| |
Avrupa üniversiteleri özerkliklerini daha da artırmaya çalışırken,
bizde sadece bilimsel özerklik söz konusu. İdari ve mali özerklik
için Anayasa değişikliği gerekiyor
Türkiye'nin önündeki en büyük hedeflerden biri; hatta en önemlisi,
bir an önce Avrupa Birliği'ne girmek. Peki bu konuda ne kadar samimiyiz?
Konuşma söz konusu olduğunda kimse mangalda kül bırakmıyor. Ancak
iş icraata geldiğinde tüm kurum ve kuruluşlarca lime lime dökülüyoruz.
AB hayalinin gerçekleşmesi için, hükümet ile YÖK ve üniversiteler
arasında, şu günlerde kavga değil, sıkı bir işbirliğinin olması
gerekiyor. Çünkü, eğitimde, bilimde, teknolojide yol kat etmeden,
bizi ne AB'ye alırlar ne de dünyanın herhangi saygın bir başka birlikteliğine.
Ama nedense hâlâ bunu kavrayabilmiş değiliz.
Ne hükümet, üniversitelersiz ne de üniversiteler hükümetsiz yapabilir.
Batı'nın bugün geldiği nokta bu. AB ülkeleri, ABD, Japonya, Hindistan
ve arkadan gelen Çin hegemonyasına karşı ciddi arayışlar içindeler.
Birbirleriyle didişme yerine birleşik Avrupa olarak güçlerini birleştirip
diğer ülkelere karşı güç birliği çabasındalar.
Daha fazla kaynak arayışı
İşte bu yüzden Avrupa Üniversiteler Birliği ve benzeri kurumlar,
sık sık bir araya gelip ortak kararlar alıyorlar. Bu kararlardan
biri de bilime ve araştırmaya çok daha fazla kaynak ayırmak. Bir
diğeri ise, bilimin daha fazla gelişmesi için bilimsel özerkliği
olabildiğince artırmak...
Son günlerin en çok konuşulan toplantılarından biri haline gelen
Başbakan ile 8 rektörün bir araya geldiği zirvede, rektörler Erdoğan'a
sorunlarını anlatmanın yanı sıra geleceğe yönelik beklentilerini
ortaya koyan ciddi bir rapor verdiler. Bu raporda Avrupa'da bugüne
kadar bu yönde alınan kararlar ve AB'nin geleceğe yönelik bilimsel
yol haritası da bulunuyordu.
İşte üniversitelerin geleceğine yön verecek tarihi toplantılar ve
alınan kararlardan bazıları:
BOLOGNA DEKLARASYONU (1999)
1. Ortak Eğitim Sistemi'nin Avrupa'da uygulanması (Avrupa Kredi
Transfer Sistemi - ATKS)
2. 4+2 lisans ve yüksek lisans eğitim sisteminin sağlanması
3. Eğitim içeriğinin ve mezuniyet kredilerinin eşlenmesi
4. Öğrenci ve öğretim üyelerinin Avrupa eğitim kurumlarında değişimi
AB'nin 2020 hedefleri
1 - 3 Nisan 2004'te Marsilya'da gerçekleşen 2020 Yılı Avrupa Bilgi
Toplumu Toplantısı'nda, üniversitelerin aşağıda belirtilen sorunların
çözülmesi yanında yapısal değişime gitmelerinin gerekliliği de vurgulandı.
