriyor. Düz İHL'lerden mezun olanlar, geçen yıl ÖSS'de ortalama 134 sayısal, 166 sözel ve 151 eşit ağırlıklı puan alabilmişler. Anadolu İHL mezunları biraz daha iyi durumda: Ortalama 166 sayısal, 212 sözel ve 191 eşit ağırlıklı. Bir de 'yabancı dil ağırlıklı İHL'ler' var. Onların mezunları ise 167 sayısal, 228 sözel ve 204 eşit ağırlıklı ortalamasına sahip.
Bir karşılaştırma yapmak için Anadolu Liseleri, Fen Liseleri ve de Polis Koleji'ne bakalım. Anadolu Liseleri için ortalama 212 sayısal, 220 sözel ve 224 eşit ağırlıklı puan söz konusu. Fen Liseleri'nde 269 sayısal, 252 sözel ve 265 eşit ağırlıklı ortalama puan var. Peki ya Polis Koleji? Orada da 207 sayısal, 210 sözel ve 214 eşit ağırlıklı ortalama puan.
Şimdi bilmeyenler için aktarayım: Bu puanın üzerine belli bir katsayı ile çarpılarak Ortaöğrenim Başarı Puanı ekleniyor. Ancak bu puanın hesaplanmasında da esas olan mezun olunan okulun ÖSS'deki genel başarısı. Oysa İHL'lerin o kadar da başarılı olamadıklarını aldıkları puanlara bakarak görüyoruz zaten. Yani okul genel olarak ÖSS'de başarılı değilse, okulun birincisi bile olsanız başarı puanınız yüksek olamıyor.
Geçen yıl İHL'lerin ÖSS'de dört yıllık üniversitelere (Açık Öğretim hariç) öğrenci sokma oranı yüzde 4.8. Bu tabii düşük bir oran. Bunda kuşkusuz düşük katsayının da rolü var. Ancak katsayı ikiye katlandığında da çok fazla şey değişmeyebilir, çünkü en azından bu yıl için öğrenci sayısı çok düşük, mezun sayısı da düşük. (Geçen yıl sadece 334 İHL'li dört yıllık okullara girdi. Bu sayı yeni yasayla üçe katlansa -ki zor- bu yıl üniversitelerin diğer bölümlerine girebilecek en çok bin kişiden söz ediyoruz.)
Peki bu yasa İHL'ye olan talebi yeniden artırır mı? Bence hayır. Çünkü talebi esas durduran faktör sekiz yıllık eğitim oldu, katsayı uygulaması bunu sadece pekiştirdi.
Gördüğünüz gibi bir yanda semboller, bir yanda da o sembollerin içini dolduran içerik. Bu içerik hayli zayıf. Bundan yola çıkarak bir rejim tartışması açmak pek kolay değil. Buna karşılık, elbette demokratik ortamda bu yasaya karşı çıkmak mümkün.
Bırakın demokrasi işlesin.

İsmet Berkan, Radikal
13.05.04