İşte Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiren ve bağlayıcı niteliği
olan bu ortak kararlardan bazıları şunlar:
• Üniversitelerde özerkliğin genişletilmesi ve hesap verilebilirliğin
sağlanması
• Kaynakların artırılması, verimli etkin kullanılması
• ABD'de olduğu gibi güçlü lider yönetiminin desteklenmesi
• Üniversitelerin küresel ortamda yarışmaları
• Dinamik, etkin, verimli ve gelişimi hedef alan yönetim benimsenmesi
• Takım çalışmalarına önem verilmesi
• Liyakata dayalı bir insan kaynakları politikası benimsenmesi
• Araştırma ve inovasyonda (yenilikçilik) kullanılabilecek her türlü
kaynak ve kapasitenin saptanması ve koordine edilmesi
• Çekici koşullar yaratılarak Avrupa dışından iyi beyinler çekilmesi
Özerkliğin üniversitelerin gelişmesinde hayati önem taşıdığı vurgulandıktan
sonra da kapsama alanı şu şekilde belirlendi:
Özerklik;
1. Akademik Özerklik
a. Bilgi üretme, yayma ve uygulamada özerklik
b. Öğretim elemanı seçme
c. Öğretim elemanı yükseltme / uzaklaştırma
d. Öğrenci seçme
e. Mezun etme
2. İdari Özerklik
3. Mali Özerklik
Özerklik hayal
Dünyanın en özerk üniversitelerine sahip Avrupa üniversiteleri,
sahip oldukları özerkliği daha da artırmaya çalışırken ve bu yönde
ülkeyi yöneten siyasilerden olabildiğince destek görürken, bizde
durum ne? Bir de ona göz atalım.
OECD kriterlerine göre, özerklik notumuz 8 üzerinden 1.5. Son tasarı
kanunlaşırsa notumuz daha da aşağılara inecek. Mevcut duruma göre,
üniversitelerimiz için sadece bilimsel özerklik söz konusu. İdari
ve mali özerklik için ise Anayasa değişikliği gerekiyor. Üniversitelerin
bu yöndeki ısrarlı isteklerine, hükümet kanadı her defasında evet
dedi; arkası gelmedi. Tartışma yaratan son yasal düzenlemede, idari
ve mali özerklik konusunda üniversitelere hiçbir rahatlama getirilmiyor.
İşte o 8 rektör
Başbakanlık'ta gerçekleşen rektörler zirvesinde adı geçen 8 rektör,
barış misyonerliği yapmalarına karşın, ne YÖK'e ne de hükümete yaranabildi
Son günlerin en çok tartışılan konularından biri de Başbakanlık'ta
gerçekleşen rektörler zirvesi. Hep 8 rektörden söz ediliyor. Ama
bu rektörler kim? Başbakan Erdoğan ve arkadaşları, bir bölümünü
kendilerini aldatmakla itham etti. YÖK Başkanı Teziç ise, "Kapalı
kapılar ardında ne konuştular bilmem" diyerek rektör arkadaşlarını
ateşin içine attı. Oysa onlar, Ecevit hükümetinden bu yana YÖK ile
hükümetler arasındaki gerginliği azaltıp üniversitelerin önünü açmak
için olağanüstü gayret içinde oldular.
Bu çabaların ne olduğuna geçmeden önce, isterseniz önce 8 rektörü
tanıyalım:
Üniversitelerarası Kurul Başkanı ve Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü
Ayhan Alkış, ODTÜ Rektörü Ural Akbulut, Ankara Üniversitesi Rektörü
Nusret Aras, İTÜ Rektörü Gülsün Sağlamer, Gazi Üniversitesi Rektörü
Rıza Ayhan, Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, Kocaeli
Üniversitesi Rektörü Baki Komsuoğlu ve Hacettepe Üniversitesi Rektörü
Tunçalp Özgen.
Çabalarının sonuçları
Barış misyonerliği yapmalarına karşın ne YÖK'e ne de hükümete yaranabilen
bu 8 rektörün uzlaşı çabaları sonucu elde ettikleri kazanımlardan
bazıları şöyle:
• Ocak 2001'de dönemin Başbakanı Ecevit'le görüşerek, öğretim üyelerinin
maaşlarının yükseltilmesini, özlük haklarının iyileştirilmesini
sağladılar.
• Eylül 2002'de üniversitelere mali özerklik getiren yasa tasarısının
TBMM'ye sunulmasına zemin hazırladılar.
• Başbakan Erdoğan ve diğer ilgililerle görüşerek Erkan Mumcu'nun
hazırladığı YÖK yasa tasarısının geri çekilmesine önayak oldular.
• 2003 sonlarında, hükümet tarafından TBBM'ye getirilen tek maddelik
ÖSS yasa tasarısının alt komisyona havale edilmesi için uğraştılar
ve Başbakan Erdoğan'ı ikna ederek değişikliğin YÖK yasasıyla birlikte
ele alınmasını sağladılar.
• Son katsayı krizine kadar Başbakan Erdoğan ile YÖK arasında arabuluculuk
yaparak gerginliğin ertelenmesi için yoğun çaba harcadılar.
Sonuç: İyi niyetlerinin kurbanı oldular. YÖK Başkanı Teziç bile
"Yaptıklarına katlansınlar" açıklamasında bulundu. Rektörler,
kendilerinin suçlu gibi ilan edilmelerine içerleseler de saygı sınırlarını
aşmak istemiyorlar. "Zaman bizim haklılığımızı ortaya çıkaracaktır"
diyorlar. Kriz atlatıldıktan sonra, kimin ne kadar haklı ya da haksız
olduğunu hep birlikte göreceğiz.
Bir kez daha Ata'ya gidiyorlar
Geçen pazartesi, bir grup sendika temsilcisi ile TBMM önünde basın
açıklaması yaptıktan sonra Meclis'e giren rektörler, yarın bir kez
daha Anıtkabir'e gidip duyarlılıklarını dile getirecekler. Türkiye'nin
dört bir yanından gelen öğretim üyeleri ve öğrencilerle birlikte
Aslanlı Yol'da yürüyüş yapacak olan rektörlere, sivil toplum örgütlerinin
de destek vermeleri bekleniyor. YÖK üyelerinin bu yürüyüşe davet
edilip edilmeyecekleri, edilmeleri halinde katılıp katılmayacakları
ise dün akşam saatlerine kadar netlik kazanmadı. Ankara'daki üniversitelerin
organizasyonu çeçevesinde gerçekleşen ziyarette, hükümetin üniversitelere
karşı aldığı tavır değerlen-dirilecek. Rektörler, hükümetle diyalog
arayışlarını devam ettireceklerini yinelediler.
Üniversiteler huzur istiyor
Hükümet ile YÖK ve üniversiteler arasındaki gerginliği, 7 gündür
uzun uzadıya irdeledik. Çok net olarak gördük ki AB üniversiteleri,
2020 stratejileri geliştirirken, biz kısır tartışmaların esiri olmaya
devam ediyoruz.
Beni okuyanlar bilir. Aylardır bu gerginliğin sinyallerini verdim.
Haksız çıkmayı çok isterdim. Ama maalesef yaşandı. Dahası, beterinden
korkuyorum. Bu yüzden defalarca dile getirdiğim, tüm tarafların
güvenirliğini kazanmış bir hakem konusunda ısrar ediyorum. Bu hakem,
hükümet ile YÖK ve üniversitelerin arasındaki buzları eritmekle
kalmamalı, artık rakip kurumlar haline gelen YÖK ile üniversiteleri
de aynı masa etrafında toplamalıdır.
YÖK yasasının değişmesini, üniversiteler de hükümet kadar istiyor.
Ama orta noktada buluşamıyorlar. Nedeni de açık: YÖK sultasından
kurtulduk derken hükümetin kontrolüne girmek istemiyorlar.
Hükümetin bugüne kadar oyalandığı doğru. Başbakan Erdoğan bu konuda
haklı. Ama ortaya tartışmalı bir yasa tasarısı koyup ardından da
incitici bir üslup sergileyince tüm haklılığı gitti.
Taraflar inatlarını sürdürmeye devam ederse zarar gören sadece üniversiteler
olmaz. Ülke de faturasını çok ağır öder. YÖK gibi olası bir reformu
sabote edenler hep çıkabilir. Ama iktidar da parlamentodaki sayısal
üstünlüğünü bir dayatma aracı olarak görmekten vazgeçmelidir.
AKP iktidarı, dış politikada, ekonomide nasıl ki AB standartlarını
yakalamaya çalışıyorsa, yükseköğretim konusunda da aynı yaklaşımı
sergilemelidir.
Ancak böyle tarihe iz bırakır!
Abbas Güçlü, Milliyet
13.05.04
|